Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün227
Bu ay4391
Toplam668623
SEÇİM BEYANNAMELERİNDE TARIM-5 PDF Yazdır E-posta

              SU POLİTİKALARI (*)        Adnan ÇOBANOĞLU

                Nehirlerin, ekosistemlerin, göllerin, bataklıkların yani suyun da yaşama ve varlığını sürdürme hakkı vardır. Bu hak canlı yaşamın zorunlu sonucu olan doğal  bir haktır. Su ve su döngüsü ise  milyonlarca yıldır yerkürenin yaşam kaynağıdır, doğanın bir parçasıdır ve bütün canlıların da  suya erişim hakkı vardır, bu hak da doğal bir haktır. Sermaye bu hakkı yok sayarak suyun fiyatlandırılmasını ve ticarileştirilmesine dönük politikaları ülkelere dayatmıştır. Ekolojik döngüler sayesinde yok olmayan su, kapitalist sistem içinde kıt bir kaynağa dönüştürülerek, ticari bir mal (meta)haline, sermaye birikim sürecinin bir parçası haline getirilmiştir.

              Emperyalistler  “yeni sömürgecilik” döneminde  Dünya”yı yönetme politikalarını kendi kurdukları örgütler  (Dünya Bankası,IMF,Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Dünya Su Konseyi. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD),v.b örgütler ) aracılığıyla hayata geçirmeye başlamışlardır. Yerkürenin yaşam kaynağı olan suyun metalaştırılması, sermaye birikiminin bir aracı olması süreci de gene bu örgütler  aracılığıyla olmuştur. Suyun bir hak olmaktan çıkarılarak ekonomik bir mal (meta) olarak tanımlanması sürecinde rol oynayan örgütlerin  en başında Birleşmiş Milletler (BM) gelmektedir.

            Dünya Bankası (DB) 1990 öncesinde  kredi verdiği ülkelerde kredi anlaşmalarının önkoşulu olarak su hizmetlerinin ticarileştirilmesi için gerekli yapısal düzenlemelerin  yapılmasını şart koşmaya başlamıştır. Uluslararası Para Fonu (IMF)de stand-bay anlaşmalarında kredi alan ülkelere  benzeri dayatmaları şart koşmaya başlamıştır. Çünkü hedef  emperyalizme bağımlı ülkelerde pazarı genişletmek, kapitalizmin  yeni sermaye birikim modeliyle entegrasyonunu sağlamaktır.

           Su sektöründeki çokuluslu şirketler,  uluslar arası örgütleri ve hükümetleri  bir araya getirerek  “Dünya Su Politikaları”nın tek bir elde toplanması,küresel su politikalarının belirlenip uygulanması  amacıyla 1996 yılında  da “Dünya Su Konseyi”ni kurmuşlardır.  Dünya Su Konseyi  aracılığıyla da “Dünya Su Formu” adı altında “su özelleştirmelerinin hangi koşullarda, nasıl yapılacağının çerçevesinin çizildiği, lobilerin yapıldığı” organizasyonlar örgütlemeye başlamışlardır. Tartışmalar ,suyun gıda ve enerji politikalarıyla ilişkisini politik ve ekonomik yasal  uygulamalarını da yönlendirmektedir. Ve küresel sermaye açısından  su, artık  ekonomik, ideolojik ve stratejik araçlardan biridir. Suyun bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılarak ekonomik bir mala, bir piyasa malına (“meta”ya) dönüştürülmesi  Dünya Su Konseyinin en temel hedeflerinden biri olmuştur.

         Avrupa Birliği (AB) müzakerelerinde de “ suyun ticarileştirilmesi  su hizmetlerinin özelleştirilmesi ve buna uygun hukuki ve yönetsel değişikliklerinin yapılması” da önemli bir yer tutar.

             Su kaynaklarının ve su iletim hizmetlerinin özelleştirilmesi konuları Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) içinde kısa adı “GATS” olan  “Hizmet Ticareti Genel Anlaşması” çerçevesinde görüşülmektedir.  GATS ‘a göre  kamu su alanında olmamalı, “su hizmetleri ve kaynakları özelleştirilmeli” dir. Bu nedenle tüm dünyada  hem kentsel su, hem de tarımsal su özelleştirilmektedir.Bu nedenle DTÖ  görüşmelerinin Temmuz 2006’da dondurulmuş olmasına rağmen Türkiye’de suyun özelleştirilmesi işleri GATS çerçevesinde vakit kaybetmeksizin tüm hızıyla devam ettirildi.Su ve kanalizasyon hizmeti bir kamu hizmeti olmaktan uzaklaştırıldı ve bir ticari hizmete dönüştürüldü.

                Su politikaları ile ilgili bu genel bilgilerin ışığında Türkiye ye gelirsek,

                   Türkiye’de toplam kullanılan suyun yüzde 70 i tarımsal üretim sırasında tüketilir. Üreticiler  için su bu derece önemlidir. DSİ başta olmak üzere “Su” ve “Köy “ ile ilgili bütün kurum ve kuruluşlar neoliberal su ve tarım politikalarına uygun olarak yeniden dizayn edilmeye başlamıştır.  Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü; “suyun stratejik bir meta haline geldiğini görmekteyiz” . “DSİ’ce geliştirilen bütün sulamalarda, söz konusu kanalların işletme, bakım ve onarımlarının yeterince yapılabilmesi ve çiftçi katılımının sağlanması için DSİ Genel Müdürlüğü yeni bir politika benimsemiş ve 1993 yılından itibaren işletme yönetimi sorumluluğu Su Kullanıcı Örgütlerine devredilmeye başlanmıştır. DSİ’ce yapılan devir çalışmaları Dünya Bankası’nca desteklenmiştir.”  (bkz. www.dsi.gov.tr ) demektedir.

                  DB, sulama işletmelerinin kamudan çözülmesini ve piyasa güçlerine geçişe hazır hale gelmesini istemektedir bu nedenle de “ işletme yönetimi sorumluluğu”nun su kullanıcı örgütlerine devredilmesi demek artık akarsular,barajlar ve göletler kar ettiği yani üreticilerden kullanım için para alabildiği ölçüde bakımları, devamlılıkları söz konusu olacaktır.Aksi taktirde “yap,işlet devret” yöntemiyle sermayeye pazarlanacaktır.HES projeleri akarsuların sermayeye pazarlandığı projelerdir.

             2011 yılında “Sulama Birlikleri Yasası” çıkartılarak Sulama Birliği’ne “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından inşa edilmiş veya halen inşa edilmekte olan ya da inşa edilmesi planlanan sulama tesislerini inşa maksatlarına uygun şekilde kullanmak, işletmek, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün onayını almak suretiyle işlettirmek,” görevi yüklenmiştir. Yani özel sektöre işlettirebilecektir.

             Birliklerin yönetimine dönük  seçim sistemi de,suyu kullananların eşit haklara  sahip olmadığı,arazisi büyük olanın daha fazla söz ve oy hakkının olduğu, anti-demokratik bir şekilde düzenlenmiştir. Birlik seçimlerinde  kullanılacak oy sayısı aynı sulama alanı içinde ortalama parsel büyüklüğü hesaplanarak bulunacak ve birlik üyesinin arazisi büyükse küçük arazi sahibinin 5 kat daha fazla  oy hakkına sahip olabilecektir. Yani Sulama Birliği’nin yönetiminde büyük toprak sahipleri yer alacak,küçük üreticiler yer alamayacaktır. Eski “Sulama Birlikleri”nin de 18 Ay içinde kendilerini yeni yasaya uygun hale getirmeleri istenmiştir. Ayrıca Birliğin görevleri arasında “Görev alanı içerisinde su miktarına bağlı olarak ekilecek bitki desenini Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ilgili birimleri ile işbirliği yaparak planlamak.” da vardır.Yani ürün çeşitliliğini sınırlayacak olan bir yetki de verilmiştir Sulama Birliği’ne.Üreticilerin suya erişiminin engellenmesi için bunlarda yetmemiştir. 1984 yılında,  Tarım ve Köyişleri Bakanlığına bağlı olarak YSE, Toprak Su  ve Toprak-İskan  kuruluşlarının birleştirilmesi ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü  kurumuştu. Görevleri arasında “toprak ve su kaynaklarının verimli kullanılması, korunması ve geliştirilmesini sağlamak, Köy ve bağlı yerleşim birimlerinin yol, su ve tesisleri ile askeri garnizonların içme ve kullanma suyu tesislerini yapmak, Tarım alanlarının gayesine uygun kullanımını sağlamak, devlet sulama şebekelerinde arazi tesviyesi, tarla başı kanalları, tarla grup yolları ve tarla içi drenaj tesislerini yapmak, Kasaba ve köylerin imar planlarını hazırlamak” gibi görevleri vardı. 2005  yılında kurum  neoliberal tarım ve su politikalarına uygun olarak kapatılmıştır.

            Peki Muhalefet Partileri Seçim Bildirgelerinde bu konular da ne demektedir?

             “Seçim Bildirgeleri” partilerin politikalarının somut olarak tercümesini içerir.Örneğin “mayınlı arazileri mayından temizleyip köylülere dağıtacağız” demek hem mayınlara dönük bakışı hem de yoksul köylülere dönük desteği içerir.Ama   günümüzün  sermaye birikiminin önemli bir aracı olan,ekolojik dengeyi alt-üst eden neoliberal “Su Politikaları”na ilişkin Muhalefet Partileri’nin  “Seçim Bildirgeleri”nde genel-geçer lafların dışında çok bir şey söyledikleri söylenemez.Ve  6 partinin hepsinin söyledikleri toplansa 1 sayfa yer tutmaz.

          Anadolu Partisi bir yandan “stratejik bir meta haline gelmiştir ve kamu mülkiyetinde ve kamu işletmeciliği denetiminde kalması bir zorunluluktur” diyerek suyu kendisinin de “meta” olarak gördüğünü , “Ulusal Su Stratejisi” oluşturacağını deklere etmiş, “Su, sadece ekonomik bir meta olarak ele alınamaz ve küresel ticaret konusu yapılamaz” diyerek de kısmi eleştiri yapmıştır. Enerji için suyun feda edilmesinden bahsetmemiştir. 

          CHP; “Stratejik önemi giderek artan su kaynaklarımızın korunması ve geliştirilmesi için uzun vadeli planlar uygulayacağız.” diyerek suya bakışını ortaya koymuş, “su kaynaklarının ve tüm doğal kaynakların ulusal çıkarlar ve toplum yararına, doğaya duyarlılık ilkesi çerçevesinde ve en verimli şekilde değerlendirilmesini sağlayacağız. Enerji ve su kullanımında tasarrufu sağlayan uygulamaları destekleyeceğiz.Kamuya ait olan su kullanım hakkının devredilmesine izin vermeyeceğiz. Suyun etkin ve sürdürülebilir kullanımı için farkındalık artırıcı faaliyetlerin yayılmasını destekleyeceğiz” gibi laflar etmiş ama “üreticilerin suya erişim hakkı”nı elinden alan neoliberal politikaların uygulamalarını ortadan kaldıran bir program sunmamıştır. “Tüm tarafların katılımı ile bilimsel ölçütler çerçevesinde hazırlanacak adil bir “Su Kanunu” çıkaracağız,” demektedir “tüm tarafların” içine sermayenin girip girmediği, suyu “meta” olarak görüp görmediği  de muğlaktır.

           HDP; “Sermaye birikimi için yapılan HES son verilecek.”, “sermayenin tüm yıkıcı kır ve kent politikaları aracılığıyla su, atıksu ve katı atık gibi çevresel hizmetlerin özelleştirilmesi ve piyasalaştırılması önlenecek.Evlere ve tarlalara takılan ön ödemeli sayaçlar iptal edilecek, hane başına 10 m3 su, tarlalara geçimlik tarım için gereken su ücretsiz verilecek.” Şeklinde olumlu sözler etmiş ama bu kadarla kalmıştır. Neoliberal su politikalarına köklü çözümler önermediği gibi “su yönetimi” ne ilişkin AKP’nin yaptığı üretici ve doğa aleyhine olan  uygulamalara ilişkin de hiçbir şey dememiştir.

          MHP; su konusunu bildirgesinde en fazla yer veren partidir,denilebilir. “Toprak ve su kaynaklarının kirletilmesi önlene¬cek, gübre, ilaç ve su kaynaklarının verimli ve etkin kullanımı hususunda çiftçi bilinçlendirilecektir. Su kaynaklarının geliştirilmesi, su hizmetlerinin yönetilmesi ve suyun kullanılmasını içeren bütüncül bir yaklaşımla içme suyu, jeotermal sular, yağmur suyu, deniz suyu ve sahip olunan yer altı ve yer üstü tüm su kaynakları etkin bir şekilde değerlendirilecektir. Bu kapsamda kaynak ile talebi de buluşturacak olan “su yolları projesi” uygulamaya konulacaktır.Tarımsal amaçlı sulamalarda yeni sulama teknolojilerinin kullanılması konusunda çiftçiler ve tarımsal işletmeler desteklenecek, suyun ekonomik kullanılması sağlanırken verimli tarım toprağının tuzlanması önlenecektir. Mevcut su sağlama tesislerindeki kayıp ve kaçaklar önlenerek ülke kaynaklarının etkin kullanımı sağlanacaktır. Yer altı ve yer üstü su kaynaklarının kirlilikten korunması, hidrolojik dengeyi gözetecek şekilde kullanılması ve atık suların arıtılarak tarım ve sanayide kullanımı teşvik edilecektir.Su havzaları korunacak, su kaynakları kontrol altında tutulacak, sulama kanalları ve diğer suyollarındaki su kayıplarını önleyici sistemler geliştirilecektir”Ancak bu söylediklerinin hepsi neoliberal su politikalarının içinde vardır.Ve suyu meta olmaktan çıkarmaz.”Üreticilerin suya erişim hakkı”nı sağlamaz.Kısacası MHP “varolan su politikalarının eksik kalan yanlarını tamamlayacağım” demektedir.

          Milli İttifak’da; “Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj hizmetleri hızla tamamlanacaktır. Teknik ve ekonomik bakımdan sulanabilir durumda olan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin tamamı, makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilecektir.Son yıllarda yapımı yavaşlatılan GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) ve KOP (Konya Ovası Projesi) bir an önce tamamlanacaktır.Verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama yöntemleri uygulanacaktır.Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tarımda kullanabilmesi için gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecektir.Temiz su kaynaklarının atık sularla kirletilmesi engellenecektir. Atık suların mümkün olduğunca toplanmadan önce yerinde arıtılması ve arıtılmış suların değerlendirilmesi çalışmalarına ağırlık verilecektir.Enerji üretmek amacıyla kurulan HES’lerin çevresel etki değerlendirmeleri bölge bazında, makro ve mikro ölçekte yapılacaktır. Koruma ve kullanma dengesini sağlayacak su kanunu en kısa zamanda çıkarılacaktır.” diyerek aynı MHP gibi “varolan su politikalarının eksik kalan yanlarını tamamlayacağım” demektedir.

        Vatan Partisi’de;” Özel çıkarcılığın derelerimizi,ırmaklarımızı,  körfezlerimizi, denizlerimizi ve toprağımızı kirletmesine ve yaşam koşullarını bozmasına izin vermeyeceğiz.” demekte  küresel sermayenin “suyun metalaştırılması, sermaye birikiminin bir aracı haline getirilmesi” taleplerine uygun yapılan düzenlemelere ilişkin hiçbir şey söylememekte sessiz kalmaktadır.

         Bu partilerin hepsine birden şu söylenebilir: hepiniz “su kaynaklarını korumaktan, temiz su kaynaklarının kirletilmesini engellemekten,suyun  ekonomik kullanılmasından, ekolojik dengeyi korumaktan” bahsediyorsunuz;suyu ekonomik kullanmak istiyorsanız tarım sistemini değiştirin.Yerel olmayan tohumlar ve endüstriyel tarım daha fazla kimyasal gübre ve ilaç kullanımı demektir bu da; hem daha fazla su kullanımına neden olur hem de yer altı ve yerüstü su kaynaklarının kirlenmesine neden olur.

            HES’lere karşı çıkın çünkü HES’ler suyu hapseder, hapsedilen su içindeki kirlenmeyi temizleyen  bazı mineraller ölmeye başlar böylece su çürür,kirlenir, canlıların hapsedilen sulara ulaşımı engellenir bu da ekolojik dengeyi bozar.Yeraltı ve yerüstü sularını kirletecek ,ekolojik dengeyi bozacak olan jeotermal enerji, kayagazı /kayapetrolü çıkartma projelerine karşı çıkın.


(*)Bu yazı 25 Mayıs 2015 tarihli Birgün gazetesinde yayınlandı, Sayfanın altındaki linkten Birgün'ün sayfasına ulaşabilirsiniz.Buradaki yazı Birgün'deki yazıya göre daha uzun ve kapsamlı.Yazılı basındaki yer sorunu nedeniyle editörler yazıları kısaltmak zorunda kalıyorlar. İnternet yayınlarında daha uzun yayınlar yayımlayabilme kolaylığı var.Bizde o kolaylıktan yararlanıp yazının bölümlerinde kesinti yapmadan yayınlıyoruz.   http://www.birgun.net/haber-detay/secim-beyannamelerinde-tarim-5-tarim-sistemini-degistirin-81598.html

           

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede