Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün31
Bu ay337
Toplam84437
DİSK; Hükümet, Çiftçi-Sen ve Genç-Sen'in kapatma davalarını geri alacak mı? PDF Yazdır E-posta

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, 9 Haziran’da ILO Konferansı vesilesiyle Cenevre'de, ILO toplantısına katılan sendikal örgütlerin de katıldığı bir basın açıklaması yaptı. Çelebi’nin, Türkiye’de iş yaşamının zorlukları ve sendikal hak ihlalleriyle ilgili dünya kamuoyuyla paylaştığı açıklama şöyle:

Değerli Basın Emekçileri, Sevgili Dostlarımız,
Öncelikle buraya kadar gelip toplantımıza katıldığınız için hepinize tek tek teşekkür ediyorum.
Pek çoğunuzun da bildiği gibi bugüne dek buna benzer sayısını benim bile hatırlayamadığım bir çok basın açıklaması yaptık. Bugün burada benzer bir basın açıklamasında belki de son kez buluşuyoruz. Bunu diğerlerinden biraz daha farklı kılan, burada Cenevre'de ve böyle bir dönemde yapıyor olmamız. Bu dönemde bir yandan Filistin'de özgürlük mücadelesi veren bir halk her türlü baskıyla ezilirken onlara yönelik en ufak bir yardıma bile tahammül edilemiyor. Diğer taraftan Uluslararası toplum ise Filistin halkına özgürlük yerine bu basit sadaka’vari yardımlardan başka bir şey sunamıyor.
Bir yandan da burada günlerdir Kolombiya'nın ILO'nun bizim “kara liste” diye adlandırdığımız, 25 ülkeden oluşan listesine girip girmemesi tartışılıyor. Üstelik çok değil daha bundan hepsi hepsi 4 gün önce Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu, ITUC, öldürülen sendikacılarla ilgili bir basın açıklaması yapmış ve en son öldürülen iki sendikacının ölümünü kınamışken. Uluslararası Af Örgütü ise yine sendikacılara yönelik cinayetlerin artarak devam ettiğini söylüyor. Ama anlaşılan kimi insanlar için cinayet bile bir hak ihlali sayılmıyor.
Dünya'nın daha bir çok köşesinde benzer ihlaller yaşanırken, Türkiye'de ise sendikalaşan her 4 işçiden biri bu nedenle işten atılıyor ve tüm bu mücadeleye rağmen her 100 işçiden ancak 4'ü sendikalaşabiliyor. Sizlere dağıttığımız broşürlerde de ülkemizde yaşadığımız sendikal hak ihlallerini özetle kısa bir şekilde açıkladık.
Sizler de çok iyi biliyor ve takip ediyorsunuz ki; Türkiye “yasal düzenlemelerin uyumsuzluğu” ve “uygulamaların sendikal hakları ihlâl etmesi” nedenleriyle 30 yıldır ILO'nun gündeminde yer aldı. En son geçtiğimiz yıl ILO Konferansı’nda alınan karar gereğince Türkiye’ye ILO Teknik heyeti gönderildi. ILO Teknik Heyeti bir kez daha bu ihlalleri ve Hükümetin, kimi işçi konfederasyonlarının ve işverenlerin bu ihlallerin kaldırılmasına direndiğini yerinde tespit etti. Hatta  Türkiye Cumhuriyeti Çalışma Bakanı Türkiye'ye gelen bu ILO Teknik Heyeti’yle görüşmekten kaçındı.
Bu gün burada yine DİSK ve KESK’in dışındaki emek konfederasyonları, işveren konfederasyonu ve hükümet yetkililerinin hep bir ağızdan yeni bir oyalama taktiğine giriştiklerini üzülerek sizlere aktarmak istiyorum.
Bu koro, Anayasa'ya  aykırılığı nedeniyle hakkında Anayasa Mahkemesi’nde dava açılan ve birkaç ay sonra referanduma sunulması planlanan, hatta kabul edilip edilmeyeceği belli olmayan anayasa değişikliklerinin çok olumlu bir gelişme olduğunu ve bunun sendikal hakları önemli bir şekilde geliştireceğini ileri sürerek, Türkiye’ye yaptırım uygulanmasını engellemeye çalışıyorlar.
Türkiye’de, sendikal yasalarda ILO sözleşmelerine uyum amacıyla değişiklik çalışmaları yaklaşık 15 yıldır sendikal hareketin gündeminde. Bu değişiklik çalışmalarında kimi işçi konfederasyonları ile işveren konfederasyonlarının aldığı olumsuz tavırlar hem hafızalarımızda, hem de kayıtlarımızda bulunmaktadır. Hükümetler de, bu işçi ve işveren  konfederasyonlarının olumsuz ve uzlaşmaz tavırlarını bahane ederek sendikal yasaları bu güne kadar ısrarla değiştirmediler.
30 yıldır uygulanmakta olan ve darbeci generaller tarafından yapılmış olan sendikalar ve grev ve toplu iş sözleşme yasasının değiştirilmemesi için direnen ve bunu bu anayasa değişikliğine bağlayanlara, bugün tarihe not düşmek ve bu iki yüzlü tavrı açığa çıkarmak için buradan ayrı ayrı soruyorum. Eğer Anayasa değişiklikleri kabul edilirse ;
HÜKÜMET:
1.     İşçi ve işveren konfederasyonlarının uzlaşamadığını ileri sürerek yapmadığı, ILO sözleşmelerine uyumlu yasal değişiklikleri yapacak mı?
2.     Kapatılmış olan DİSK/Emekli-Sen’in faaliyetlerine tekrar izin verecek mi?
3.     Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (Çifçi-Sen) ve Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen) sendikalarının kapatma davalarını geri alacak mı?
4.     Kamu çalışanlarının grev hakkını tanıyacak mı?
5.     İşçilerin genel grev, dayanışma grevi, sempati grevi, hak grevi haklarını tanıyacak mı?
6.     Grev engellerini ve yasaklarını kaldıracak mı?
7.     Toplu İş Sözleşmesinde zorunlu tahkimi ve grev ertelemeyi kaldıracak mı?
8.     Çok düzeyli (işyeri, işletme, sektör ve işkolu) toplu sözleşme düzenini getirecek mi?
9.     Sendikaya üye olan işçilerin toplu iş sözleşme yetkisi için Bakanlığa başvurulması zorunluluğunu kaldıracak mı?
Peki bu değişiklikten yana tavır alan, ülkemizde bu durumdan şikayet eden ama uluslararası toplantılarda ve ILO'da bu anayasa değişikliklerinden medet uman ve savunan sendikal konfederasyonlara soruyorum;
·        Çifte baraja yol açan %10 iş kolu barajının tamamen kaldırılmasını kabul edecekler mi?
·        Sendikaya üyelik ve istifada Noter Şartı’nın kaldırılmasını kabul edecekler mi?
·        İş kolları sayısının uluslar arası standartlara uygun olarak düşürülmesini kabul edecekler mi?
·        Bir işyeri veya işletmede birden fazla sendikanın toplu sözleşme yapmasını kabul edecekler mi?
Şimdi de işveren konfederasyonu TİSK'e soruyorum:
·        İşletme ve işyeri toplu sözleşme barajının %35’e düşürülmesini kabul edecek misiniz?
·        Çok düzeyli (işyeri, işletme, sektör ve işkolu) toplu sözleşme düzenini kabul edecek misiniz?
·        Bir işyeri veya işletmede birden fazla sendikanın toplu sözleşme yapmasını kabul edecek misiniz?
·        İşçilerin genel grev, dayanışma grevi, sempati grevi, hak grevi haklarını tanıyacak mısınız?
·        Grev engelleri ve yasaklarının kaldırılmasını kabul edecek misiniz?
Ben, sendikal yaşamının önemli bir bölümünde bu hakları hükümet ve bu konfederasyonlarla müzakere etmiş bir dostunuz olarak şimdi buradan açıklıyor ve ilan ediyorum: Bunların hiçbirini kabul etmeyecekler! Ve bu konularda samimi bir gayret göstermeyeceklerdir.
2011 ILO Konferansı’nda, geçmiş yıllarda olduğu gibi Türkiye için bunlar konuşmaya devam edilecek.
Ben buradan, bir kez daha sesleniyorum. Bu Türkiye işçi sınıfının bir çığlığıdır!
Türkiye'deki bu oyalama korosunun ILO’yu ve siz değerli sınıf dostlarını yanıltmasına ve daha fazla oyalamasına izin vermeyin.

 
Sonraki >
Köylü Kadınlar Hakları İçin Toplandı Ekin Kurtiç--27-28-29 Nisan tarihlerinde İspanya’nın Cáceres kentinde Avrupa’nın farklı ülkelerinden yaklaşık 35 köylü kadın “Köylü Kadın Hakları” toplantısı için bir araya geldi. Via Campesina Avrupa Koordinasyonu, CERES ve COAG örgütlerinin düzenlediği bu toplantıya Türkiye’den Çiftçi-Sen adına Zübeyde Alca ve çevirmen olarak Tohum İzi Derneği’nden Ekin Kurtiç katıldı.Toplantının ana gündem konusunu “tarım ve kırsal kalkınmada köylü kadınlar ve hakları” başlığı oluşturuyordu. Aynı tarihlerde Cáceres’te bir diğer toplantı daha yapılmaktaydı. Avrupa Birliği İspanya Başkanlığı tarafından düzenlenen “Sürdürülebilir Kırsal Kalkınmada Kadının Rolü” başlıklı bu resmi forumda köylü kadınlara ses verilmediğini fark eden ve herkesin onların adına konuşmasından bıkmış olan kadınlar, kendi toplantılarını düzenleyerek köylü kadınların sesini Avrupa’ya duyurdu.Köylü kadın olarak görünürlüğe sahip olmanın zorluklarına yapılan vurgu ile başlayan konuşmalarda, Avrupa’nın farklı ülkelerinde kadınların yaşadığı benzer zorluklar dikkat çekti. Kadınlar “tarlalarda, evde çalışan biziz, üreten biziz; ama buna rağmen görünmezliğimiz en büyük sorunlarımızdan biri” dedi. Bu anlamda, köylü kadınların karar alma mekanizmalarına katılmalarının ve sorumluluk almalarının vazgeçilmez derecede önemli olduğu ortak kanaatine varıldı.Zübeyde Alca ve Ekin KurtiçÖzellikle Avrupa Ortak Tarım Politikası’nın şu anki haliyle kırsal kalkınmaya yaptığı vurgunun hatalı olduğu bir diğer ortak düşünceydi. Bu kırsal kalkınma anlayışı ve politikalarının tarımı devre dışı bırakmaya doğru gittiği örneklerle tartışıldı. Köylü kadınların ise küçük aile tarımı yaparak saygın ve adil bir biçimde hayatlarını sürdürebilmek istedikleri vurgulandı. Köylü kadınlar, zaten gitgide azalmakta olan sübvansiyonları bile talep etmediklerini belirttiler. “Yardımlarla yaşamak değil; aslen istediğimiz saygın bir hayat sürdürebilmek için kendi emeğimizle ürettiğimiz ürünlerin adil fiyatlara sahip olabilmesidir” denildi. Ayrıca, köylü kadınların sosyal güvenlik, çiftçi kaydı, arazi kaydı gibi haklara ulaşmada yaşadıkları gerek yasal, gerek bürokratik, gerekse sosyal zorluklara dikkat çekildi.Toplantı boyunca katılımcıların önemle üzerinde durduğu diğer bir nokta ise köylü kadınların, tarım ve köylü örgütleri içerisindeki yerleriydi. Örgütler içinde, yönetim ve karar alma mekanizmalarında kadınlara erkeklerle eşit derecede hak sağlanması, bu mekanizmaların kadınların erişimine açık hale getirilmesi için mücadele verilmesine duyulan ihtiyaç vurgulandı.Via Campesina’ya üye örgütlerden gelen köylü  kadın katılımcılar toplantıyı farklı ülkelerden yaratıcı, etkili köylü kadın direniş, eylem ve aktivitelerinden örnekler vererek sonlandırdılar: Fransa’da köylü kadınların gerçekleştirdiği “GDO’ya Hayır” oylamasından sonra, oy pusulalarının kasaba meydanında hiç açılmadan yakılması mizanseninde halkın kararlarının, siyasetçiler tarafından hiçe sayılmasına çekilen dikkat,  Norveç’te her ay belirlenecek bir gıda ürünü ile o ürünü üreten kadın üreticinin fotoğrafının olacağı bir köylü kadınlar takvimi, Türkiye’de HES’lere karşı direnen Yuvarlakçaylı kadınların seslendirdiği rap şarkısının getirdiği ses ve oluşturduğu ilgi…Toplantı sonunda yayınladıkları sonuç  bildirgesinde ise köylü kadınlar Avrupa Birliği ve kurumlarından istedikleri somut taleplerini dile getirdiler:1. OTP’de %50 ortak mülkiyetin tanınması ve biz köylü kadınlara ekonomik gelir ve tarla sahipliğinden meydana gelen diğer bütün hakların sağlanmasını  garanti eden bir yasal statü geliştirilmesi.2. Tarım faaliyetlerine erişim sağlayabilmek için gerekli olan minimum üretim alanı ya da gelir gibi kriterlerin kaldırılması. Çünkü bu faktörler daha çok kadınların elinde olan küçük aile tarımına karşı ayrımcıdır.3. Cinsiyet eşitliğinin hem tarım okullarında hem de bu konuda eğitim vermek üzere formasyon almış kişiler tarafından diğer alanlarda verilen tarımsal eğitimlerde bir konu olarak yer alması.4. Cinsiyet eşitliğine tamamen ulaşılana kadar pozitif ayrımcılık önlemlerinin uygulanması.5. Tarım örgüt ve organizasyonlarını  cinsiyet eşitliğine dayanan yönetmelikleri yerine getirmekle yükümlü  kılarak, köylü kadınların karar alma süreçlerine katılımının yasal olarak garanti altına alınması.6. Avrupa kurumlarının, OTP bütçesi oluşturulurken köylü kadınlar için hiçbir olumsuz etki olmayacağına dair açıkça güvence vermesi, sorumluluk alması.7. Cinsiyet eşitliği politikalarının hakim anlayış haline gelmesi ve böylece eşitliğin OTP ve kırsal kalkınmanın tanımında önemli derecede etkin olan duruş olması.

Köylü Kadın Hakları Semineri'nin sonuc bildirgesi La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu ve COAG tarafından düzenlenen “Köylü Kadın Hakları Semineri”, İspanya’nın Caceres şehrinde yapıldı. Toplantıya Türkiye’den Çiftçi-Sen adına Zübeyde Alca ve Ekin Kurtiç katıldılar.Toplantı sonucunda hazırlanan karar metninde AB’nin Ortak Tarım Politikasına karşı bazı talepler dile getirildi. “Güncel tarım politikaları tarafından maruz bırakıldığımız, aile tarımında çalışan kadınların tarla sahipleri tarafından bir başka ‘mülk’ gibi algılayan, eşlerimizle eşit derecede çalışmamıza ve gelir sağlamamıza rağmen kendi gelirimizi kazanma ve tarlaya sahip olma hakkımızı reddeden görünmezlikten yorulduk.” ifadelelerine yer verilen sonuç metni şöyle:Biz, tarım, kırsal kalkınma ve diğer politikaları uygulayan kurumlar tarafından sürekli maruz bırakıldığımız görünmezlikten bıkmış olan Avrupa’nın farklı ülkelerinden köylü kadınlar olarak “Köylü Kadın Hakları” Avrupa Semineri için 27-28-29 Nisan 2010 tarihlerinde Cáceres’te bir araya geldik. Aynı günlerde Avrupa Birliği İspanya Başkanlığı tarafından Cáceres’te yapılan resmi forumda bize söz verilmeden herkesin bizim adımıza konuştuğunu fark ettik ve resmi kurumlara BİZ KÖYLÜ KADINLARIN BURADA OLDUĞUNU ve köylü kadınlar olarak bizlerin Avrupa’da gıda üretiminde ve köylerimizde hayatın gelişmesinde çok kilit bir rolümüz olduğunu hatırlatmak istedik.Güncel tarım politikaları tarafından maruz bırakıldığımız, aile tarımında çalışan kadınların tarla sahipleri tarafından bir başka “mülk” gibi algılayan, eşlerimizle eşit derecede çalışmamıza ve gelir sağlamamıza rağmen kendi gelirimizi kazanma ve tarlaya sahip olma hakkımızı reddeden görünmezlikten yorulduk.Binlerce köylü kadının ne ekonomik sebeplerle –tarlanın büyüklüğü gibi- ne de kültürel ya da bürokratik sebeplerle Sosyal Güvenlik hakkından yoksun bırakılmasına daha fazla tahammül etmeyeceğiz.Bu durumda ve 2013 Ortak Tarım Politikası hakkında tartışmalar sürerken, biz Avrupa Birliği ve Avrupa kurumlarından şunları talep ediyoruz:1. OTP’de %50 ortak mülkiyetin tanınması ve biz köylü kadınlara ekonomik gelir ve tarla sahipliğinden meydana gelen diğer bütün hakların sağlanmasını garanti eden bir yasal statü geliştirilmesi.2. Tarım faaliyetlerine erişim sağlayabilmek için gerekli olan minimum üretim alanı ya da gelir gibi kriterlerin kaldırılması. Çünkü bu faktörler daha çok kadınların elinde olan küçük aile tarımına karşı ayrımcıdır.3. Cinsiyet eşitliğinin hem tarım okullarında hem de bu konuda eğitim vermek üzere formasyon almış kişiler tarafından diğer alanlarda verilen tarımsal eğitimlerde bir konu olarak yer alması.4. Cinsiyet eşitliğine tamamen ulaşılana kadar pozitif ayrımcılık önlemlerinin uygulanması.5. Tarım örgüt ve organizasyonlarını cinsiyet eşitliğine dayanan yönetmelikleri yerine getirmekle yükümlü kılarak, köylü kadınların karar alma süreçlerine katılımının yasal olarak garanti altına alınması.6. Avrupa kurumlarının, OTP bütçesi oluşturulurken köylü kadınlar için hiçbir olumsuz etki olmayacağına dair açıkça güvence vermesi, sorumluluk alması.7. Cinsiyet eşitliği politikalarının hakim anlayış haline gelmesi ve böylece eşitliğin OTP ve kırsal kalkınmanın tanımında önemli derecede etkin olan duruş olması.ÇALIŞAN, ÜRETEN, KARAR VEREN BİZİZ



Avrupa FAO-Sivil Toplum Toplantısı- Erivan'da yapıldı Avrupa FAO, (Birleşmiş Milletler – Food and Agriculture Organization) gıda ve tarım sorunlarında sivil toplum örgütlerinin görüşlerini almak için Ermenistan’ın başkenti Erivan’da 9-11 mayıs tarihlerinde,  2 gün süren bir toplantı yaptı. Toplantıya, Batı Avrupa ülkelerinden İtalya, İngiltere, Fransa, Belçika, Doğu Avrupa’dan Romanya, Kafkas ülkelerinden Ermenistan, Gürcistan; Orta Asya ülkelerinden Kırgızistan ve Özbekistan temsilcileri katıldı. Toplatıya bu tür toplantılara ilk kez davet edilen La Via Campesina Avrupa Koordinasyonu temsilcileri ve onun bileşenlerinden Çiftçi-Sen adına Hasan Cengiz Yazar ve Tohum İzi Derneği’nden Duygu Kaşdoğan Türkiye’den katıldı.Toplantılarda FAO temsilcileri gelen katılımcıların görüşlerini dinlediler. Kimi katılımcılar hazır sunumlarıyla bilgi verdiler. Katılımcıların “neo-liberalizmin yarattığı tahribat”, gıda krizinin nedenleri, ekolojik tarım, gıda güvenliği, gıda egemenliği, küçük çiftçilik, pazara erişim, endüstriyel tarım gibi temel konularda bile farklı düşündükleri ortaya çıktı.Toplantı hazırlanan taslak sonuç bildirgesiyle sona erdi

Anketler

Kimler Sitede

Şuanda 1 misafir bağlı