Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün121
Bu ay3824
Toplam733285
SEÇİM BEYANNAMELERİNDE TARIM-4 PDF Yazdır E-posta

                Temiz Enerji Yalandır! (*)                     Adnan ÇOBANOĞLU

             Küresel sermaye,  enerji yatırımlarını  sermaye birikiminin ve sermayenin merkezileşmesinin bir yolu olarak görmektedir.Bu nedenle de doğayı katletmenin yeni yol ve yöntemlerini bulmakta,kamuoyunun tepkisini  asgariye ye indirmek içinde değişik yöntemler kullanmaktadır.Bunların başında da “algı yönetimi” gelir.Enerji konusundaki “algı yönetimi” ise “temiz enerji/yenilenebilir enerji kaynakları” adı altında  doğanın yağmalanması suyun, güneşin, rüzgarın v.b meta haline getirilmesidir.Sermaye HES’leri, biyoyakıtları, jeotermali, RES’leri,GES’leri v.b lerine  yenilenebilir enerji diyerek pazarlamaktadır. “Temiz enerji” nin ne olduğu   somutlanmadığı sürece  bu kavram yanıltıcı bir kavramdır.

         Bütün enerji sistemleri elbette doğaya bir tarz müdahaledir ve ekolojik dengeyi zarar verir.Ekolojik dengeyi en fazla zarar veren şey ise sermayedir. Enerjinin merkezileştirilmesi  ise bu zararı katmerleştirir. Hemen hemen bütün partilerin bildirgesinde  “Enerjinin çevre ve insan sağlığına zarar vermeden üretileceği” iddiası vardır.Bu iddialarına uygun davranmak,çevreyi, ekolojik dengeyi korumak istiyorlarsa her şeyden önce enerjinin merkezileşmesine,  yani enerjinin büyük santraller şeklinde üretilmesine  karşı çıkmaları gerekir. “Çevreyle dost enerji üretim sistemi ” yoktur,“en az zarar vereni ”  vardır.Bunun içinde, yapılacak yatırımların enerji üretimini ve sermaye birikimini merkezileştirmeyecek tarzda,  özel sektörün yatırımlarını azaltan, kamunun yatırımlarını çoğaltan, “yerelin ihtiyacını yerelde çözen” bir anlayışıyla hareket edilerek yapılması gerekir. 

       Doğayı ve canlılara en az zarar veren enerji kaynaklarının  da neler olduğu tartışmalı bir konudur. Bu tartışmaların netleşmesi için sermayeden bağımsız bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmalar üzerinden fikir oluşturmak en doğru yöntemdir.Bu tartışma bitirilmeden herhangi bir enerjinin üretimi ve kullanımını “ekolojik dengeyi koruyan,çevre dostu” ilan etmek sermayenin “algı yönetimi”ne yardımcı olmak anlamını taşır. Ayrıca doğaya en az zarar veren enerji üretiminin ve kullanımının tespit edilmesi söz konusu olsa bile, yer tercihi itibariyle  insanların ve diğer canlıların ortak yaşam alanlarını olumsuz etkileyip sosyal,ekonomik ve kültürel yaşama büyük zararlar veriyorsa bu enerji yatırımından da vazgeçilmesi gerekir.

        Şimdi gelelim partilerin bu soruna bakışlarına;

             CHP’nin bildirgesinde  “Nükleer teknolojiye, kategorik olarak karşı olmamakla birlikte,….” denilerek nükleer enerjiye yeşil ışık yakılmıştır.  “Enerjinin çeşitlendirilmiş kaynaklardan ve ekosisteme zarar vermeden sağlanmasını” gözeteceklerini “atıl konumda olan yerli ve, güneş enerjisi başta olmak üzere, yenilenebilir enerji kaynaklarımızın enerji üretimindeki payını” artıracaklarını  söylemektedirler ama “enerjinin çeşitlenmiş kaynakları”nın ne olduğunu ve “yenilenebilir enerji kaynaklarının ne olduğunu belirtmemişlerdir. Sermaye HES’leri bile yenilenebilir  enerji kaynağı olarak lanse etmektedir. Enerji üretiminin ekosisteme zarar vermemesi mümkün değildir. “Çevre ve toplumla uyumsuz,  yerel paydaşların karşı çıktığı projeleri uygulamaya koymayacağız” denilmesi olumludur ama yetersizdir, bir projenin uygulanıp uygulanmamasını “yerel paydaşların karşı çıkması”na bağlamak eksik bir yaklaşımdır, yerel paydaşlar sermayenin yarattığı “algı yönetimi” nedeniyle de sessiz kalmış olabilirler.

            “Verimli tarım arazilerinde,ormanlarda,zeytinliklerde,balık üreme havzalarında ve SİT alanlarında enerji santrali kurmayacağız.” denilmesi doğru bir yaklaşımdır. Ama “Havza planlaması kapsamında yer almayan, ÇED ölçütlerine uymayan, eko-sistemi tahrip eden hiçbir HES projesine onay vermeyeceğiz. Linyit kaynaklarımızın, öncelikle elektrik enerjisi amaçlı değerlendirilmesini sağlayacağız” diyerek de termik santrallere  yeşil ışık yakmaktadırlar.Konuya MHP’nin bakışı da farklı değildir “Enerji hammaddelerinde dış bağımlılığının azaltılması, bunun için kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının azami seviyede değerlendirilmesi,Nükleer başta olmak üzere yeni enerji teknolojilerini üretecek yetkinliğe ulaşılmasıdır. Elektrik üretiminde rüzgâr, güneş ve jeotermal kaynakların daha fazla değerlendirilmesi için etkili teşvik ve düzenlemeler hayata geçirilecektir.”demektedir.  Bunların yanı sıra MHP“Tarım,Hayvancılık,Kırsal Kalkınma” bölümünde “…..enerji bitkileri gibi ürünlerimiz için özel destekleme programları geliştirilecek ve bu ürünlere fiyat garantisi verilecektir” denilerek sanki iyi bir şey yapacakları imajını vermeye çalışmaktadır. Desteklenecek ürünlerin içine “enerji bitkileri”nin alınması demek gıda üretiminin ve biyoçeşitliliğin enerjiye feda edilmesi anlamını taşır .Enerji bitkilerinin büyük bir çoğunluğu da GDO’lu üretimdir ve “enerji bitkileri”nin teşvik edilmesi uluslar arası gıda ve enerji şirketlerinin talebidir. MHP bildirgesinde bu talebi yerine getireceğini söylemiş olmaktadır.  Enerji için bitkisel üretim teşvik yerine yasaklanmalıdır

              Muhalefet partilerinin bazıları jeotermal,kayagazı enerjileri konusunda da ortaklaşmışlardır. 

                 “Elektrik üretiminde rüzgar,güneş ve jeotermal kaynakların daha fazla değerlendirilmesi için etkili teşvik ve düzenlemeler hayata geçirilecektir.” (MHP)“Akarsu, güneş, rüzgâr, biyoenerji ve yeraltı ısısı (yer altı ısısı diye bahsettikleri  şey jeotermal dir) gibi temiz ve yenilenebilir kaynakları değerlendireceğiz.(Vatan Partisi)     “Enerji verimliliği yüksek ve çevre ile uyumlu sürdürülebilir enerji (güneş enerjisi, rüzgar gülü, dalga enerjisi, jeotermal enerji) politikaları belirlenecektir.”,  “Ülkemizde bulunduğu tespit edilen “Kaya gazı” üretimi çalışmalarına hız verilecektir.” (Milli İttifak)Güneş, Rüzgâr, Jeotermal ve atıklardan çevreye duyarlı enerji üretimine ve kullanımına ağırlık vereceğiz Yerkabuğunun çeşitli katmanlarındaki sıcak su, buhar, gaz ve sıcak kuru kayalardan (üstü örtük olarak kayagazı ve kaya petrolü’nden bahsetmektedir) yenilenebilir, sürdürülebilir, ucuz, tükenmez, çevre dostu, yeşil, birincil enerji kaynaklarından faydalanacak; hâlihazırda ülkemizin mevcut jeotermal ısı potansiyelinin yaklaşık % 12,3’ü olan 3881 MWt ısı enerjisinin açığa çıkarıldığını gözeterek, jeotermal ısı potansiyelini en verimli biçimde değerlendireceğiz. ( Anadolu Partisi )

              Jeotermal enerji ve kayagazı/kayapetrolü’de bu partiler tarafından “doğayla dost temiz enerji kaynağı” olarak görülmektedir. Bu iki enerji kaynağının daha fazla değerlendirilmesi demek doğanın,suyun,toprağın ve tarımın daha fazla katledilmesi demektir.

                 Önce jeotermal enerjiyi ele alalım;    

               Yeraltı sularına ve sulama sularına başta bor olmak üzere ağır metallerin bulaşma riski yüksektir. Bu ağır metaller toprağı kirletir ve bu kirlilik onlarca yıl kaybolmaz. Jeotermal kuyularından ve jeotermal elektrik santrallerinden çıkan buharlar ortam nemini ve sıcaklığını yükselterek ekosisteme zarar vermektedir. Nem bitkisel üretimdeki hastalıkları ve zararlıları arttırır. Üreticiler hastalık ve zararlılarla mücadele etmek için daha fazla kimyasal ilaç kullanmak zorunda kalırlar. Kimyasal ilaç kullanımı da çevreye,toprağa ve canlı yaşamına zarar verdiği gibi daha fazla enerji tüketimi, daha fazla küresel iklim değişikliğidir.   Bu mudur “doğayla dost,temiz enerji” dedikleri?HDP’nin seçim bildirgesinde ise jeotermal enerji kaynaklarına ilişkin olumlu, olumsuz herhangi bir bölüm yoktur.Bu konudaki tavrı “nötr” dür.

              Kayagazı (shale (seyl) gaz) /kayapetrolü (shale (seyl) petrolü)’ne gelince;

               Neoliberalizm yeni sermaye birikim aracı olarak doğanın metalaştırılmasını önüne koymuştur. RES,GES ve HES’lerin “yenilenebilir enerji” ve ”temiz enerji” kaynağı olup olmadığı tartışmaları henüz bitmemişken gündeme bir de “kaya gazı”, ”kaya petrolü” girmiştir.Kaya gazı ve kaya petrolü, yerin yüzlerce/binlerce  metre altında yer alan küçük taneli tortul kayaçların (şeyl) gözeneklerinde yer alan petrol veya doğalgazı tanımlamaktadır.Trakya, Konya, Ereğli, Niğde ve Bor havzasında “shale (seyl) petrolü” (petrol üretilebilen kaya) veya bir başka deyişle kaya petrolü bakımından zengin rezervlerin bulunduğu, Diyarbakır’ın da  “shale (seyl) gaz”  kaya gazı rezervi bakımından zengin olduğu, Shell’in Diyarbakır’daki kaya gazı kuyularını çalıştıracağı, Trakya’daki ruhsatın da Exxon Mobil’e verildiği 2012 yılı sonlarında  yetkili ağızlar tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.

               Kayagazı/kayapetrolü çıkartılırken yerin binlerce metre altına sondaj yapılmakta , kaya gazı veya kaya petrolü rezervlerine ulaşıldığında ise sondaj yanlara doğru kilometrelerce devam etmektedir.Kayaların gözenekleri içinde bulunan gaz veya petrol taneciklerinin açığa çıkarılarak yeryüzüne çıkması için binlerce ton su,kum ve kimyasal karışımı basınçlı bir şekilde sondaj yapılan bölgeden enjekte edilerek kayaların parçalanması için patlamalar meydana getirilmektedir. Su  kaynakları,  kum ve kimyasallar olmadan bu işlem yapılamamaktadır.

              Trakya, Konya, Ereğli, Niğde, Bor, Diyarbakır havzaları Türkiye’nin en verimli tarımsal arazilerine sahip bölgeleridir. Bu gaz ve petrol elde edilmesi sürecinde kullanılan kimyasalların tarım arazilerine zarar vermeyeceğini ve risk taşımadığını kimse iddia edemez. Eğer ki bu kimyasallar ve kumlar yer altı sularına karışırsa tarım arazileri yok olacağı gibi tüm canlı yaşamına da zarar verecektir. Yer altı sularının bazılarının içme suyu ve sulama suyu olarak kullanılacağı, bazılarının da yer üstü akarsularını besleyeceği göz önüne alındığında tehlikenin boyutu ürkütücü seviyelere çıkmaktadır.

               Kaya gazı sondajının çevre sorunlarına ve depremlere yol açması üzerine Fransa, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti kaya gazı çalışmalarını yasaklamış, İngiltere, İspanya ve Güney Afrika da çalışmaları durdurmuştur. Ama ne yazık ki bu enerji kaynağı Milli İttifak,Anadolu Partisi,AKP gibi partiler  tarafından “temiz enerji” kaynağı olarak topluma yutturulmaya çalışılmaktadır.Toprağı,suyu,çevreyi,doğayı koruyacağını söyleyen partilerin bu enerji  üretimlerini savunmaları toprağı,suyu, çevreyi, doğayı  korumayacakları,sermayenin doğayı metalaştırmasına yardımcı olacakları  anlamı taşır.

             Sol’dan, Emek’ten yana olduğunu söyleyen partilerin  bu tehlikenin farkında olmamaları da kabul edilebilir bir durum değildir. Diyarbakır bölgesinde,Dicle ve Fırat nehirlerinin suyu kullanılarak elde edilecek olan kayagazı  üretiminin tüm bölgeyi olumsuz etkileyeceği görünüp dururken HDP nin  seçim bildirgesinde  bu konuya dair herhangi söz söylememesi( en iyi tabirle)HDP’nin de “ekoloji" kavramının içini yeterince dolduramadığının göstergesidir.CHP’de bu konuya ilişkin bir çift laf etmemiştir.


(*)Bu yazı 23 Mayıs 2015 tarihli Birgün gazetesinde köşe yazısı olarak yayınlandı, Sayfanın altındaki linkten Birgün'ün sayfasına ulaşabilirsiniz.Buradaki yazı Birgün'deki köşe yazısına göre daha uzun.Yazılı basındaki yer sorunu nedeniyle editörler yazıları kısaltmak zorunda kalıyorlar. İnternet yayınlarında daha uzun yayınlar yayımlayabilme kolaylığı var.Bizde o kolaylıktan yararlanıp yazının bölümlerinde kesinti yapmadan yayınlıyoruz. 
        
http://www.birgun.net/haber-detay/temiz-enerji-yalandir-81498.html

                  

 

 

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede