Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün2
Bu ay8903
Toplam715079
RES'LER NE KADAR TEMİZ ENERJİ KAYNAĞI? PDF Yazdır E-posta

ImageAyvalık Tabiat Platformu üyeleri Karaburun'daki RES'lerin yaptığı tahribatı  görmek için Karaburun'a ziyaret ettiler.Ziyaretin ardından Ayvalık Tabiat Platformu Dönem Sözcüsü Şükrü KAYGISIZ izlenimlerini kaleme alarak kamuoyuyla paylaştı.Bizde aşağıda bu izlenimleri sizlerle paylaşıyoruz.

RES'LER NE KADAR TEMİZ ENERJİ KAYNAĞI?
    “O YALANLARA İNANMAYIN” DEDİLER
     İçten bir sesle başladı konuşmaya, ardından kelimeler hınca, sözler öfkeye dönüşmeye başladı. Hem kızıyor, hem anlatıyor, hem feryat ediyor, hem de “aman siz kanmayın bu yalanlara” diyordu.

1. Ege Çevre Kurultayı'nda konuşan bu öfkeli sesin sahibi Karaburun'un Yaylaköy'ünde oturan Mustafa Şenbahar'dan başkası değildi. Sonra kalktı tek başına Turgutlu'daki mitinge katıldı. Elindeki bir kartonun üstünde  düzensiz bir yazıyla derdini anlatmaya çalışıyordu. Bizlere ısrarla “inanmayın yalanlarına” diye haykırıyordu.
     O kadar yalın, o kadar sade ve o kadar inandırıcı anlatmıştı ki derdini, bu tavrı bizi çok etkilemişti. “Biz yaptık siz yapmayın” diyor, sonra aynı çoşku ve öfkeyle haykırıyordu “artık onlara kanmayacağız”.  Aldatılmışlığın öfkesi vardı sözlerinde. Geleceğe dair daha kararlı bir biçimde sesleniyor ve bize mesaj veriyordu “ne olur izin vermeyin.”
     Anlatmak istediği RES (Rüzgar Elektirik Santrali) gerçeği idi. Onlar yaşamış ve görmüşlerdi. Şimdi başkalarının bu yalanlara inanmasını istemiyorlardı. Bunun için ne gerekirse yapacağını söylüyor, istenirse gidip her yerde bu yaşadıklarını anlatabileceğini belirtiyordu.
   CANINIZI VERİN DAĞLARINIZI VERMEYİN
     Mustafa bizi çok etkilemişti. Sonra Karaburun Kent Konseyi Başkanı İpar Hanım konuştu. Bize RES gerçeğini anlattı. Bize anlatılmayanları anlattı..O yetmezmiş gibi Aydın Çine'den bir başka konuşmacı RES'lerin yarattığı olumsuzlukları dile getirdi. Ne oluyor yahu demeye kalmadan  anlatılan RES gerçeği ile değil başka bir gerçekle karşılaşmıştık. Hani doğal enerji kaynağı idi, hani temiz ve yenilenebilir bir enerjiydi,kim doğruyu söylüyordu? Resmi ve yedirilmiş sözler mi doğruydu, yoksa yaşayanların anlattıkları mı?
    “Temiz Enerji” yoksa  anlatıldığı gibi temiz  değil miydi? Tam bunları düşünürken  Beyza Hoca'nın “enerji kimin için?” sözleri ve ardındaki gerçekler bilincimize atılmış son yumruk gibiydi. Abondone olmuştuk. Resmi yalanlarla kirletilmiş bilincimiz, yaşayanların ve akademisyelerin anlatımıyla yavaş yavaş aydınlanmaya başlamıştı.
     O gün karar vermiştik gerçeği yerinde görmeye.
     İşte bu duygu ile Ayvalık Tabiat Platformu üyeleri olarak 33 kişi yola çıktık ve gerçeği yerinde görmek için Karaburun'a gittik. Yola çıkan yaşam savunucularının bir kısmı hala RES'ler konusunda net değildi. Ta ki Yaylaköy Muhtarının “Canınızı verin dağlarınızı vermeyin” sözüne kadar.
      DOĞA MI?  O  ARTIK YOK OLMAYA BAŞLAMIŞTI
Image     Saat 12.30 gibi Karaburun'a gelmiştik. Bizi bekleyen Kent Konseyi'nden dotlarımızın sıcak ilgisiyle karşılandık. Belediye Başkanı'nın pide ve ayran ikramının ardından çaylarımızı yudumlayıp yola çıktık. Karaburun'un sırtlarına doğru yol almaya başladık. Dar ve dik yolarda otobüsümüz biraz zorlansa da tepeyi aşıp Yaylaköy'e yaklaşmaya başladık.
    Bir anda her yanımızda RES'ler görünmeye başladı. Dağ taş Rüzgar Türbinleri ile doluydu. Mustafa “daha devam edecek, yenileri de yapılacak” diye başladı söze. O kadar duygulanmıştı ki bazen ağlamaklı oluyor, bu durum ise sözlerini daha da inandırıcı kılıyordu. Feryat figan içinde hemen her şeyi bir anda anlatmak isteği ile, ardı ardına sözcükler dökülmeye başladı. Bizler şaşkın ve  dikkatli gözlerle anlatılanla gördüklerimizi birleştirmeye çalışıyorduk.
    Gördüğümüz manzara korkunçtu. Dağ taş açılmış yollarla talan edilmişti. Her yer inşaat alanı gibiydi. Doğa dikenli tellerle çevrilmişti. Köy merası yerine dikenli tellerle çevrilmiş alanlar ve bu meralarda köylülerden kimlik soran RES görevlileri türemişti. Kendi köylerinde, kendi meralarında, kimlik göstermek zorunda kaldıklarını anlattı Mustafa.
     Her türbin için neredeyse 8 - 10 dönümlük bir yer betona boğulmuş, bağlantı yoları ile birlikte doğa yok edilmişti. Yolların tozu bitki örtüsünü örtmeye başlamış ve zeytinler artık tozdan sararmaya yüz tutmuştu. Her yer delik deşikti. Santral denen yer ise devasa bir alanı kaplıyordu.  Ve Mustafa hala anlatıyordu : “Şurası falan şirketin, burası diğer şirketin alanı” diye. Böylece RES gerçeği ile ilk yüzleşmemiz başlamış oluyordu.
                                      KEÇİLER BİLE O TARAFA GİTMİYOR
    Yörüklerin köye ilk geliş öyküsünü anlattı bize İpar Hanım otobüste. Tam o öyküde anlatılan çeşmenin yanında durduk. Artık köye gelmiştik. Herkes öyküde anlatılan çeşmeye koştu. Suyu ilk  keçiler bulmuştu. Arkadaşlarımız kana kana su içtiler yörük keçilerinin bulduğu kaynaktan. Keçilerin bulduğu bu kaynak, çeşmeye ve ardından yörüklerin yaşam alanına dönüşmüştü. Yaklaşık 500 yıl süren  bir yaşam vardı bu köyde. İnsanlar hala geleneklerini koruyor, kısıtlı alanda doğal tarım yapıyor ve esas olarak keçi besleyerek geçiniyorlardı.
     Az sonra Muhtarın evine konuk olduk. Bizi bekliyorlardı. Haber verilmişti onlara. Yörük misafirperverliğinin en saf ve duru halinde ve izzeti ikram bolluğunda karşıladılar 33 misafiri; bir de Karaburun'dan bizimle birlikte gelen  yaşam savunucularını.
    İlk önce Muhtar Yusuf Arıcı başladı anlatmaya. O kadar temiz bir yüzü vardı ki kim görse bu adam yalan söylemez derdi. O nedenle her söylediğine ayrı değer ve önem vermiştik. Ve biliyorduk ki Muhtar yalan söylemiyordu. O başladı anlatmaya: “Bizi kandırdılar” dedi ilk. “Aman sizi kanadırmasınlar” diye uyardı bizi. Madencilerin, RES ve HES'çilerin bildiğimiz klasik taktiği Yaylaköy'de de uygulanmıştı. “Köyden 2 kişiyi işe alıp önce köyü ikiye böldüler” dedikten sonra, içten anlatımıyla devam etti.
   Kısaca şöyle diyordu muhtar: “Köyde 10.000'e yakın keçi vardı. Kadın erkek arasında bölüşülmüştü görevler. Arıcılık ise ek gelir kaynağı olmuştu köylülerin. Bu sessiz ve sakin yörük köyünde birden yaşam değişmeye başlamıştı. Keçiler sütten erken kesiliyor, düşük yapıyor, yavrulamıyordu. Keçileri RES'lerin bulunduğu alanların yakınına götüremiyorlardı. Keçiler bile kaçıyordu RES'lerden. Arıların yarısı köyü terketmişti. Bu yıl  bal üretimi yarı yarıya azalmıştı. Zeytin sinekleriyle beslenen yarasalar yok olmuştu. Binlerce yarasa köyü terk etmiş ve gitmişti. İlk onlar anlamıştı RES gerçeğini.
     Kadınlar artık keçi otlatmaya çıkamaz olmuştu. Köyün merası gitmiş yerine dikenli tellerle çevrilmiş RES alanları gelmişti. O kadar bağlantı yolu açılmıştı ki toz toprak içinde kalmıştı bitki örtüsü. Bu tozlu bitkilerden beslenen keçilerde akciğer hastalıkları başlamıştı. Şimdi köylülere bir de keçileri için veteriner ve antibiyotik masrafı çıkmıştı. Bu para artık binlerce liraya ulaşmıştı.  Rüzgarlı havalarda köyde tozdan durulmaz oluyordu. Zetinler yavaş yavaş verimden düşmeye ve köyde kötü gidişat artık tüm acımasızlığı ile hüküm sürmeye başlamıştı.”
                                       KÖYDE KAVGALAR BAŞLADI
      Araya muhtarın eşi Nejla Hanım girdi, sonra genç bir gelin, sonra Leyla Teyze, sonra RES'lerde çalışmış bir elektrikçi, sonra Mustafa ve sözleri birbirlerinden devir alarak ve bitmez tükenmez sorularımıza yanıt verek bize RES gerçeğini anlattılar.
     Gelin girdi söze “Gürültüden uyuyamaz olduk” dedi. Biz fazla ses hissetmediğimizi söyleyince gülerek başladı anlatmaya: “Buraya ne zaman bir Kaymakam, Belediye Başkanı gelse direkleri durduruyorlar. Aramızda bir ajanları var ama bulamadık” dedi. Sonra “köye ne zaman bir büyükbaş gelse hemen yakınlardaki direkleri durduruyorlar.” dedikten sonra “sizin de geleceğinizi duymuşlar, direği yavaşlattılar” diyerek bize bilgi verdi.
     Daha önce RES'lerin kurulmasında çalışan bir köylü “bir RES için yaklaşık 8-10 dönüm alan yok edilmektedir. Buna en az 10- 12 metre genişliğinde  açılan bağlantı yollarını da ekleyin”dedi.  Aynı kişi devam etti anlatmaya: “1,5 – 2 megawatlık bir türbinde en az 4 ton bakır ve mıknatıs kullanılmaktadır, bu da çok ciddi bir manyetik alan yaratmaktadır. Bu manyetik alan insan ve hayvanlar için çok zararlı ama saklıyorlar bunları”dedi. İçinin yandığı belliydi. Heyecandan titriyordu. Verdiğimiz sudan birkaç yudum içtikten sonra tekrar devam etti “2,5 megawatlık bir türbin için 8 katlı bir bina için harcanan beton ve demir kullanılmaktadır” dedi. Söylediklerini türbin sayısıyla çarpınca ortaya korkunç bir doğa katliamı çıkıyordu. Hele bunun bir de Cunda'nın tepelerinde yapıldığını düşünecek olursak, durumun ne kadar vahim olacağını, katledilecek ağaç ve yaratılacak doğal tahribatın büyüklüğünü düşünmek bile istemedik.
    “Aman” diyordu Nejla Hanım, “sakın” diyordu, dinç yüzünün sevecen bakışları ile “oğlum sakın vermeyin dağlarınızı, topraklarınızı” ve başladı nasıl eşiyle kavga ettiklerini anlatmaya. “Eskiden biz hiç kavga etmezdik, sonra bu RES'ler yapılınca sürekli bir uğultu ve gürültü başladı. Artık uyuyamaz olduk. Sinirlerimiz bozuluyor, başımız ağrıyordu. Başladık birbirimizle kavgaya. Eskiden ne baş ağrısı bilirdik ne uğultu, yaptılar köyümüzün yanına bu pervaneleri, artık huzurumuz kalmadı.” Çok şey anlattılar o temiz duyguları ve en yalın halleriyle. Ve hala da anlatmak istiyorlardı. Biz de dinlemek. Oysa fazla vaktimiz kalmamıştı. Ağır ağır Karaburun'a dönmemiz gerekiyordu. Orada Kent Konseyi bize ayrıca bir sunum yapacaktı.
    Son soruyu aramızdan biri, Hüseyin sordu. “Bize sorarlarsa ne diyelim?” dedi. Muhtar net ve kesin bir yanıt verdi:  “Yerleşim yerine yakın mı, canınızı verin, dağlarınızı vermeyin!”. Bu yanıt alkışlarla karşılık buldu. Mesaj alınmıştı.
                                         KARABURUN  VE CUNDA YOK OLMASIN
           Kent Konseyi'nde yapılan sunumla bölgenin ekosistemini, fauna ve florasını öğrendik ilk. Sonra hala devam eden kültürel yapının özeliklerini ve Türkmen geleneklerini, Keçi Kırkım Şenliklerini öğrendik. Kuşarı, Fokları, dağları, doğayı ve neden korunması gerektiğini anlattılar bize. Sonra RES'lere karşı verdikleri mücadeleden bahsettiler ve çıkardıkları dersleri bizimle paylaştılar. Hatta samimice bir duyguyla “aman hata yapmayın ve bölünmeyin dediler” “bu mücadele egolara ve siyasal parti ve görüşlerin kavgalarına yenik düşmesin” dediler. Kısaca “birleşin, mücadele edin ve halktan kopmadan; onlarla birlikte yola devam edin.” dediler.
        Karaburunlular  aktardıkları deneyimleriyle ve sıcacık dostluklarıyla bizi yolcu ettiler. Biz Karaburun yok olmasın derken, Onlar “Cunda ve Ayvalık Yok Olmasın” dediler. Karar verdik bir kez daha, yaşam alanlarımızı birlikte ve daha güçlü korumaya...
                                                         
                                       AYVALIK TABİAT PLATFORMU
                                                           Dönem Sözcüsü
                                                          Şükrü KAYGISIZ

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede