Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün232
Bu ay5195
Toplam669427
TARIMDA NEOLİBERAL DÖNÜŞÜM VE KÜÇÜK KÖYLÜLÜĞÜN TASFİYESİ PDF Yazdır E-posta

 

              Halkevleri’nin düzenlediği Halkın Hakları Forumu’na katılmak üzere ülkemize gelen ABD’li sosyolog James Petras, 5 Haziran tarihinde İstanbul’da bir söyleşi yaptı.  Bu söyleşinin çevirisini Ayşen EREN bizlerle paylaştı. 

 

TARIMDA NEOLİBERAL DÖNÜSÜM VE KÜÇÜK KÖYLÜLÜĞÜN TASFİYESİ        

                                                                                                  JAMES PETRAS

 


Köylü ve ekolojik hareketler ile ilgili konuşmama günümüzdeki uluslararası duruma odaklanarak başlamak istiyorum.  Bu uluslararası durumun köylü sosyal hareketleri üzerinde etkisi var. Köy yaşamındaki gelişmeler üzerinde belirleyici olan, bugünkü uluslararası durumu etkileyen iki temel etken var.  Uluslararası durumun birinci etkeni uluslararası pazarlardaki yüksek metal ve tarımsal ürün fiyatları.  Bu yüksek fiyatlar tarımsal-ticaretin gelişmesini teşvik etti.   Yüksek tarımsal ürün fiyatları ve tarıma büyük ölçekli sermaye girişi sonucunda çok belirgin olarak toprak fiyatları yükseldi.  Aynı zamanda tarım ilaçı, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş tohum gibi kimyasal girdilerin de fiyatları arttı.  Bu etkenlerin, yüksek tarımsal ürün fiyatları, değerlenen toprak ve büyük ölçekli tarımsal ticaretin gelişi sonucu, çiftçi ve küçük üreticilerin büyük çapta tasfiyeleri oldu.  Aynı zamanda köylünün toprak sahibine ödediği kira arttı.  Böylece uluslararası fiyatların artışı büyük toprak sahiplerinin yararına olurken, tarımsal işçiler ile kiracı köylüler için yıkım oldu.   İlk defa Wall Street, Londra borsası ve diğer büyük borsalar büyük ölçekli toprak mülkiyeti için yatırım yapıyorlar.  Özellikle Brezilya ve Arjantin'de.  Yalnız tarımsal ticaret değil aynı zamanda pekçok yüksek riskli yatırım fonu da tarıma yatırım yapıyor.

Peki fiyatlar niçin yükseldi?  Yabancı sermayenin büyük ölçekli yatırımla büyük miktarda toprak alması işlemini teşvik etmek için.  Doğrudan doğruya iki etken, biri Çin'de, ikincisi Hindistan'da yükselen talep.  Bu iki ülkenin sanayileşmesi ve insani tüketimin artması uluslararası stoklar üzerine baskı koymuştur.  Giderek artan bir öneme sahip ikinci etken artan benzin, petrol ve enerji fiyat artışıdır.   Petrol fiyatlarındaki yüksek fiyat artışı sonucu ethanol üretiminde büyük ölçekli bir artış var.  Ethanol tahıla büyük ölçekli yatırım demek.  Ama gıda tüketimindeki tahıllara değil ethanol için gereken tahıllara.  Bugün tarımdaki ethanol üretimine yatırım yapan büyük yatırımcıların pekçoğu aynı zamanda petrol sektörüne de yatırım yaptılar.  Biz daha fazla geleneksel tarımdan bahsedemeyiz.  Geleneksel tarım tartışması yapamayız.  Şimdi bunlar marjinal etkenler.  Bunların yerini tarımı, enerji kaynakları üzerinde anahtar kontrol olarak gören büyük uluslararası kapitalist sınıf, sermaya grupları ve şirketler, aldı.   Pekçok yanılgıya düşen ekolojist fosil yakıtlardan etanola dönüşü olumlu karşıladı.   Fosil olmayan yakıtların kullanımı aracılığıyla sürdürülebilir gelişmenin olduğunu söylediler.  Köylü hareketinin özellikle Brezilya'daki pekçok lideri ve Fidel Castro karşı çıktı.  Fidel Castro çok önemli bir konuşma yaparak ethanol çiftçiliğinin gıda ürünleri için kullanılan toprakları ele geçirdiğini söyledi.  Bir diğer deyişle  arabalar için daha çok gıda ama insanlar için daha az gıda olacak.  Bunun sonuçlarını çoktan gördük, mısır fiyatları iki kat arttı.  Bu mısır temelli yiyeceklerin fiyatlarının hayvan yemi dahil artması demek.  Bu genetiği değiştirilmiş mısır ve diğer ürünlerin üretimini teşvik etti ve yaygınlaştırdı.

 

Burjuva devleti ile tarımsal-ticaret arasındaki yakınlaşma iki noktada görülür.  Şirketler, uluslararası şirketleri için çok büyük kar hatta monopol kar imkanı var.  Bu devlet için daha fazla döviz, döviz kaynaklarındaki artış ve bunları finanse etmek için daha büyük kapasite demektir.  Yeni yabancı yatırımcılar ülkeye gelir ve yurtdışı borcu ödenir.  Bu yüksek fiyatlardan küçük çiftçiler yararlanır mı? diye biri sorarsa.  Çevap hayırdır.  Niçin? Çünkü tarımsal ticaret aynı zamanda tarımsal ürünleri büyük ölçekli olarak ihraç eder.  Bu çiftçileri tasviye eder.  İkinci olarak ABD'den sübvansiye edilmiş gıdayı tüketim için  ithal eder.  Bu geleneksel ekonomistlerin açıklayamadıkları bir durumdur.  Yüksek tarımsal fiyatlar, tarım sektöründe yüksek verimlilik ve düşen gelir.  Köylü ve tarım işçilerinin büyük çoğunluğu için düşen fakat tarımsal ticaret için artan gelirler.  Dolayısıyla toplam istatistiklere bakarsak ve sınıf analizini uygulamazsak yanılırız.  Sınıfsal analiz kırsal alan giderek daha fazla kutuplaştığı için gereklidir. 

Bugün kırsal alanda temel çelişki ethanol üreticisi büyük ticari ihracatçılar ile besin üretimi ve yerel tüketim için çalışan küçük çiftçi aileleri ve köylüler arasındaki kapitalist çelişkidir.  Ethanol için tahıl ihracatı tarımsal üretimin yerine geçtikce şehirlerdeki gıda maliyeti artacaktır.  Pekçok küçük çiftçi büyük çiftçilerin ideolojileri tarafından  ikna edilip  genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanmaya başlamışlardır.  Büyük kimya şirketlerinin ideolojisi modern ve bilimsel ve aynı zamanda karlı çiftçilik için genetiği değiştirilmiş tohumların kullanılmasıdır.  Ama genetiği değiştirilmiş tohumların çalışması için çok pahalı bir paket için ödeme yapılması gerektiğinden bahsetmeyi unutuyorlar.  Bu paket, pahalı organik olmayan kimyasal gübreler ve tarım ilaçlarıdır.  Bu tohumların kısır olduğunu bir sonraki sene kullanılmayacaklarını ve bu tohumları sürekli monopol tohum şirketlerinden almak zorunda olduklarını farkederler.  Bu tohumlar dayanıklılıkları çok sınırlıdır bu yüzden yeni kimyasal girdiler kullanırlar.  Bunlar çiftçinin üretim maliyetinin artırmasına neden olur.  Bazı dar kafalı liberal burjuvalar ve sosyal demokratlar "biz uzlaşma yapıyoruz.  Bazısı genetiği değiştirilmiş tohum kullanabilir.  Bazısı kullanmak istemez ve kullanmaz" diyor.  Fakat biz, genetiği değiştirilmiş ürün yetiştiren çiftliklere sınır komşusu olan çiftliklerdeki tohumların bir çiftlikten diğerine geçen tohumlar tarafından etkilendiklerini ve GDOsuz çiftliklerin kirletildiklerini biliyoruz.  Barış içinde birlikteliğe sahip olamazsınız.  Çünkü birinden gelen tohum diğerindeki tohumlara karışır.  Bu "ya hep ya hiç" mücadelesidir.  Ya GD ürün yetiştireceksiniz veya GDOsuz ürün yetiştireceksiniz. Orta yol yoktur.

Sosyal hareketleri etkileyen uluslararası durumla ilgili ikinci nokta Avrupa Birliği tarafından desteklenen ABD'nin silahlanması ve üçüncü dünyadaki mücadelelere karışmasıdır. Terörizme karşı silahlı mücadele Afrika, Asya ve Latin Amerika'da vardır. Terörizme karşı savaş şemsiyesi altında tarımsal-ticaretin genişlemesine karşı direnen köylülere karşı devlet terörizmi de vardır.  Afganistan, Irak'daki ABD savaşları, İsrail'in Filistinlilere uyguladığı baskı, Lübnan'ın işgali,  İran ve Suriye ile yeni savaş tehditleri, Somali'deki direnişçilere karşı ABD baskısı sadece buzdağının görünen kısmıdır.  Çünkü Venezuela'ya, oradaki tarımsal reformlara ve ulusal liberal politikalara karşı ABD saldırısı vardır.  Irak'taki direnişin bugün dünyadaki ABD saldırılarının genişlemesini engellemesi bakımından taşıdığı büyük önemi küçümseyemeyiz.  ABD'nin Irak'ta felç olduğu için bugün ikinci bir kara savaşına kalkışamamaktadır.  Bu bir diğer ülkeye hava yoluyla örneğin İran veya başka ulusları örneğin Somali'deki Etyopyalıları, diğer Afrikalıları kullanarak saldırmayacağı anlamına gelmez.  Bu silahlanma tarımsal-ticaretin yayılmasına eşlik etmektedir.  Açıklamak gerekirse silahlanma her zaman ordunun kullanımı anlamına gelmez.  Bu polis, yerel güvenlik ajansları veya şahsa ait silahlı adamlar demektir.  Silahlanmanın etkilerinden birisi, yasadışı ürünlere dönüştür.  Silahlanma Afganistan'ı eroin ve afyon yetiştirme merkezi haline getirmiştir.

Latin Amerika'da, Peru, Ekvator, Kolombiya ve Bolivya'da köylülerin geleneksel ürünleri azalmış ve yeni yasadışı ürünler yetiştirilmektedir.  Bu ürünlerin sökümü köylüleri silahlı direnişe doğru yöneltmektedir.  Size bazı dinamik sırlar vermeme izin verin.  Bir parça toprağım olsun.  Birkaç koyunum ve birkaç zeytin ağacım olsun.  Biraz sebze yetiştireyim.  Büyük tarımsal ticaretle rekabet etmeyecek bir başka ürün yetiştirmek için başka bir alana taşınmaya zorlanıyorum.  Rekabet edebilecek ve iyi gelir sağlayacak ne yetiştirebilirim?  Haşhaş ve mariyuana..  Bu dünya pazarları ve şirket tarımsal kapitalizminin baskılarının bir sonucu olarak ürünlerin birbirinin yerine konması işlemidir.  Yasadışı ürünlerin yok edilmesi, tarımsal ticaretin kamusallaştırılması, köylülerin yerel marketlere yakın verimli ve karlı topraklara yeniden yerleştirilmeleri ile mümkündür.

Bu uluslararası birlikte yeni sınıf ittifakları neler?  Tarımsal-ticaret, devlet, ihracat sektörü, sermaya finansmanı, gıda işlenmesi ve fiyatları hep birlikte birleşip bir ittifak oluşturmuşlardır.  Sermaya bütünleşmiştir.  Ve büyük enerji şirketleri bu yeni yönetici sınıfın ayrılmaz önemli bir parçası haline gelmiştir.  Bugün, ulusal kent soylusunu yabancı ittifaklara bağlayan uygulanabilir köylü hareketi yoktur.  Köylü hareketinin ulusal kentsoyluları ile ortaklık kurma olasılığı yoktur.  Bugün kentsoylular çiftliklerin ulusal pazarları ile değil uluslararası pazar için tarımsal ihracata yatırım ile ilgileniyorlar.  Bugün köylülerin doğal ortakları kimlerdir?  Bir büyük grup şehirli tüketicilerdir.  Sınıf bakış açısına sahip solcu ekolojistler ve toprağın özelleştirilmesinden olumsuz etkilenen kamu çalışanları çünkü bu aynı zamanda kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamına gelir.  Maalesef kimyasal gübre ve tarımsal ilaç gibi büyük kimyasal sektörlerinde çalışan işçiler gibi bazı sektörlerdeki endüstriyel işçi sınıfının sallantıda olduğunu kabul etmeliyiz. 

Şimdi hep birlikte günümüzdeki çağdaş köylü hareket ve mücadelesindeki bazı örneklere bakalım.  Çok büyük köylü hareketlerinden ve son günlerdeki bazı deneyimlerden bahsedeceğim.  İlk önce Brezilya ve MST krizi.  Geçen 20 yıl içinde  500,000'den fazla militanı ile muazzam bir hareket olan MST grubu toprak istimlak etmiş, işçi sendikaları, dini gruplar ve diğerleri ile ittifaklar kurmuştur.  Fakat sosyal bir organizasyon olarak büyürken politik görüşü eksik kalmıştır.  İşçi partisi denilen sosyal demokrat parti ile işbirliği yapmaya karar verdiler.  İşçi partisi solda başlayıp merkeze kayan bir partidir.  Seçime odaklı sosyal demokrat parti ile ittifak yapma stratejisi tam bir felaket olmuştur.  Çünkü onlar doğrudan mücadele yerine hükümetin reformlar için yeni yasaları uygulamasını beklemiştir.  Sosyal demokrat başlayan Lula tarımsal-ihracat sektörü yani ethanol çiftlikleri ile işbirliği yapmıştır.   Ve köylülerin tarımsal sorunları ile reformları gündem dışı bıraktı.  Lula, Çin ve denizaşırı ihracat için desteği organize etmiştir. Brezilya büyük ticari açık biriktirdi, dış borcunu ödedi ama topraksız işçileri marjinalize etti. Fakat 4 yıl boyunca MST, Lula ile görüşmeye devam eder.  Söz vermeler, açıklamalar.  Sonuç sıfır.  Çünkü onlar baskı ile hükümetin tarımsal ticaretten köylülüğe kayacağını düşündüler.  Fakat burada söz konusu olan sadece basit bir politika değildi.  Bu devlet ile tarımsal ticaret arasında kurulu bir yapısallaşmaydı.  MST ikinci seçimlerden sonra şimdi hatalarını düzeltme çabası içindedir.  Kamu çalışanları ile sayısız ittifaklar kuruyorlar.  23 Mayıs'ta Lula'ya karşı tüm Brezilya'da gösteriler düzenlediler.  MST, Haziran içinde 17,000 delegenin katılımı ile ulusal kongre düzenleyecek.  İlginç olan sloganları, "tarımsal reform ve sosyal adalet".  Bugün tarımsal reformlar için yerel kentsoyluların desteğini kazanmalarının yolu olmadığını anladılar bu yüzden şehirlerdeki hareketler ile yeni ittifaklar kurmaya yöneldiler.

Bolivya'daki köylü ve yerli hareketi. Bu hareket liberal hükümeti devirmiş ve köylü bir lideri ülke başkanı olarak seçmiştir.  Köylü hareketi Evo Morales'i desteklemektedir.  Evo Morales burjuva hükümetini devraldı ve ulusal burjuva sınıf, uluslar arası yatırımcılar ve köylüler arasında bir koalisyon kurmaya çalışmaktadır.  Geldiği sosyal kökene rağmen miras kalan aynı tarımsal ihracat stratejisini desteklemektedir.  Üretken çiftliklerin kamusallaştırmayacağını söylemektedir.  Bu aptalca.  Çünkü üretken çiftlik ne demektir?  Birinin bir ineği veya birkaç koyun 10 veya 100 dönüm arazisi oldu bu adam üretken midir?  Bolivya'daki en kaliteli, verimli toprağın %75'ini 100 aile kontrol etmektedir.  Çiftçilere ne kalmıştır?  Hazine arazisi.  Hazine arazisi nerededir?

Bugün Latin Amerika'daki köylü hareketleri dar kafalı kentsoylu seçime odaklı partilere güvenemeyeceklerini çünkü bunların hükümet olana kadar kendilerini desteklediklerinin dersini aldılar.  Lula ve Morales iktidara gelinceye kadar köylü mücadelesini desteklediler. Hükümet olup, bakanlıkları alınca kentsoyluların isteklerini dikkate aldılar.  Onlar devleti değiştirmedi, devlet onları değiştirdi.  Bazı köylülerin dediği gibi "devlete yaklaşan köylülerden uzaklaşır".   Bu resimdeki bakış açısı nedir?  Hangi yeni koalisyonları hayal edebiliriz?  Kimisi köylü hareketi için ekolojistler ile çalışmamız gerektiğini söylüyor.  Ekolojistler çok eğitimli ve çok bilgili fakat büyük bir kitle temeline değiller.  İkinci olarak pekçok sivil toplum kuruluşu köylü hareketinden birşeyler öğrenmek ve liderlerin saygı göstermek yerine hegemonyaları altında almak ve bu hareketin profesörü olmak istiyorlar.  Alçak gönüllü olmayı öğrenmeleri ve şehirlerde halkı organize etmeye çalışmalılar.  Tüketicileri örgütlemeli ve aynı zamanda eğitmeliler.   Yüksek tarımsal ürüm fiyatların yarattığı sorunların fakir köylüler tarafından değil hükümet ve ihracat yapan tarımsal-iş sektörlerince yaratıldığını net olarak açıklamalılar.  Ekolojistlerin genetiği değiştirilmiş gıdalarla ilgili ürün problemlerine dair iyi eğitim vereceklerini ama örgütlenme tarafında başarılı olamayacaklarını düşünüyorum.  Ekoloji, tüketiciler ve çiftliklerdeki köylüler arasında köprü kurmalılar.  İkinci ittifak etnik grupların sınıfsal bir birlik oluşturmalarını koordine etmektir.  Size çok ciddi bir örnek vermeme izin verin.  Bolivya'da yerliler felaket şekilde sömürüldüler.  Halk olarak kendi kimliklerini yeniden buluyorlar.  Kimi liderleri yerli ulus olarak ayrılık çağrısında bulunuyor.  Bu felaket bir çözüm.  Çünkü ülkenin tüm önemli zenginlikleri, petrol, madenler yerlilerin topraklarında değil.  Eğer ülke bölünürse, yerliler ülkenin gelişme ve kalkınmasını finanse edecek en az kaynağın olduğu en yoksul bölgesinde yaşayacaklar.  Bolivya'da bugün en gerici grup ayrılıkçılar.  Çünkü benzin, demir, petrol ve kalaya hakim olacaklar.  Sadece yerli halkın haklarına saygılı birleşikçi ulusal bir hükümet başarılı olabilir.
 
Uluslararası emperyalizm ile mücadelede güçlü bir devlete ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.  Emperyalistlerin kışkırttığı ayrılıkçılara  karşı direnmelisiniz.  İKi alanda mücadele etmelisiniz.  Azınlıkların tanınması ve mücadelenin ulusal doğasının kabulü.  Ekoloji, emperyalistlerin toprak ve yerel ürünlere sızmalarına karşı ulusal bir politika ile organik tarımın destekçisi olan köylüler başta olmak üzere herkesi ilgilendiren bir sınıf ittifakı geliştirmelidir..

 
< Önceki
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede