Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün85
Bu ay3387
Toplam721797
Çiftçi-Sen : "Toprağın ve tarımın şirketlere devrine hayır" PDF Yazdır E-posta


AKP hükümeti toprağın büyük tekellere devrini hızlandıracak bir yasa tasarısını yarın (25 Haziran 2013) TBMM’ye getiriyor. Bu tasarıya tamamıyla karşı çıkan Çiftçi-Sen konuya ilişkin bir Basın Açıklaması ve konuya ilişkin ayrıntılı bir dosya yayınladı. Çiftçi-Sen'in Basın Açıklaması'nı ve konuya ilişkin hazırladığı dosyayı aşağıda bulabilirsiniz.

       Image Basına ve Kamuoyuna
        Bakanlar Kurulu tarafından, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” hazırlanmış, Meclisteki tüm komisyonlardan geçmiştir. Basından öğrendiğimize göre, Salı günü de Meclis gündeminde görüşülecektir.
       Bakanlar Kurulu’nun hazırladığı bu kanun tasarısı toprağı ve üreticiyi korumayıp tarımın şirketlerin eline geçmesini hızlandırmaktadır.Toprak korunmak isteniyorsa öncelikle toprakta yaşayan ve üretilen ürünlere besin ve lezzet katan milyonlarca canlının yaşamını yok etmeyecek tarzda bir tarımsal üretim yapılması gerekmektedir.

Bu nedenle küçük aile tarımının yok edilmesi değil desteklenmesi gerekir.Çünkü küçük aile tarımı ile ekolojik zincir tahrip olmaz,doğadaki denge korunur. Bilindiği gibi şirketler ise tarımsal üretim yaparken kimyasal ilaç ve gübre kullanarak topraktaki milyonlarca canlının yok olmasını sebebiyet vererek toprağın toprak olma özelliğini ortadan kaldırırlar.
       Küçük ölçekli tarım arazilerinde yapılan tarımsal üretimin verimli olmadığı koca bir yalandır.Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra petrol sıkıntısı çeken Küba çareyi tarım arazilerini bir ailenin işleyebileceği büyüklükte küçük parçalara bölmüş ve o yıl üretim rekoltesinde patlama yaşamıştır.Türkiye’deki problem tarımsal arazilerin küçük ölçeklere bölünmüş olması değil üretici ailesine miras yoluyla geçen arazilerin parçalı olmasıdır.Aynı ailenin köyün farklı farklı yerlerinde arazilerinin bulunması toprağı işlemeyi zorlaştırmakta,üretim maliyetini arttırmaktadır.Yapılması gereken şey bu parçalı arazilerin bir yere toplanılması yani arazi toplulaştırılmasıdır.Bir başka deyişle parçalı arazileri niteliklerine göre sınıflandırarak,bir kişiye ait farklı alanlardaki küçük arazi grupları yerine,o arazinin toplamını karşılayacak kadar,en az miktarda parça arazinin (mümkün olursa tekbir parçanın) o kişiye verilmesidir.Böylelikle hem küçük arazileri birbirinden ayıran kullanılmayan arazi şeritlerinin de tarımda kullanılması sağlanmış olacağı gibi toprağı işleme,sulama v.b maliyetlerde düşürülmüş olur.
        Tarım,Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı elbette bunu bilmektedir.Ancak uygulamakta olduğu neoliberal tarım politikaları küçük aile tarımını değil,şirket tarımını korumaktadır,bu nedenle de çıkartılmak istenen kanun arazi toplulaştırılmasını hedeflememekte tarım arazilerinin merkezileşmesini hedeflemektedir,bunun içinde “Toprağı Koruma” kanunu adı altında mirasçıların kendilerine kalan tarım arazilerini yasa zorbalığıyla tarım şirketlerine satmalarına zorunlu kılmaktadır.
      Çiftçi-Sen olarak çıkartılmak istenen kanun taslağının geri çekilmesini,Toprak korunmak isteniyorsa kimyasal ilaç ve gübre kullanılmasının yasaklanmasını ve küçük aile tarımının daha verimli olmasını sağlayacak tarzda arazi toplulaştırmasının yapılmasını talep ediyor ve bu konuda mücadele edeceğimizi tüm kamuoyuyla paylaşıyoruz.

     Abdullah Aysu Çiftçi-Sen Genel Başkanı

     Adnan Çobanoğlu Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri

"Konuya ilişkin hazırlanan Dosya)

TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU VE TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI
 
Bakanlar Kurulu tarafından, “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” hazırlanmış, Meclisteki tüm komisyonlardan geçmiştir. Basından öğrendiğimize göre, Salı günü de Meclis gündeminde görüşülecektir.

Tasarı’nın genel gerekçesinde; “Ülkemizde tarım arazileri, küçük ölçekte, birbirinden uzak ve çok sayıda parçadan meydana gelmektedir” denilerek altı çizilmektedir. Ayrıca Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğu kanunlarında tarım arazilerinin el değiştirmesiyle ilgili özel kurallar koymuşlardır” denilmektedir.

Türkiye’de tarım arazilerinin birbirinden uzak, çok sayıda parçadan oluştuğu doğrudur. Çok parçalılığın neden olduğu ölçek küçüklüğü ve birbirine uzaklığı gidermek için miras ile ilgili düzenlemeye gitmek sorunu çözmeyecek, sorunu çözecek olan arazilerin toplulaştırılmasıdır. Mirasla ilgili düzenlemeye gitmek çok parçalılığı çözmenin çaresi değil, sadece bahanesidir.
 
Avrupa Birliği ülkelerinin birçoğunda arazilerinin el değiştirmesiyle ilgili özel kurallar koydukları doğrudur. Fakat bu uygulamanın doğru sonuç verdiği anlamına gelmiyor. Bu durumdan Avrupalı çiftçiler rahatsızlığını “hektar değil komşu istiyoruz” diyerek ortaya koymaktadır. Kaldı ki, Avrupa’da ülkelerinin kural koyan ülkeler olduğu gibi, kural koymayan ülkeler de bulunmaktadır. Tarımını şirketleştirmek için kurallar koyan ülkeler gerekçede örneklendirilirken, koymayan diğer ülkelerden bahsedilmektedir.

KAVRAMLAR YANLIŞ, GERÇEK DIŞI

Tasarı’da sıkça kullanılan bir kavram var: Tarımsal İşletme. Türkiye’de ise tarımsal işletme sayısı istatistiklere konu edilecek oranda değil. Tarımsal işletme arazinin içinde evi, deposu, hangarı, ahırı ve diğer ekipmanlarıyla birlikte hem üretim hem yaşam alanı olan yerlere denir. Bu Avrupa’da bol miktarda var. Türkiye’de çiftçiler köylerde bir arada yaşar. Arazisini köyünden idare eder. Yaşam alanı ile çalışma alanı ayrıdır. Bu nedenle Türkiye’de tarımsal İşletme değil, aile çiftçiliği esasına göre üretim yapılır, halen yapılmaktadır.

TANIMLAR YANLI OLARAK DEĞİŞTİRİLİYOR

5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu 3. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinde yer alan “yeter büyüklükte tarımsal arazi parseli” tanımı yerine “asgari tarımsal arazi büyüklüğü” ve (ı) bendinde yer alan “yeterli gelirli tarımsal işletme” tanımı yerine “asgari tarımsal işletme büyüklüğü”  tanımı getirilmiş… tanımları yapılarak, kanunun uygulanması sırasında farklı yorumlamalara yol açılmaması amaçlanmıştır.
Yeter büyüklükte tarımsal arazi parseli; üretim yapanın yeterli gördüğü, üretiminde kendisinin söz ve karar sahibi olduğu ölçektir. Belirleme iradesi kendisine aittir.

Asgari tarımsal arazi büyüklüğü;  Tasarı’da arazinin büyüklüğünün üreten çiftçinin değil onun adına büyüklüğünün belirlenme iradesini Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yönetmeliklerle belirleyeceği bir iradeye teslimini öngörüyor. Bununla çiftçinin iradesine, özgürlüğüne ipotek koyuyor; bunu Çiftçi-Sen olarak doğru bulmuyoruz. Ayrıca asgari tarımsal arazi büyüklüğü kıstası Tasarıyla getirilirken nedense azami tarımsal arazi büyüklüğü getirilmiyor. Düşünülmüyor.

Asgari tarımsal arazi büyüklüğüyle amaçlanan verim artışı olduğu belirtiliyor. Fakat verimliliğinin arttırılmasının ölçek büyüklüğünde değil, araziyi verimli kılacak faaliyetlerden geçtiğini ne yazık ki tarımımızı yönetenler kabul etmiyor. Bu konuda Birleşmiş Milletlerin yaptığı araştırmaların yüz sayfa halinde çarşaf çarşaf yayınlanmasına rağmen. Aynı raporlar, büyük ölçeğin mono ekimi zorunlu kıldığı, üretimi kimyasallara bağımlı kıldığı, dolayısıyla mono ekimde (tarımsal işletmelerde) elde edilen ürünlerin aile çiftçiliğinden elde edilen ürünlerden besin bakımından yoksul, kalıntı içerdiği ve sağlık için daha fazla risk oluşturduğunun da altı çizilmektedir.

Küçük aile çiftçiliğinin şirket tarımcılığına göre birçok artıları vardır.
Bunlar;
• Ekolojik zincir tahrip olmaz, doğadaki denge korunur,
• Dünya nüfusunun yarısı küçük köylü üretimine dayanan tarımsal sektörde çalışmakta bunun dışındaki pek çoğu da bu sektöre bağımlı olarak yaşamaktadır. Köylü eksenli tarımsal üretim dünya çapındaki en büyük “işveren”dir. İstihdam yaratır,
• Hastalık tedavi edilir, böcekler kontrol altına alınır, doğadaki canlılar korunur ve yaşamlarına devam edebilirler. Yani doğanın geleceği ile birlikte gelecek nesiller, canlı ve cansız varlıklar korunur,
• Doğal varlıkların ve enerjinin optimum kullanımı ile optimum verimliliği sağlanabilir, Enerji tasarrufu sağlanır,
• İnsan, doğa ve hayvanlar; kimyasalların olumsuz etkilerinden korunurlar,
• Bitkiye su götürmek değil, su varlığına uygun üretim yapılması sayesinde hem su kullanım miktarı az olur hem de suyun kalitesi korunur,
• Toprak ve genetik varlıkların erozyonu önlenmiş olur,
• Tarımsal üretimde çalışan insanların sağlığı korunur,
• Üretim döngüsü devam eder. Küçük çiftçilerin varlığı, refah düzeyi arttırılarak sağlanır,
• Ekonomi desteklenir,
• Sağlıklı ve besin değeri bakımından zengin, bol ürün elde edilir.
Kısacası Küçük aile çiftçiliği; doğal döngüyü kurar, yaşatır, kısır döngüyü kırar, dünyayı besler, küreyi serinletir, çeşitliliği korur.
Yalnız, tarımsal üretim yapan şirketler ile gıda işleyen ve pazarlayan şirketlerin çıkarı tarımsal işletme-endüstriyel tarım tarzındandır. Küçük çiftçilerin ve tüketicilerin çıkarı ise küçük aile çitçiliğindedir. Tasarıyla hükümet şirketlerden yana aile çiftçiliğinin karşısında olduğunu ortaya koymaktadır.

 “Maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme ile tarım arazilerinin asgari büyüklüklerin altında ifraz edilemeyeceği, bölünemeyeceği ve pay ve paydaş adedinin arttırılamayacağı hükmü getirilmiştir.” Hükümden de anlaşılacağı gibi arazilerin üzerinde çiftçinin tasarruf hakkı tanımıyor. Onların adına/menfaatine bir bilen ve bir düşünen olacak: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

8/C “Maddesinin birinci fıkrasında murise ait terekede bulunan, ekonomik bütünlüğe sahip tarımsal işletme veya tarımsal arazi mülkiyeti hakkında mirasçıların; üzerinde anlaşma sağlanana mirasçı veya mirasçılara devri, Türk Medeni Kanununda yer alan aile malları ortaklığına veya kazanç paylı aile malları ortaklığına devri, tamamının miras payı oranında hissedarı oldukları Türk Ticaret kanunu hükümlerine göre kuracakları bir şirkete devri veya işletmeye ait arazilerin üçüncü kişilere devri konusunda karar vermeleri öngörülmektedir.” 

8/C Maddenin ikinci fıkrasıyla mirasçılar arasında anlaşma sağlanamaması hali de düzenlenmiştir. “Tarımsal arazilerin mülkiyetinin tarımsal değeri üzerinde ehil mirasçıya devri hususu düzenlenmiştir. Ehil mirasçı olmaması durumunda diğer mirasçılar arasında en çok bedeli teklif edene, mirasçılar arasında istekli olmaması durumunda ise işletmeye ait tarımsal arazilerin sulh hukuk hakimi tarafından satışına karar verilmesi hususu düzenlenmiştir.” “Ehil mirasçı ile kastedilen, bilinçli tarım yapabilecek, toprağı en iyi verimli şekilde kullanabilecek olan kişi olup, ehil mirasçıya ait niteliklerin yönetmelik ile belirlenmesi hükme bağlanmıştır.

Çiftçiler bugüne kadar hali hazırda üretmektedirler. Yaptıkları üretimle insanların karnını doyurmuş, sırtını giydirmiştir. Kendilerini ehli veya değil diye ayrıma tutmak bir tür tuhaflıktır. Tasarıyla, üniversiteden mezun olanlara devlet kapısında iş vermek için KPSS’ye tabii tutulması misali, “bu köylü çiftçilik yapmaya ehil, bu değil” türünden ayrıma tabii tutuyor bu tasarı. Tuhaflıktaki kasit budur.

8/D “… ödeme gücü olmayan ve devri alan mirasçının, Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenen usul ve esaslarda kredi kullanmak suretiyle diğer mirasçılara borcunu ödemesi kararlaştırılmıştır. Burada kredi kullandıracak kuruluş bir kamu bankası olacağı gibi, özel bankalar ve katılım bankaları ve diğer finans kurumları olabilir.”

Tasarının 8/D fıkrası ile bankalara yeni bir kazanç kapısı, çiftçileri sömürmek için yeni buluş/ taktik/tuzak adeta.

8/1 maddesinde; “şirketleşmeyi ve mirasçılar arasında anlaşma yapılmasını özendirmek amacıyla; tescil işlemi tamamlanıncaya kadar yapılacak işlemlerin harçlardan ve bu işlemlerle  ilgili düzenlenecek kağıtların damga vergisinden muaf olduğu, Türk Ticaret Kanununda yer alan şirket kurulmasına ilişkin sermaye ve diğer özel şartların Kanun uyarınca kurulacak şirketler için aranmayacağı ve mirasçılar arasında işletme ve tarım arazilerinin mülkiyetinin devri konusunda anlaşmalar durumunda, bu taşınmazların devri ile ilgili yapılacak işlemlere ilişkin harçlar ile bu işlemlerle ilgili düzenlenecek kağıtlara ilişkin damga vergisinden muaf olması hususu düzenlenmiştir.”

Tasarı’nın 8/1 maddesiyle bakla ağızdan çıkarılıyor: Tasarının çiftçiliği ortadan kaldıracak, tarımı şirketleştirecek yepyeni bir hamle olduğu 8/1 maddesi ayan beyan ortaya konuluyor. 

8/1 “maddesinde; mirasçılar arasında aile malları ortaklığı veya kazanç paylı aile malları ortaklığı kurulması halinde tarımsal işletmeye ait tarım arazilerinin bölünmesini önlemek amacıyla diğer ortaklara ön alım hakkı getirilmiştir. Türk Medeni kanuna göre ön alım hakkına sahip ortakların bu haklarını kullanmaması halinde sınırdaş arazi maliklerine de ön alım hakkı tanınarak arazilerin büyümesi hedeflenmiştir.”

Tasarı’nın 8/1 maddesiyle ölçeği büyütmeye, sınırdaşa satma önceliğiyle devam ediliyor.

8/K maddesinde; “Gıda tarım ve hayvancılık Bakanlığı’nın; tarımsal işletmeyi ekonomik, ekolojik ve sosyal açıdan azami oranda verimli kılmak, işletmelerin arazi büyüklüğünü arttırmak için gerekli tedbirleri alacağı hususu düzenlenmiştir.”

Bakanlığın tarımsal işletme, bizim aile çiftçiliği dediğimiz üreticilerin ekonomik olarak gelişmesini sağlayabilmek için maliyetin altında fiyat belirlemelerden vazgeçilmeli. Ancak on yılı aşkındır ürün fiyatları maliyetin altında belirlenmektedir. Arazi büyütme ile ekoloji birbiriyle çelişen bir durumdur. Ölçek arttıkça aile bireyleriyle değil fosil yakıt ve kimyasalların desteğinde üretim yapma zorunluluğu doğar.  Fosil yakıt ve kimyasal kullanımı ekolojik zinciri tahrip eder. Toprağın, suyun kirlenmesine küremizin ısınmasına neden olur. ayrıca ölçek büyüklüğü çiftçiliği yok edeceği için kırsalın sosyal yapısını olumsuz etkiler. Başta doğanın bekçileri çiftçiler ve diğer canlılar zarar görür. Canlı organizmalar olarak yaşayan kırlar ıssızlaşır.


 

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede