Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün33
Bu ay3197
Toplam674932
Çiftçi-Sen :"Köylü nüfusu yarıya düşecek" PDF Yazdır E-posta

Çiftçi-Sen Büyükşehir-Bütünşehir Yasası hakkında bir basın açıklaması yayunladı. Gerek yasa nedeniyle,  gerekse AKP ve Imagedaha önceki hükümetlerin tarım ve köylülük üzerinde yarattıkları tahribatın anlatıldığı açıklamada; yasanın ülke tarihinin en büyük nüfus hareketlerine ve sosyal patlamalara yol açacağı ifade ediliyor.
Açıklamada “… Kanun, demokratik değil, kâra odaklıdır. Her şeyi merkezde toplayan yönetim modelidir. Köylerin yarısına yakınını tasfiye etmekte, ortak varlıklarına el koymaktadır. Küçük çiftçiliği ortadan kaldıracak olan, köylüyü işsiz bırakacak, tarım ve gıdaya şirketleri egemen kılacak, doğanın dengesini bozacak, demokratik olmayan bir toplum tahayyülüdür.”  deniyor.
Tabiatın ve kentsel alanların geri dönülemez biçimde yok edileceği ifade edilen açıklama yerel seçimler öncesinde bir ortak tavır alma çağrısı da içeriyor.
Açıklama şöyle:

BÜYÜKŞEHİR, BÜTÜNŞEHİR
Giriş
Bilindiği üzere 6063 sayılı Büyükşehir-Bütünşehir Yasası 2012 yılında çıkarıldı. Yasa marifetiyle köyler mahalleye dönüştürüldü, kentlere bağlandı.
Öncelikle belirtelim ki mahalleler kendinden daha büyük yerleşimlerin parçalarıdır. Uzuvlarıdır. Parçası oldukları ana gövdeye göre çalışır. Bağlı olduğu gövdeyle uyum içinde işlemek zorundadır. Üretim, yaşam ve kültürel yapıları bağlı olduğu/bağlandığı kentin olanaklarına, yönetim tarzına ve kentin çizdiği yasal çerçeveye, belirlediği kararlara göre biçimlenir. Farklılaşır.
Bu gerçekler bize köylerin artık eskisi gibi olamayacağını, yaşamın, kültürün ve üretim tarzının değişmesinin zorunlu olduğunu göstermektedir. Kısacası yasadan sonra köylerde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Artık yasadan önce o köyler ve yasadan sonra bu mahalleler olacak.
Bu yazıda Yasa ne getiriyor, ne götürüyor ne yapmalı veya yasayı savunanlar, karşı çıkanlar ve ne yapmalı ile yerel seçimlere yönelik birkaç mütevazı önerme çerçevesinde ele alınacak. Anlatılmaya çalışılacak.
6063 sayılı Büyükşehir/Bütünşehir Yasası
Köylerin nüfusu kente göre daha azdır. Toplumsal çevreden çok, doğal çevreye yakındır. Ekonomik yapısı tarımsal üretime dayalı olan yerleşimlerdir. Bu yerleşimlerde çiftçiler yaşar ve üretim yaparlar. Tarımsal faaliyet yürüten bu çiftçiler, kendilerini besledikleri gibi, kentte yaşayanları da beslerler.
Geçtiğimiz 15-20 yıllık süreçte köylerde aile tarımı yapanlara karşı uygulanan yanlı ve yanlış politikalarla çiftçilik hızlı bir tasfiye sürecine sokuldu. Bu durum artık herkesin malumu, biliniyor. Ürün fiyatlarının düşük, tarımsal girdi fiyatlarının yüksek, desteklemelerin yetersizliği nedeniyle bir kısım köylü artık üretim yap(a)mıyor. Çiftçiler, toprakların sekizde birini ekemiyor; boş bırakıyor.
Tarım ve gıda sistemi sayıları onu geçmeyen uluslararası büyük tarım, gıda ve ecza tekellerinin çıkarları doğrultusunda şekillendiriliyor. Tarım endüstrileştiriliyor.
Endüstrileştirilen tarım ve gıda, çiftçilerin tarım ve gıda tekellerinin boyunduruğu altına girmesine yarıyor. Sadece üretici çiftçilerin değil, tüketicilerin de gıda güvencesi ve sağlıklı gıda tüketme hakları gasp ediliyor. Tüketiciler de, artık ne yediğini ve ne yiyeceğini bilemez duruma hızla geliyor.
Tarım politikalarındaki bu yanlış ve eksiklikler tarımı ve üretici köylüyü çökertmiştir. Şimdi de, çıkarılan Büyükşehir/Bütünşehir Yasası ile köylülere başka bir darbe daha indiriliyor.
Daha önce var olan 16 büyükşehir sayısı 2012 ‘de çıkarılan 6063 sayılı “Büyükşehir Yasası ile 30’a yükseltildi. Yasayla değişim adı altında kırsalda yeni bir yıkım gerçekleştiriliyor.
Yasanın kırsalda yaratacağı tahribatı rakamlara döktüğümüzde karşımıza endişeyi büyüten bir resim çıkıyor. Resme birlikte bakalım.
Yasayla birlikte 1085 belde ve 16.562 köy, mahalleye dönüştürüldü. Ayrıca 51 il kapsamındaki 559 belde de köy yapıldı. Bir başka ifadeyle köylerin yüzde 47’si halka sorulmadan ortadan kaldırıldı; nüfusun yüzde 90’na yakını “şehirli yapıldı”.
30 Büyükşehirde toplam nüfus yaklaşık 58 milyon civarındadır. Köyden mahalleye dönüştürülen yeni kırsal nüfus 10 milyondur. Bu yasa ile birlikte Türkiye’de köy nüfusu 6,5 milyon daha azaltıldı. Yüzde 22,7 olan kır nüfusu bir gecede yasayla yüzde 10’a indirilmiş oldu. Köy sayısı 34.283’ten 18.446’ya düşürüldü.
Türkiye’nin toplam, tarım, orman, çayır ve mera alanı 641.639 km2’dir. Yüzölçümü 407 bin km2’ye çıkarılan 30 büyükşehrin 270 bin km2 yakın bölümü tarım, orman, çayır ve mera alanıdır. Yasayla birlikte bu alanların tasarrufunda köyler dışlanmıştır.1
Köylerin yüzde 78’i toplu, yüzde 28’i dağınık yerleşme karakterlidir. Köylerin yüzde 11’i vadilerde, yüzde 20’si ovalarda, yüzde 24’ü dağ eteklerinde, yüzde 45’i sırt ve yamaçlarda kuruludur.2
Aslında köyleri mahalleye dönüştüren yasayla birlikte Avrupa Birliği’ne girme yolundaki kriterlerden biri daha gerçekleştirildi. Yani Hükümet bir taş ile iki kuş vurmuş oldu. Ama köylüler; “köyleri mahalleye dönüştüren yasa ikinci ecelimiz olacak” diyor.
Köylüler haklı. Çünkü Büyükşehir Yasası, kır nüfusunun refahı, kültürü, adet ve gelenekleri, köylülerin yaşamına getireceği yeni ek yükler, tarım arazileri ve doğal varlıkların amaç dışı kullanımı konusunda tehditler barındırıyor. Kaygıları çoğaltıyor ve büyütüyor.
Köyleri köy yapan, otlakları, meraları, yaylakları, çayırları, harman yerleri ve diğer toplumsal ortak varlıklarıdır. Köylerin bu toplumsal ortak varlıklarını ham etmek için söz konusu yasanın çıkarıldığı kanısı yaygın bir kanıdır. Nitekim şu anda yeni mahallelerle ilgili yapılan envanter çalışmalarının verileri henüz merkezde tamamen toplanmadan başlayan talan bunu kanıtlamaktadır.
Kanunun çıkmasını olumlayanlar kadar yanlış bulanlar da var. Önce savunanların ardından yanlış bulanların görüşlerini konfederasyonumuzun bakış açısıyla birlikte paylaşalım.
Savunanlar
Bilindiği üzere yasayı hazırlayıp Meclise sunan ve oylarıyla mecliste kanun haline dönüştüren AK Partiydi. Yasayı savunanlar ise daha demokratik bir gaye güttüklerini söylüyorlardı. Ayrıca AK Parti’nin Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Menderes Türel, yasayı savunurken: “Avrupa Konseyi’nde 1989 senesinde imza attığımız yerel yönetim özerklik şartnamesi gereğince yapılması gerekenleri daha yeni yapabiliyoruz” diyordu.
Evet, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na imza atan ilk ülkelerden biri Türkiye’dir. Ancak bu Şart, hizmetin halka en yakın yönetim birimlerince verilmesi ilkesi üzerine oturur. Köyler ve Belde Belediyeleri, halkın yönetime ulaşması ve katılması bakımından geliştirilebilir yönetimlerdi. Yerel halkın yönetim/yönetme yetkisini ve olanağını ortadan kaldırmak anti-demokratik bir uygulamadır. Çıkartılan yasayla bu anti-demokratik uygulamalar yaşama ve üretime egemen kılınmaya çalışılmaktadır. Dolayısıyla söyledikleri gibi öyle demokratik bir gaye gütmedikleri ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Yanlış Bulanlar
Köylülerin söz konusu kanunla uğrayacağı hak kayıplarını özetle şöyle sıralayabiliriz.Köyde yaşayıp hayvan yetiştirenler hayvanlarına içirdiği su, yaşam alanlarındaki çöp vb şeyler için para vermiyorlardı. Şimdi ödeyecekler. Su ve çöp gibi daha birçok ihtiyaçlarını para ile satın almak zorunda kalacaklar. Gezgin, özgür hayvan yetiştiriciliği yapamayacaklar. Köylerinde ve evlerinin bahçesinde özgürce tavuk yetiştiremeyecekler. Üreterek aile bütçesine katkı sağladıkları sütün, yoğurdun, tavuğun ve yumurtanın tüketicisi/satın alıcısı olacaklar.
 Köylü nüfusu yarıya düşecek; kırlar ıssızlaşacak, korumasız, bekçisiz kalacak. Tarım şirketleşecek; tarımda kimyasal kullanımı artacak, insan ve hayvan sağlığı bozulacak. Toprak ile birlikte yeraltı ve yerüstü suları daha da kirlenecek, kullanılamaz hale gelecek.
Mahalleye dönüştürülen köylerin toprak, harman yeri, mera ve yaylakları gibi ortak varlıkları belediyelerin tasarrufuna geçecek. Köylülerin köy statüsündeyken sahibi oldukları ortak varlıklar mahalleye dönüştükten sonra belediyelerce amaç dışı kullanılabilecek. Amaç dışı kullanım oranında doğal denge bozulacak. Başka bir deyişle doğal varlıklar ve kır yaşamı ekosistem dengesi gözetilmeksizin tahribata uğrayacak/uğratılacak.
Tarımsal ürün üretimi azalacak. Çiftçiler işsiz kalacak. Köyden kente göç artacak. Üretim kaynaklarına ve yaşam biçimine müdahale edilen köylerde yaşayan halk daha zor koşullarda yaşamaya, iş bulmaya ve barınmaya zorlanacak. Kısacası, köylüler yaşam ve iş alanları üzerindeki haklarını kaybedecekler.
Geçmişte Yol Su Elektrik (YSE) ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü köye hizmet götürme işi bu kuruluşların kapatılmasından sonra ağır aksak da olsa Özel İdareler tarafından yürütülüyordu.
Yasa, Özel İdarelerinin tüzel kişiliğini kaldırarak hizmet götürülmesi yükümlülüğünü Belediyelere verirken ”Jeotermal ve doğal mineralli sular ruhsatına ilişkin yetki ve görevler, maden üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayalı ruhsat sahasındaki tesisler için işyeri açma ve çalışma ruhsatına ilişkin yetki ve görevleri, valiliklere” vermiştir.
Belediyeler, nüfus yoğunluğu fazla olan yakın mesafe ve kentselleşebilecek alanlara oy kaygısından dolayı daha çok ilgi gösterebilir. Hizmet de, buralara öncelik verebilir. Fakat nüfusu az olan daha uzak yerleşimlere hizmet götürmede isteksiz davranabilir. Iraklar hizmetten mahrum kalabilir. Yasada hizmette eşitliği esas alacak yaptırım yer almıyor. Alsa da bilindiği gibi politik tercihin oluşumunda menfaat belirleyici oluyor. Bu nedenle köy kent sosyalliği ve hizmete erişimde uçurum daha da büyüyebilir.
Köyleri mahalleye dönüştüren Büyükşehir Yasası köylülerin üretme haklarının yanı sıra demokratik yönetim olanaklarını da ellerinden alıyor.
Kanun çıkmadan önce köylerde ortak sorunların nasıl çözüleceğine köyde yaşayanların karar verme, birlikte çözüm üretme ve el birliğiyle uygulama olanakları vardı. Bu yasayla bu olanakları da ellerinden alınmıştır. Çünkü Yasa ile köylerin tüzel kişiliği sona eriyor. Mahalle muhtarları ile mahalle sakinlerinin ortak kararları belirleyici olmayacak, uygulamalarda belediye mevzuatları ve Büyükşehir belediyelerinin bulunduğu illerde Valiliğe bağlı kurulacak olan “Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı” (Madde 28/A) kurulacaktır. İçişleri Bakanlığınca çıkarılacak yönetmeliklerle çalışma usul ve esasları belirlenen Yatırım ve izleme koordinasyon başkanlığının kararları esas alınacaktır. Bu durumda köyün ortak varlıklarıyla birlikte kıyı alanları tüzel kişilik tarafından korunamayacak. Talan edilmesi kolaylaşacaktır. Çünkü bu yasa en ufak bir demokratik katılımı bile ortadan kaldırmış her türlü karar yetkisini merkezi iktidara (Başbakan ve Bakanlara) bağlamıştır.
Şöyle ki;
Yasa Büyükşehir olan illerde “Yatırım ve İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı” kurulmasını zorunlu kılmaktadır. ”Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığının sevk ve idaresi, vali veya vali tarafından görevlendirilecek bir vali yardımcısı tarafından yerine” getirilecek, ”Bakanlıklar ve diğer merkezi idare kuruluşları kaynağını aktarmak şartıyla illerde yapacakları her türlü yatırım, yapım, bakım ve onarım işlerini bu başkanlık aracılığıyla” yapabilecekler ve bu Yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı “merkezi idarenin adli ve askeri teşkilat dışında taşradaki tüm birimlerinin hizmet ve faaliyetlerinin etkinliği, verimliliği ve kurumların stratejik plan ve performans programlarına uygunluğu ile ilgili hazırlanacak rapor, valinin değerlendirmesiyle birlikte Başbakanlığa ve bu kurumların bağlı veya ilgili olduğu bakanlığa” gönderecektir. Ve Valilik “Gerektiğinde, kadro, yer ve unvanlarına bakılmaksızın ihtiyaç durumlarına göre uzman, sözleşmeli personel ve memurları bu başkanlıklarda görevlendirmeye” yetkili olacaktır. Kısacası “seçilmişler” yerine “atanmışlar” bütün kararları vereceklerdir. Bu kanunla her şey Başbakan’a ve zincirleme bir şekilde atayacağı kişilere bağlanmıştır.
Kırsaldaki köylerin ve beldelerin ihtiyacı; küçük üreticiyi demokratik ve mali açıdan daha da güçlendirmektir. Köylerin idaresini daha da kolektifleştirecek ve özgürleştirecek, yaşadıkları alanlarda söz ve karar sahibi kılacak idari yapıya kavuşturmaktır. Köyleri mahalleye dönüştüren 6063 sayılı Kanun ne yazık ki bu ihtiyaca cevap verecek öze sahip değildir.
Çünkü Kanun, demokratik değil, kâra odaklıdır. Her şeyi merkezde toplayan yönetim modelidir. Köylerin yarısına yakınını tasfiye etmekte, ortak varlıklarına el koymaktadır. Küçük çiftçiliği ortadan kaldıracak olan, köylüyü işsiz bırakacak, tarım ve gıdaya şirketleri egemen kılacak, doğanın dengesini bozacak, demokratik olmayan bir toplum tahayyülüdür.
Görüldüğü üzere yasayı yanlış bulanların köylülerin hak kaybına uğrayacağından, doğanın tahrip olacağından endişe ediyorlar. Yasa çıktığında bu nedenle karşı çıktılar ve halen de karşılar.
Yerel Seçimler
Yaklaşık 18 bin köyü mahalleye dönüştüren, “kentli yapan”, 6360 sayılı Kanunun ardından kırsal alanda yaşayan köylüler ilk kez belediye seçimlerine katılacak.
Siyasi partiler seçim meydanlarında birçok vaatte bulunacaklar. Projeler sunacaklar. Çözümler önerecekler.Kentli yapılan bu köylere partiler seçim propagandalarında yer verecekler mi? Yoksa nasılsa kanun çıktı. Köyler mahalle oldu. Kanun belediyelere de köylerin ortak mallarına konmayı sağlıyor. Belediyelere geldiğimizde ganimet paylaşımı yaparız denilerek sessiz mi kalacaklar? Meydanlardaki nutuklarında, televizyon konuşmalarında ve gazetelerin sayfalarındaki demeç ve ilanlarında göreceğiz.
Daha önce de belirtildiği gibi Kanunla köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle ortak toplumsal varlıkları belediyenin tasarrufuna geçti. Partiler ve belediye başkan adayları, “biz, mahalle olarak bağlanan köylerin ortak mallarını rantiyeye açmayacağız. Ortak mallarını yaşayanların ortak kullanımına geri vereceğiz”, diyebilir mi? Diyebilir. “Üretimin eskisi gibi devam etmesine değil daha iyi devam etmesine destek olacağız” diyebilir mi? Diyebilir. Peki, yapabilir mi? Yapabilir de. Buna Kanunun 7. Maddesinin “f” fıkrası cevaz veriyor.
Şöyle ki; 7. Madde, (f): …” “Büyükşehir ve ilçe belediyeleri tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyet ve hizmette bulunabilirler.” Diyor.
Ne yapmalı?
Önümüzdeki belediye seçimlerinde köylerin mahalleye dönüştürülmesi durumu politikacıların gündeminde ne kadar yer alacak veya nasıl ele alınıp değerlendirilecek, yaşayarak göreceğiz. Ama yer almalı. Yasa çıkmadan önce acele edildi veya aceleye getirildi. Bu nedenle Kanun üzerinde yeterli tartışma olanağı sağlanamadı. Tartışılamadı. Seçimlerde mutlaka tartışılmalı, ne olduğu herkes tarafından bilinmeli.
Bilindiği üzere her melanetten bir çıkış yolu mutlaka vardır. Aranırsa bulunur. Çözüm için köyün ortak mallarının rantiyeye açılması, talancılara verilmesi yerine, tarımsal üretim yapan çiftçilere yeniden fakat bu kez daha da güvenceli kazandırılması üzerinde düşünülmesiyle işe başlanabilir. Belediyeler, çiftçiler ortak çözümler üretme amacıyla bir araya gelebilir. Sorunun sahibi köylüler ve çözümün parçası olabilecek belediyeler ortak mücadele ile çıkış yolu bulabilir.
Köylerde üretim yapan çiftçiler, bitkisel üretimde kimyasal kullanıyor. Bu da toprağı ve suyu kirletiyor. Kullanılmaz kılıyor. Doğal olmayan yöntemle elde edilen ürünler kimyasal kalıntı oluşturuyor, sağlık sorunları yaratıyor.
Hayvanlarını merada otlatmaktan çok kapalı alanlarda besliyor. Hayvancılıkta kullanılan antibiyotik ve fenni yemler hayvansal ürünlerin kalitesini düşürüyor. Sağlık sorunu yaratıyor.
Üretici köylülerin alınteri ürünlerini pazarlama sorunları var. Aracılar çiftçilerin malını ucuza alıyor, pahalıya satıyor. Çoğu zaman aracılar üreticilerin paralarını vermiyor, dolandırıyor.
Çiftçilerin ekonomik örgütlenmeleri yok denecek düzeyde. Piyasayı tüccarlar ve sanayiciler istedikleri gibi evirip çeviriyor.
Bu noktada, muhalefet; “bizi oylarınızla belediyeye seçerseniz sizin meralarınızı ve diğer ortak mallarınızı elinizden almayacağız. Ancak siz de, kuracağınız kooperatifleriniz aracılığıyla örgütleneceksiniz. Biz bu ortak malları rantiyecilere değil, kurduğunuz kooperatiflerinizin ortak kullanımına vereceğiz. Eğer ürettiğiniz ürünler de kimyasal kullanmazsanız, bu yöntemle elde ettiğiniz ürünlerinizi pazarlamak için kurduğunuz/kuracağınız kooperatiflerinize kent merkezlerinde açık ve kapalı satış alanları sağlayacağız. Doğrudan aracısız biçimde ürünlerinizi halkla buluşturmanıza bu şekilde olanak sunacağız. Kimyasalsız üretim yapabilmeniz için gerekli olan bilgi desteğini vereceğiz. Doğadan eskisi gibi doğrudan yararlanacaksınız. Üretimde kullandığınız sudan para almayacağız. Meraların ıslahında bilgi, teknoloji ve ekonomik destek vereceğiz. Birlikte çalışacağız. Kapalı alan hayvancılığı yerine özgür mera hayvancılığı yapmanıza, meraları örgütlerinize açarak destek vereceğiz.
Yapacağımız bütün çalışmalarda doğrudan katılımınızı sağlayacak olan sizin oluşturacağınız köy meclisleriyle birlikte kararlaştıracağız.
Köylerle ilgili çalışmaları, sorunları belirleme ve çözümleri birlikte karar altına alma çalışmalarını seçilmiş belediye meclis üyeleriyle birlikte köylerde oluşturulacak olan köy meclisleriyle ortaklaşa kararlaştıracak, birlikte yapacağız.” Açılımıyla ortaya çıkarlarsa, hükümetin yanlışını hem pratikte gösterebilir hem rantiyecilerin emellerini ters düz edebilirler. Bugüne kadar uygulanan yanlış tarım politikaları bu sayede düzelme yoluna da girebilir. Hükümetin uyguladığı tarım politikaların alternatifini uygulamak için alan açabilir. Köyleri kültüründen koparmadan hiç olmadığı kadar sosyalleştirebilirler. Kırsalda doğayı hem korur hem refah düzeyini hiç ulaşılmadığı kadar yükseltebilirler. Bu konuda, köylüden yana politikaları uygulamayan belediyelere örnek teşkil edebilirler. En önemlisi de örgütlü toplumun oluşmasına bu yolla katkı koyabilirler.
Köyü kente katarak yok edilmemiş olur. Kentin sosyal yönünü, refahını köye taşıyarak/kazandırarak zengin köy kültürünü görünür kılabilir. Korumak için önlem, geliştirmek için çaba harcayabilir ve kalıcılaştırabilir.
Bu vesileyle, mahalle, belde, kent meclisleriyle siyaset tabana yayılabilir. Belediyelerde doğrudan demokrasi hayata geçirebilir. Özgür belediyecilik ve diyalektik doğa anlayışı buluşturulabilir. Doğayla koparılmış ilişkiler yeniden kurulabilir.
Yasayı hazırlayanların uygulamak istediği yukarıdan aşağıya akan baskıcı güç ve yönetim anlayışının yerini halkın aşağıdan yukarıyı demokratik olarak besleyeceği, geliştireceği, özgürleştireceği bir güç ve anlayışa terk etmesine katkı koyabilirler.
Köylülerin, öncelikle toprak ve su başta olmak üzere doğal varlıkları koruyacak politikalara ihtiyacı vardır. Gezegenimize yaşatılan küresel iklim krizi ve kuraklıkları dikkatte alacak biçimde geleceğimiz için tarım arazilerini ve su havzalarını tahrip edecek değil, koruyacak yasal düzenlemelere ve birlikte çözüm üretebilme mekanizmalarına ihtiyaç vardır. İstenirse 6063 sayılı Büyükşehir Yasası’na bu işlev gördürülebilir.
Abdullah Aysu Çiftçi-Sen Genel Başkanı
Ali Bülent Erdem Çiftçi-Sen Genel Sekreteri



1 Kaynak: Muhtarlar Federasyonu
2 Kaynak: TUİK
 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede