Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün15
Bu ay218
Toplam55607
ÇİFTÇİ SEN: "DARBECİLER ÇEKİLSİN!"

ImageÇiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çiftçi Sen) Honduras’ta yapılan darbeyi kınadı. Yapılan açıklamada, “Askeri darbeleri yaşamış, acılarını çekmiş bir ülkenin çiftçileri olarak derhal işgal etmiş olduğunuz makamları seçilmiş hükümete bırakmanızı talep ediyoruz.” denildi. Çiftçi Sen’in basın açıklaması

Basına ve kamuoyuna
DARBECİLER ÇEKİLSİN!

Honduras Hükümeti’ne
Askeri darbeleri yaşamış, acılarını çekmiş bir ülkenin çiftçileri olarak derhal işgal etmiş olduğunuz makamları seçilmiş hükümete bırakmanızı talep ediyoruz.

Devamını oku...
 
GDO'LU ÜRETİME VE TÜKETİME HAYIR!


ImageGDO‘ya Hayır Platformu Bileşenleri, 28 Mart 2009 Pazar günü Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkezi‘nde bir basın toplantısı yaparak, Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı‘na tepki gösterdiler.

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Gökhan GÜNAYDIN, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kenan DEMİRKOL, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu Başkanı Abdullah AYSU ve Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan ÇAKAR‘ın yer aldığı toplantıda basın açıklaması metni, ZMO Başkanı Dr. Gökhan GÜNAYDIN tarafından okundu.

 

 

Devamını oku...
 
<< Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>

Sonuçlar 1 - 7 Toplam: 142
Türk'ün ölümü GDO'dan olsun Hükümetin sessizce TBMM’ye getirdiği ‘GDO’ ile ilgili yasa tasarısı, dünya genelinde yürütülen bir kıyamet senaryosuna bilerek veya bilmeyerek hizmet edecek.Milletvekillerinden ve TÜBİTAK üyelerinden oluşan bir grup, geçtiğimiz nisan ayında ABD’ye sessiz sedasız bir gezi düzenledi. Amerikan Tarım Bakanlığı sponsorluğunda gerçekleştirilen “GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) ve Tohum Gezisi” sonrasında, hepimizin sağlığını doğrudan etkilemesine rağmen fazla konuşulmayan üç yeni yasa tasarısı TBMM gündemine alındı.Bu yasa tasarılarından sadece biri, yeni Tarım ve Gıda Bakanlığı kurulması teklifi medyada yer alırken, Türkiye’de genetiği değiştirilen ürünlerin üretimine kapı açacak değişiklik teklifi gözlerden kaçırıldı.Yasa değişikliği ile, şimdiye kadar sadece dışardan satın alınabilen genetiği değiştirilmiş ürünler, artık Türkiye topraklarında üretilecek.Öte yandan, bütün dünyada ciddi tartışmalara neden olan ve sağlık üzerindeki olumsuz etkileri yanında, toprakta yaptığı tahribat da bilimsel araştırmalarla ortaya çıkan genetiği değiştirilmiş tohumlar ve ürünlerle ilgili böyle önemli bir kararın, sponsorlu bir ABD gezisi sonrası apar topar imzaya açılmış olması dikkat çekici.TÜRK’ÜN ÖLÜMÜ GDO’DAN OLSUN!Bu yasa tasarısının ne anlama geldiğini tam olarak anlayabilmek için, Aktüel Dergisinin geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir haberi hatırlatmakta fayda var. Dünya çapında Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO)ticareti yapan dev şirketlerin gizli amaçları arasında bazı ırkların yok edilmesi ve ‘Ari Irk’ projesinin jayata geçirilmesinin bir parçası olduğunu savunan Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu konudaki çok çarpıcı bilgilerini okumakta fayda var. Hükümetin, Genetiği Değiştirilmiş Organizmların üretiminin önünü açarken, küresel çaptaki gıda sıkıntısını gerekçe göstererek, bir nevi ‘Türk’ün ölümü GDO’dan olsun’ tavrı içinde olduğu görülüyor.ABD’li gazeteciden dehşet verici iddialarAlman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın istenmeyen ırkları kısırlaştırma planının ayrıntıları açıkladığı üprertici iddialarla şok olacaksınız!“Norveç’teki tohum deposu dünyayı ele geçirme planının bir parçası”Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin insanlık için gerçek bir kıyamet yaratacağını söylüyor. İddiaları son derece ürkütücü. Norveç’teki küresel tohum deposuyla amaçlanan arî üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı? “Kıyamet tohum deposu” olarak da bilinen Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen “kıyamet”i kim koparacak? Engdahl sorularımızı yanıtladı.KIYAMET TOHUM DEPOSUYeni Aktüel Dergisinin 29 Kasım - 5 Aralık 2007 tarihli 125. sayısında “Kıyamet Kapısı” başlığıyla kapak konusu olarak işlediği ve 26 Şubat 2008′de tamamlanacağını duyurduğu “proje”, tamamlandı. Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen o ambar, Mart 2008 itibariyle resmen faaliyete başladı. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna “kıyamet tohum deposu” da deniyor.Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini biraraya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.Buraya kadar her şey gayet iyi niyetli görünüyor. Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var.Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen’in buzlaşmış kayalıklarının altında “dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme” planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. Aktüel dergisi, ilk baskısı 2007′de yapılan, Nisan 2009′da Türkçe’ye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar” adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile “kıyamet muhafızları” dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştu.Kıyamet muhafızlarıSvalbard Küresel Tohum Deposu’nun finansörleri kimler?Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998′e dek New York merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfus popülasyonunu düşürmek amacıyla 1952′de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey. Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood Dream Works Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman, ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı.Örgütün finansörleri- Geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates!- Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont / Pioneer Hi-Bred!- Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto!- İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta!- 1970′lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla “Yeşil Devrim” diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller!- ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor.Yani özetle, GDO tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor.Dünyanın pek çok ülkesinde “zaten var olan” tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?Ebu Garib tohumları nerede?Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra o tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da biraraya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.“Ari ırk yaratma projesi”Peki tekel olma arzusunun temelinde yatan tek sebep ekonomik mi?Hayır. Bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971′de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Grubu olan CGIAR’ı kurdu. CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) “modern tarım ürünü” kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD’de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO’lu “Gen Devrimi”nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular. CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı’nı ve Dünya Bankası’nı da işin içine dâhil etti.“Rockefeller Hitler’in de finansörüydü”Üstün ırk yaratma projesi tam ola­rak nasıl bir şey?Rockefeller Vakfının ve zengin finans kurumlarının 1920′lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaş­tırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Nazi­ler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hit­ler’in öjenik çalışmaları da bugün Sval­bard’a milyonlarca dolar akıtan Roc­kefeller Vakfı tarafından finanse edil­mişti. Rockefeller Vakfı, Third Re-Ich’s Kaiser VViIhelm Instilutcs’nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyor­du. 2. Dünya Savasında ABD resmi olarak savaşa Hitler Almanya’sının karsısında olarak girerken, Rockefel­ler Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftvvaffe ve VVehrmacht bir­liklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili ABD Senato araştırma­sı da yapıldı.Rockefeller Vakfı insanı “gen dizilim­lerine” indirgemeye çalışan sözde mo­leküler biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan özelliklerini istenen şe­kilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hit­ler’in ‘Ojenikçi’ bilim adamları 2. Dünya Savasından sonra sessizce ABD’ye gö­türülmüş ve Çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusun­ da ilk adımları atmışlardır.Gıdalar ile negatif ojenikAmaç tarım yani gıdalar üzerinden üstün ırk yaratmak mı?Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920′den beri biricik amacı “negatif öjenik”tir. “Negatif ojenik” istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. Aile Planlaması Enternasyonalin ku­rucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger, 1939′da Harlem’de “Negro (Zenci) Projesi” adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşı­na yazdığı mektupta açıkça dile getiri­yordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz”.20 yıllık kısırlaştırma projesiNegatif öjenik bir kısırlaştırma pro­jesi mi?Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, genetik mühendisliği marifetiyle, yendiğinde erkeği kısırlaş­tıran bir mısır geliştirdiklerini açıkladı. Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok il­ginçtir ki Epicyte, genetiği değiştiril­miş sperm öldürücülü mısırı ABD Ta­rım Bakanlığfndan (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti. Bir başka örnek 1990′larda BM Dün­ya Sağlık örgütü, Nikaragua, Meksika ve Filipinler’de 15 ila 45 yaşları arasın­daki milyonlarca kadının tetanoza kar­şı aşılanması için bir kampanya başlat­tı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi. Test sonuç­ları ile, Dünya Sağlık örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaş­taki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı.Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla birleştiğinde kadınların hamile kalma­sını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rocke­feller Vakfı, Rockefeller Nüfus Kon­seyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık örgü­tü (WHO) için tetanoz taşıyıcın bir kı­sırlaştırma aşısı üretmek için 1972′de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrı­ca Svalbard Kıyamet Tohum Deposu’nun ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 mil­yon dolar bağış yapmıştı!Hibrid tohumlarla tekel tuzağıRockefeller’in gelişmekte olan ülke­lerde yürüttüğü Yeşil Devrim çalışma­larına bu açıdan bakınca korkunç gö­rünüyor…Rockefeller Vakfı 1946′da sadece adı yeşil olan “Yeşil Devrim”i başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60′larda Rocke­feller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıs­lah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık so­rununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra. Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım ısı geliştirme planı olduğu ortaya çıktı tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstri­si işinde yaptıkları gibi.Nasıl tekelleştiler?Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasa­larda yeni hibrid tohumların üretilme­sine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid to­hum patentlerinin DuPont / Pioneer Hi-Bred’in ve Monsanto’nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO’lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid to­humlar ve bu tohumların ihtiyaç duy­duğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro-kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rocke­feller kontrolündeki büyük petrol şir­ketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaç­lan da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu.Yeşil devrim aslında bir “kimyasal darbeydi”Geliş­mekte olan ülkelerin yüksek miktarda­ki gübre ve ilaç girdisini finanse etme­leri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankasından kredi notu ala­rak ve ABD hükümetinin garantisi al­tındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borç­lar aldılar.Sonuç?Bankalara ve tefecilere borçlanan çift­çiler genellikle topraklarını kaybetti­ler, iş aramak için şehirlere göç ettiler fabrikaların ucuz işçi açığı da kapan­mış oldu.Patentli biyolojik silah Peki ya bugün?Bugün de Gates ve Rockefeller Afri­ka’da Yeşil Devrim adı altında bir pro jeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yi­ne GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.Büyük bir tekelleşme tehdidiyle kar­şı karşıyayız…Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington’dan gelen emirler doğrultusunda Washington’un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum ver­meme olasılığı da var. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli to­humların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdala­ra çevrilebilirler. Kaynak: 24.06.2009 -www.haber1.com 

8 bin çiftçinin elektriği kesildi ÖDEMİŞ, TİRE, BEYDAĞ VE KİRAZ’DA ÜRETİM YAPILAMIYORMuhalefet çiftçinin elektrik borçlarını hasattan 4 ay sonra taksitle ödeyebilmesini sağlayacak bir düzenlemeye gidilmesi için harekete geçtiTEDAŞ’A borcunu ödeyemeyen tarımsal sulama abonelerinin durumunun, yaz aylarında sebze ve meyve fiyatlarında anormal yükselişleri beraberinde getirebileceği belirtiliyorİzmir’de ekonomisi tarıma dayanan Ödemiş, Tire, Beydağ ve Kiraz ilçelerinde borcunu ödeyemediği için elektrikleri kesilen tarımsal sulama abonesi 8 bin çiftçi üretim yapamaz hale geldi.İzmir genelinde sayıları 62 bine ulaşan tarımsal sulama abonelerinin, TEDAŞ’a olan toplam elektrik borcunun 34 milyon TL olduğu öğrenildi. TEDAŞ bu borcun 8 milyon TL’lik kısmı için haciz işlemi başlattı. 7 bin çiftçi ise icralık duruma düştü.Ürün çeşitliliği ve üretim hacmiyle Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biri olan İzmir’de ortaya çıkan bu tablonun, yaz aylarında sebze ve meyve fiyatlarında anormal yükselişlere neden olabileceği belirtiliyor. Verim ve ürün kalitesi açısından büyük önem taşıyan sulamanın gerektiği şekilde yapılamaması tarımla beraber hayvancılık sektörünü de etkiliyor. Ödeme güçlüğü içindeki çiftçinin elektrik borçlarının yeniden yapılandırılması için harekete geçen CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan, konunun araştırılması ve gerekli önlemlerin alınması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması istemiyle TBMM’ne başvurdu.Ayhan, çiftçinin üretim faaliyetine ara vermeden devam edebilmesi, kesilen elektriklerin açılması ve TEDAŞ’a olan borçların hasattan 4 ay sonra taksitle ödenmesini sağlayacak bir düzenleme yapılmasını istedi. Sorunun sadece İzmir’de değil tüm Türkiye’de yaşandığını belirten Ayhan, mevcut elektrik borçlarının faizlerinin bir defaya mahsus olmak üzere silinmesini ve sadece ana paralarının ödenmesini önerdi.Patates tehlikedeTEDAŞ’a borcunu ödeyemediği için elektriği kesilen ve üretim yapamaz duruma gelen çiftçilerin en yoğun olduğu ilçelerin başında Ödemiş geliyor. 30 bin hektar alanda sulu tarım yapılan, 50 bin büyükbaş hayvandan günlük 700 ton süt üretilen ilçede, 8 bin 353′ü ruhsatlı, toplam 14 bin sulama kuyusu bulunuyor. Türkiye’nin en önemli patates üretim merkezlerinden biri olan Ödemiş’te sulama kuyularının büyük bölümünün ödenemeyen borçlar nedeniyle elektriksiz kalma tehlikesi yaşadığı belirtiliyor. TEDAŞ’ın elektriği kesmesi durumunda patates üretimi tamamen yağacak yağmurların durumuna bağlı olacak. Ödemiş’te 68 bin 674 dekar alanda patates üretiliyor. Yeterli sulama yapılamaması durumunda 2009 yılı için 176 bin 800 ton olarak belirlenen patates üretiminde ciddi düşüş yaşanacak.Çiftçiler icralıkTarımsal amaçlı sulama sıkıntısı Ödemiş dışında Kiraz, Beydağ ve Tire ilçelerinde de kendini gösteriyor. Toplam 12 bin 308 kayıtlı tarımsal sulama abonesinin bulunduğu bu dört ilçede 456 çiftçi hakkında icra işlemi uygulandı. Hakkında icra işlemi başlatılan bu 456 abonenin 2002-2009 yılları arasındaki elektrik borcunun ana para tutarının 1 milyon 420 bin 778 TL olduğu öğrenildi. Yüksek elektrik fiyatları bu ilçelerde tarımsal ve hayvansal üretim dışında çevreye de büyük zararlar veriyor. Arıtma tesisi olan pek çok köyde muhtarlar fatura kabarmasın diye bu tesisleri çalıştırmıyor. Arıtma tesislerinin elektrik maliyetlerini düşürmek için çürümeye terk edilmesi beraberinde ciddi çevre sorunları getiriyor. Kaynak: 21-Haziran-2009 Yeni Asır / www.karasaban.net



Peru'da Yerliler Kazandı, Yağma Yasası İptal Edildi Peru’da Kongre, polisle Amazon yerlileri arasında çatışmalara yol açan tartışmalı yasaları yürürlükten kaldırdı. Peru’da yerlilerin dediği oldu. Kongre, yerlilerin topraklarında madencilik ve enerji alanlarında yabancı yatırıma imkân tanıyan 1090 ve 1064 sayılı yasaları 14′e karşı 82 oyla feshetti.Yerli hakları grubu Aidesep’in başkanı Daysi Zapata da bunun, Peru’daki tüm yerliler için tarihi bir gün olduğunu kaydetti. Yerli gruplardan yollara ve nehirlerin üzerine kurdukları barikatları kaldırmalarını ve protestolara son vermelerini isteyen Zapata, ancak değişiklik yapılması gereken başka yasaların da bulunduğuna dikkat çekti.Atalarının topraklarının yabancı yatırımlara açılmasını istemeyen Amazon yerlileriyle polis arasındaki çatışmalar, 5 Haziranda polisin yol üzerindeki barikatı kaldırmak istemesi üzerine çıkmıştı. Hükümet çatışmalarda 23 polis ve 10 sivilin öldüğünü, 1 polis memurunun kayıp olduğunu açıklamıştı. Yerlilerin liderleriyse çatışmalarda onlarca sivilin öldüğünü kaydetmişti. Kaynak: www.karasaban.net  

Anketler

Kimler Sitede