Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün358
Bu ay12277
Toplam907516
GDO'YA HAYIR PLATFORMU:"GDO SINIRDAN GİRİNCE YAYILMASI ÖNLENEMİYOR" PDF Yazdır E-posta

Bileşenleri arasında Çiftçi-Sen’in de bulunduğu, GDOya Hayır Platformu Türkiye’ye sokulmak istenen bir takım GDO’lu mamüllere yönelik bir kampanya yürütüyor. Bunun için bir basın açıklaması yayınlayan platform yayınladığı açıklamada “Durum böyle iken daha önce gıda amaçlı, şimdi de yem amaçlı GDO’lu şeker pancarı ithalat talebinin mantığını anlayabilmek mümkün değildir. Ülkemiz kendi şeker pancarı ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahiptir. GDO’suz şeker pancarı üretimi yasa ile sınırlanan bir ülkede GDO’lu şeker pancarı ithalatının talep edilmesi, tarım politikasında gelinen başarısızlığın önemli bir göstergesidir.” ifadelerine yer verdi.
Açıklama şöyle:

Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Derneği İktisadi İşletmesi ile Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçıları Birliği Derneği İktisadi İşletmesi (BESD-BİR) tarafından yem amaçlı ithalatı talep edilen GDO’lu 3 kolza ve 1 şeker pancarı çeşidi ile ilgili olarak hazırlanan bilimsel komite raporları 21 Eylül / 12 Ekim 2012 tarihleri arasında Türkiye Biyogüvenlik Bilgi Değişim Mekanizması vasıtasıyla halkın görüşüne sunulmuştur. Her ne kadar yem amaçlı bir başvuru yapılmış da olsa, dünyadaki örnekler GDO’ların sınırdan içeri girdikten sonra çevreye yayılmasının durdurulamadığını göstermektedir.
İsviçre’de GDO’lu kolza tarımı ve ithalatı yasak olmasına karşın, 2011-2012 yıllarını kapsayan bir çalışma, bu ülkede GDO’lu kolzanın çevreye yayılmasının önlenemediğini göstermektedir. GDO’lu kolzanın transit taşımacılığının yapıldığı demiryolu hattı boyunca kendiliğinden yetişen kolzalardan alınan 2403 numunenin 50 tanesinin GDO’lu olduğu tespit edilmiştir.
Japon araştırmacıların 2005 yılında gerçekleştirdikleri incelemelerde, o dönemde kolza tarımı yapılmamasına rağmen, uluslararası ticaret yapılan limanların çevresindeki kırsal alanda GDO’lu kolzaların varlığını tespit etmişlerdir. Japonya o zamandan beri GDO’lu kolzalarını yok etmeye çalışmaktadır. Çiftçi yetiştirmekte olduğu turp, brokoli, hardal ve GDO’suz kolzasına GDO’lu kolzadan genetik bulaşıklık olabileceği korkusu ile tarım yapmaktadır.
İsveç’te yapılan bir çalışma, GDO’lu kolza tohumlarının çevreye yayılmaları halinde 10 yıl süreyle canlılıklarını devam ettirebildiklerini ve uygun bir ortam bulduklarında çimlenebildiklerini göstermiştir.
Halkın görüşüne açılan bilimsel komite raporlarında da belirtildiği üzere kolza yabancı döllenme özelliği olan bir bitkidir. Pek çok araştırma, Kuzey Amerika’da GDO’lu kolza taşıyan araçlardan saçılan tohumların karayolları boyunca yol kenarlarında geliştiklerini göstermektedir. Bu tür GDO’lu ürünler adeta bir GDO havuzu durumundadır ve gerek GDO’suz kolzalarda gerekse yabani akrabalarında gen kaçışı yoluyla bulaşıklık oluşturduğundan biyolojik çeşitlilik bundan olumsuz etkilenmektedir.
Yukarıdaki örneklerde net bir şekilde görüldüğü üzere bir ülkeye GDO’lu kolza ister denizyolu isterse de karayolu veya demiryolu vasıtasıyla girsin gen kaçışı ve bulaşıklık kaçınılmazdır. Yabancı ot ilacına dayanıklılık geni içeren bu kolzaları tarım ilacı kullanarak ortadan kaldırmak mümkün olamayacak, günümüzde kullanımı yasaklanmış çok daha zehirli tarım ilaçları kullanılmak zorunda kalınacak, bu da canlı yaşamı ve doğa üzerinde geri dönüşü olmayacak tahribatlara yol açacaktır.
Biyolojik çeşitliliği zengin ülkemize GDO’lu kolza hiçbir şekilde sokulmamalıdır.
Şeker ihtiyacımızın üzerinde şeker pancarı üretildiği gerekçesiyle ülkemizde 2001 yılında Şeker Yasası yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede 1998 yılında 5 milyon hektar olan şeker pancarı ekim alanımız günümüzde 2,9 milyon hektara kadar düşmüştür. 1998 yılında şeker pancarı üretimimiz 22 milyon ton iken, yasa sonrasında 12 milyon tona gerilemiş, günümüzde ise daha yeni 16 milyon ton düzeyine ulaşabilmiştir. Diğer yandan şeker fabrikalarımız birbiri ardına özelleştirilmekte, şeker üretimimiz sağlık açısından son derece tartışmalı olan mısırdan üretilen Nişasta Bazlı Şeker’e (NBŞ) kaydırılmaktadır.
Durum böyle iken daha önce gıda amaçlı, şimdi de yem amaçlı GDO’lu şeker pancarı ithalat talebinin mantığını anlayabilmek mümkün değildir. Ülkemiz kendi şeker pancarı ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahiptir. GDO’suz şeker pancarı üretimi yasa ile sınırlanan bir ülkede GDO’lu şeker pancarı ithalatının talep edilmesi, tarım politikasında gelinen başarısızlığın önemli bir göstergesidir.
GDO’lu şeker pancarı ülkemize hiçbir şekilde sokulmamalıdır.
Son derece duyarlı ve titiz bir şekilde hazırlanmış bilimsel komite raporlarına Biyogüvenlik Kurulumuzun da aynı duyarlılıkla yanaşmasını bekliyor, GDO’lu 3 kolza ve 1 şeker pancarına olumsuz görüş verilerek, GDO ile mücadele noktasında önemli bir adım daha atılacağına inanıyoruz.
 
*GDO’ya Hayır Platformu
*GDO’ya Hayır Platformu, 2004 yılından bu güne seksenden fazla kurumsal üyesiyle çevre, ekoloji, biyoçeşitlilik, insan ve hayvan sağlığını koruma mücadelesini, bilgilendirme ve bilinçlendirme çalışmalarını yılmadan sürdürmektedir.



 
Kampanya yürütücüleri tarafından kullanılan görüş örnekleri:
GDO’lu kolzaların tümü için gönderilebilecek görüş örneği
İsviçre’de GDO’lu kolza tarımı ve ithalatı yasak olduğu halde istem dışı yayılmasının önüne geçilememiştir. Demiryolu hattı boyunca kendi kendine yetişen kolzalardan alınan 2403 numunenin 58 tanesinin GDO’lu olduğu tespit edilmiştir.
Japon araştırmacıların 2005 yılında uluslararası ticaret yapılan limanlarının çevresindeki kırsal alanda yaptıkları araştırmalar da o dönemde kolza tarımı yapılmayan bu ülkede GDO’lu kolzaların varlığını göstermiştir. Japonya o zamandan beri GDO’lu kolzalarını yok etmeye çalışmaktadır. Çiftçi yetiştirmekte olduğu turp, brokoli, hardal ve GDO’suz kolzasına GDO’lu kolzadan bulaşma olabileceği korkusu ile tarım yapmaktadır.
İsveç’te yapılan bir çalışma, GDO’lu kolza tohumlarının çevreye yayılmaları halinde 10 yıl süreyle yaşamlarını devam ettirebildiklerini ve uygun bir ortam bulduklarında çimlenebildiklerini göstermiştir.
Yine pek çok çalışma, Kuzey Amerika’da GDO’lu kolza taşıyan araçlardan saçılan tohumların karayolları boyunca yol kenarlarında geliştiklerini göstermektedir. Bu tür GDO’lu ürünler adeta bir GDO havuzu durumundadır ve gerek GDO’suz kolzalara gerekse yabani türlerine gen kaçışı dolayısıyla bulaşıklık oluşturmaktadır.
Bilimsel risk raporlarında da belirtildiği üzere kolza yabancı döllenme özelliği olan bir bitkidir. Hayvan yemi amaçlı ithalatı talep edilse bile herhangi bir nedenle çevreye saçılması halinde yabani türlerle melezlemeler olacak ve genetik çeşitlilik bundan olumsuz etkilenecektir.
Yukarıdaki örneklerde de net bir şekilde görüldüğü üzere bir ülkeye GDO’lu kolza ister denizyolu isterse de karayolu veya demiryolu vasıtasıyla girsin gen kaçışı ve bulaşıklık kaçınılmazdır.
Biyolojik çeşitliliği zengin ülkemize GDO’lu kolza hiçbir şekilde sokulmamalıdır.
GDO’lu şeker pancarı için gönderilebilecek görüş örneği
Şeker ihtiyacımızın üzerinde şeker pancarı üretildiği gerekçesiyle ülkemizde 2001 yılında Şeker Yasası yürürlüğe girmiştir. Bu çerçevede 1998 yılında 5 milyon hektar olan şeker pancarı ekim alanımız günümüzde 2,9 milyon hektara kadar düşmüştür. 1998 yılında şeker pancarı üretimimiz 22 milyon ton iken, yasa sonrasında 12 milyon tona gerilemiş, günümüzde ise daha yeni 16 milyon ton düzeyine ulaşabilmiştir. Diğer yandan pek çok tarım ürününde olduğu gibi ülkemize kaçak şeker girişinin önüne geçilebilmiş de değildir. Durum böyle iken daha önce gıda amaçlı, şimdi de hayvan yemi amaçlı GDO’lu şeker pancarını ithal etme talebinin mantığını anlayabilmek mümkün değildir. Bu ülke kendi şeker pancarı ihtiyacını karşılayabilecek potansiyele sahiptir. GDO’lu şeker pancarı ülkemize sokulmamalıdır.
 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede