Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Çeviriler arrow Bilimin şiddetinden uzak durmamız gerek.
Bilimin şiddetinden uzak durmamız gerek. PDF Yazdır E-posta


Dr. Vandana Shiva
Çev. Pelin Doğan

Bilim ve teknolojinin hayatlarımızı iyileştirmek için olduğu varsayılır.  Böyle olduğu halde,  bilgi birikiminin üretim ve tüketiminin baskın gelenekleri ve teknolojik gelişmeler, insana ve diğer türlere karşı şiddetin ana kaynağı haline gelmeye başlamıştır.

Şiddet, bilgilerin organize edildiği metaforların (benzetmelerin) içine yerleşmiştir. Genetik mühendisliği araçları “gen-silahları”dır. Bitkiler ve böcekler ‘Roundup’, ‘Avenge’, Squadron’ ve ‘Prowl’ tarafından imha edilecek düşmanlardır*.  Şap hastalığı gibi geçici enfeksiyonlar bile “korkunç musibet”, “canavar”, “seri katil” hatta “başıboş yırtıcı” olarak algılanıyor.

Baskın bilgi sistemlerimiz içindeki şiddet, bağımsız ve canlı olan her şeye duyulan korkudan ortaya çıkar. Doğa ve insan üzerine düşünme biçimlerinin olası sonuçlarının bilinçsizliğinden ortaya çıkar. Ve alternatiflerin – alternatif bilme biçimlerinin ve diğer bilgi sahiplerinin- göz ardı edilmesiyle güçlenir.
Özerk olmanın özgürlüğünden, kontrol ve idarenin ötesinde kendi kendini organize eden sistemlerden doğan korku, ve alternatiflerin farkında olmayış, İngiltere’nin çiftlik hayvanlarına açtığı savaşı teşvik etmiştir, ki bu savaşta 3 milyondan fazla hayvan, öldürücü olmayan ve iyileştirilebilir olan enfeksiyonu kırsal alandan temizlemek için geniş çaplı bir  askeri operasyonla şehir dışında vuruldu ve/veya itlaf edildi. Memleketim olan Garhwal’ın dağ köylerinde şap hastalığına (fmd) “khurpaka” denir. Ormanlarımız ve çiftliklerimizdeki bitki çeşitliliği sayesinde -Bhojpatra bitkisinin kabuğundan elde edilen macun, karabuğday kökü macunu ve şeftalinin taze yapraklarıyla- tedavi edilir.

Hastalık ve enfeksiyonlar insan, bitki ve hayvan yaşamının bir parçasıdır. Hastalığa tolerans göstermemek hayata tolerans göstermemeyi doğurur. Bu da milyonlarca çiftlik hayvanının sanrısal bir hastalıksız dünya arayışı içinde ölümüne sebep olabilir.

Hala daha, teknoloji ve ticaret sistemlerimiz hastalıkları yaratıyor ve yayıyor. Küreselleşme, şap hastalığının hızla ve geniş alanlara yayılmasının sebeplerinden biri olarak belirlendi. Ayrıca, sığır yemi hazırlamak üzere hastalıklı ve enfekte ineklerin kullanılmasındaki süper yaratıcı fikir, deli dana hastalığının da kökeni olarak belirlendi. İnekler otçuldur, etçil değil. Onları etle beslemek şiddettir. Onları “bilimsel yem” adı altında hastalıklı etlerle beslemek iki kat şiddettir ki bu şiddet besin zincirinde zincirleme bir reaksiyonun tetikleyicisi olmuş ve insanları da etkilemiştir.
“İyileştirilmiş yem” ve “iyileştirilmiş tohum” söylenene göre teknolojik mucizelerdir. Melez tohumlar da yüksek kâr vaadiyle birlikte gelen “büyük teknolojik buluşlar”dır. Ama saklanamazlar ve zararlılara karşı korunmasızdırlar. Melez tohumların küreselleşme nedeniyle Hindistan’ı doldurmasıyla beraber, çiftçiler tarım ilacı ve tohum edinebilmek için borç almak zorunda kalmıştır. Melez mahsulü sulamak için derin kuyular kazmak zorunda kalmışlardır. Melez pamuk tohumları Hindistan’a girdiğinden beri tarım ilacı kullanımı %2000 arttı. Bir iki yıl içinde, çiftçiler borca battı ve onları borç batağına sürükleyen tarım ilaçlarını içerek intihar etmeye başladılar. Teknolojik bir mucize, bir insanlık felaketine yol açtı. Bir tahmine göre Hindistan’da 200.000 çiftçi intihar etti. Nasıl olduysa bu insanlık felaketi müşterek bir fırsata dönüştü. Küçük çiftçiler ne kadar hızlı yok oldularsa, kimyasallara, genetik mühendisliğine ve makineleşmeye bağımlılık da o kadar arttı.

Bir ekolojik tahribin, tarım üzerinde kolektif bir kontrol fırsatı haline nasıl geldiği, Kanadalı bir çiftçi olan Percy Schmeiser örneğinde açıkça görülebilir. Percy 50 yıldır koruduğu ve sakladığı tohumlardan kanola** üretiyordu. 1997’de Monsanto’nun ‘Roundup Ready Canola’sı***-Roundup Hazır Kanola isimli tohumu- bölgeye geldi. Percy’nin kanola üretimine bulaştı. Monsanto, Percy’nin arazilerinden gizlice kanola örnekleri toplamak için Robinson Investigation (Robinson Soruşturma bürosu)’ı tuttu. Toplanan örneklere göre de, Monsanto Percy’ye genlerini çalmaktan dava açtı.

29 Mart 2001’de Hâkim Andrew Mackay genlerin Percy’nin arazisine nasıl geldiğinin önemi olmadığına karar verdi: Percy, Monsanto’nun 1.313.830 numaralı patentini ihlal etmişti. Genetik kirlenme vasıtasıyla Percy’nin arazilerine gelen polen ve tohumlar, Percy’nin çalma teşebbüsü olarak kabul edildi. Böylece Percy’nin mülkiyet hakkı korunmazken Monsanto’nun tohum ve genlerle ilgili fikri mülkiyet hakkı “kutsal” sayıldı.
Çevresel kanun ve düzenlemelerde, “Polluter Pays Principle” (Kirleten Öder Prensibi-PPP) kuralı vardır. Ancak, Mackay’in Percy’ye karşı Monsanto davasındaki kararına göre, mahkeme kirletene para ödenmesi gerektiği sonucuna vardı. Kirliliği yayma böylece genetik endüstrisinin ürünler ve çiftliklerin mülkiyet ve kontrolünü devralmada en son silahı haline geldi.

“Precautionary Principle” (ihtiyatlılık ilkesi), ekolojik güvenliğin kalbinde yer alır. Bu tedbire göre eğer emniyetin kanıtı yoksa biz dikkatliden de dikkatli davranıp ona göre ekstra önlemler almalıyız. Bu sebeple, tüketim grupları, çevresel organizasyonlar ve çiftçi dernekleri, genetik mühendisliğinin ticarileşmesinin dondurulması çağrısı yapmaktadır. İhtiyatlılık ilkesi ayrıca alternatiflerin arayışı ve desteklenmesi çağrısını da yapar. Ama hala, genetik mühendisliği endüstrisi, daha güvenli ve daya iyi alternatifler varken, test edilmemiş ürünleri piyasaya sürmek için acele etmektedir.

Yüzlerce A vitamini kaynağı doğanın kendi biyolojik çeşitliliğinde mevcuttur, kadın çiftçiler tarafından yüzyıllarca seçilmiş ve iyileştirilmiştir. Dhania (kişniş tohumu), bathna, fenugreek (çemen), drumstick (yaban turpu), amaranth (horozibiği), mango, papaya, balkabağı vitamin bakımından zengin bitkilerin bazılarıdır. Ancak bu bitkiler, “altın pirinç”i A vitamini yetersizliğinin çözümü olarak projelendirenler tarafından görülmüyor. Eğer “altın pirinç” e ve bilim adamlarına harcanan para, meyve ve sebzelerin serbest döllenmiş tohumlarının dağıtımı için çiftçilere harcansaydı, sadece a vitamini yetersizliğinden ve anemiden kurtulmuş olmazdık, aynı zamanda biyolojik çeşitlilik erozyonunu ve beraberinde getirdiği kuraklık, çölleşme, zararlılar ve hastalıklar gibi ekolojik problemleri de tersine çevirmiş olurduk.

Syugenta ve Monsanto, pirinç genomlarının haritasını çıkarmada ve patentini almada acele ediyorlar. Eğer başarabilseler, bin yıllardır Asya’nın çiftçileri tarafından ortaklaşa yetiştirilmiş ve geliştirilmiş 200.000 pirinç çeşidine rağmen, pirinci ve genlerini satın alırlardı. Onlara göre pirinç buluşları biyolojik çeşitliliğin ve yaşam formlarının bütünlüğüne karşı şiddettir; bu şiddet 3. dünya ülkelerinin bilgi birikimine karşı uygulanan bir şiddettir.

Bu çıkarımlar, şiddetten kaçınma, ahimsa**** , zarar vermemenin kalbinde yatar. Bilim ve teknolojide ahimsa, hayatların başkalığını koruma ve ona saygı duymayı gerektirir; farklı bilgi sistemlerinin –yine kendi terimleriyle- tanınması, anlaşılmaya çalışılması ve onlara saygı duyulmasını içerir.
Biyolojik çeşitliliğe duyulan saygı, dünyada yaşamın sürdürülebilirliğini sağlayan üretim sistemlerinde bir değişiklik ve tedbir gerektirir ve onu bastırmaya çalışmaz- toprak organizmalarının, su sitemlerinin, bitki ve hayvan çeşitliliğinin varlığını- Şiddetsiz tarım arılara, kelebeklere, toprak solucanlarına zarar vermez. Ayrıca, su ve enerji harcayan, pahalı ve zararlı kimyasallara ihtiyaç duyan, yaşamın bereketini mahveden endüstriyel mono-kültürlerin üretkenliklerini yanlış beyanda bulunarak anlatmaz. Bilgiye yönelik şiddet genetik mühendisliğinin yalancı verimliliğinin içine işlenmiştir. Olumsuz ekonomi, büyüme adı altında; kıtlık kültürü bereket adı altında korumaya alınmıştır. Bir tahrip sistemi de yaratıcılık adı altında korunmaktadır.

Başka bir şiddet de çitçileri suçlamaya yönelik ve tarımı polis-devletlerine dönüştüren tekellerce haklar üzerinden dayatılıyor. Tohumların korumasını ve paylaşımını kutlayan-teşvik eden tarımda şefkat ve itina etme hareketine ihtiyacımız var. İşte bu yüzden, Ekim 2001 itibariyle İngiltere’deki Schumaer College’le birlikte Dünya Vatandaşı için Eğitim derslerine başlayacağımız Bija Vidyapeeth’e (Tohum Okulu) başladım.

çev. notları:

* Roundup – toplamak, Avenge – intikam, Squadron – bölük, Prowl – sinsice dolaşmak. Bu dört isim aslında dünya üzerinde tarım ilaçları ve kimyasallar üreten şirketlerin veya bu kimyasal ürünlerin isimleridir.

**Kanola (Brassica napus), kolzanın ıslahı sonucu elde edilmiş, erüsik asit ve glukosinolat ihtiva etmeyen bir çeşit bitki türüdür. Bu çeşit ilk önce Kanada’da geliştirilmesinden dolayı ona İngilizce “Canadian Oil Low Acid” (düşük asitli Kanada yağı) sözcüklerinden türeme, “canola” adı verilmiştir. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Kanola)

***Bu ‘Roundup Ready Canola’ daha önce bahsedilen ‘Round up’ la aynıdır. Monsanto adli Amerikalı şirkete aittir.
**** Ahimsa - doğu dinlerinin ideali, şiddetsizlik. kişinin kendini, diğerlerine gereksiz zarar vermekten sakındırması , aynı zamanda kendi varlığını saflaştırma çabası. (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ahimsa)

(Vandana Shiva bir fizikçi ve “Monoculture of the Mind” (Zihnin Mono-kültürü) adlı kitabın yazarı)

6 Haziran 2008 |yeşilgazete

 
< Önceki   Sonraki >