Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün269
Bu ay3186
Toplam732647
" Ama bizim, köylüler, çiftçiler olarak barışı inşa etmeye gücümüz yeter" PDF Yazdır E-posta

Röportaj: Umut KOCAGÖZ-Adnan ÇOBANOĞLUImage

Josie Riffaud “onlar yalnızca savaşlardan, çatışmalardan bahsediyorlar Ama bizim, köylüler, çiftçiler olarak barışı inşa etmeye gücümüz yeter. Barış ve dayanışma, ihtiyacımız olan şey bu! Ve bunu beraber çok iyi yapıyoruz!”

La Via Campesina’nın Fransa’daki üyelerinden ve La Via Campesina’nın COP21 Paris etkinliklerine ev sahipliği yapan örgüt olan Confédération Paysann}e’dan Josie Riffaud ve Christine Riba ile görüştük.

Merhaba, sizleri ve örgütünüzü kısaca tanıyabilirmiyiz?

Merhaba, adım Josie Riffaud. Fransa’nın güney batısında çiftçiyim. Çiçek ve aromatik bitkiler yetiştiriyorum. Aynı zamanda pedagojik bir çiftliğim var. Ben bir aktivistim, sendikacıyım, Confédération Paysanne’da. La Via Campesina’da çeşitli sorumluluklarım var, eskiden Confédération Paysanne’dauluslararası koordinasyon komitesindeydim, şu anda iklim komitesindeyim.

Merhaba, ben Christine Riba. Fransa’nın güneyinde çiftçilik yapıyorum. Üzüm üretiyorum, değişik çeşitte üzümlerim var. Bir de kulübem var. Confédération Paysanne üyesiyim. Fransız çiftçilerin sendikası. Ulusal komite üyesiyim.


Paris COP21’e ev sahipliği yapıyor. La Via Campesina (LVC) adına Confédération Paysanne, tüm LVC üyelerine ev sahipliği yaptı. Bu süreçte ne gibi beklentileriniz vardı? LVC ve Confédération Paysanne’ın bu süreçten beklentileri neydi?

Josie Riffaud: Bizim için bu çok önemli bir süreçtir. Burada,farklı ülkelerdeki LVC üyeleriyle neler olduğu üzerine beraber düşünmek, tartışmak, karar almakçok önemli.Beraber olmak ve kaynaşmak açısından bu tarz etkinlikler çok önemlidir. Burada bir çok farklı ülkeden ve bölgeden örgüt temsilcileri olarak “İklim Krizi” bağlamında yan yana geldik. Bu çok güzel, mücadeleler açısından önemli ve  güzel bir iş çıkarıyoruz. Hep birlikte,bu meseleye odaklanıyor ve bu meseleden tam olarak ne beklediğimizi görebiliyoruz. güçlenmek için, gerçek bir aile olduğumuzu hissetmek içinbu tarz etkinliklere ihtiyacımız var.  ÇünküLVC’nın üyelerinin yalnızca e-mail üzerinden iletişimde olmaları yeterli değil, bizim insan ilişkilerine, yüz yüze ilişkilere ihtiyacımız var. Bu, umutla ve inançla mücadele edebilmek için çok önemli. COP21 öncesinde de hükümetlerin iklim değişikliğine engel olabilmek için gerçek bir anlaşma yapabileceğini beklemiyorduk, bu imkansızdır. Masaya kimlerin oturduğunu biliyoruz, onların ne istediğini biliyoruz. Ve bu bir çelişki; çünkü biz, iklim krizine gerçek çözümün, kendimizin, aktivistlerin, halkların, yurttaşların çözüm önerileriyle gerçekleşebileceğine  inanıyoruz. COP21 Zirvesinden çıkan sonuçlardan mutlu veya mutsuz değiliz; çünkü çıkacak sonuçları önceden tahmin edebiliyorduk. Burada önemli olan şey sosyal muhalefet hareketlerinin, sivil toplum örgütlerinin bize enerji vermiş olması. Pozitif bir enerji, doğru yolda olduğumuzu, doğru olduğumuzu gösteriyor.

Yalnızca biz iklim krizi içerisinde değiliz; herkes iklim krizinin içerisinde. Bu açıdan görüyoruz ki, biz, elektrik olmadan, teknoloji olmadan, var olmaya, topraklarımızda çalışmaya devam edebiliriz; ama toprağa, suya vb. ihtiyacımız var.Ve bu açıdan mücadelemiz iyi bir mücadele. Bu açıdan bu buluşma çok önemliydi. Ve burada çok fazla genç var, çok fazla yeni kişi, yeni aktivistler var. Bu açıdan bu aynı zamanda bir eğitim çalışması gibi. Bu buluşma hem mücadele hem de eğitim çalışması. Çünkü mesela, ben mücadele açısından biraz yaşlıyım; ve yeni kişilerin yetişmesine yardım etmeliyim, ve onlar geldiğinde ben gitmeliyim. Normal olan bu. Sonsuza kadar burada değilim. Yerimi başkasına bırakabilmeliyim. Bu tarz buluşmalar çok güzel, çünkü burada çok fazla enerji var; bir şeyi nasıl yaptığımızı başkalarına gösterebiliyorum, nasıl düşündüğümüzü ifade edebiliyorum. Nasıl yaşadığımızı, başkalarıyla nasıl buluştuğumuzu, bizi birbirine bağlayan ilişkileri... Bu iletişim demek, yayılma demek.

ImageLVC’de eylemlere gidiş biçiminin  bile bir demokrasi tarzı oluşturduğunu görüyoruz. Kolektif ve demokratik bir karar alma süreci var. Kimin nereye katılacağı, ne yapacağı v.b. hep demokratik bir süreç işletilerek yapılıyor, bu çok önemli. Örneğin Danone etkinliğine gidiş sürecimiz. Bir gün önceki toplantıda Danone eylemi, aynı gün yapılacak olan “Göçmen işçilerle dayanışma eylemi” veya bir başka seçenek olarak ta “alternatif COP21 toplantıları” na katılma seçenekleri. Etkinliğe katılımların risk dereceleri, yaşanabilecek problemler (gözaltına alınma, sınır dışı edilme, bir daha Fransa’ya girememe v.b.) kollektif olarak tartıştı ve karar alındı, isteyen istediği etkinliğe  katıldı. Bu konuyu biraz daha açabilir misiniz?

Josie Riffaud: Ne düşündüğümüzü anlatmak için, kamuya örnekler göstermeliyiz. Birden ortaya çıkan bir eylem grubunun, hızlıca organize olan küçük bir eylemin iyi olacağını düşünüyorduk. Böylece polis gelip bizi gözaltına alamazdı. Olağanüstü hal koşullarında bu tarz bir eylem yapmayı uygun gördük. Temel fikir, kırmızı çizgi eylemini örnek almaktı, böylece hükümetlere ve ulusötesişirketlerle onların politikalarıylauzlaşamadığımızı ifade edecektik.Onlara “bu kırmızı çizgiyi geçmeyin!” diyecektik.   Çünkü onlar, kırmızı çizgilerimizi kâr uğruna ihlal ediyorlardı. Bu açıdan sembolik bir eylemdi. Bunu hayal etmek için tartıştık. Kendimizi ve mücadelemizi bir kaç resim ve kelimeyle nasıl ifade edebilirdik? Danone genel merkezi Paris’teydi. Bu açıdan uzağa gitmemizdense Danone’a gitmemiz daha kolaydı. Danone’un önüne giderek bu uluslararası şirketin iklim için kötü olduğunu ifade etmek istedik. Telafi için REDD+ ve karbon pazarı, iklime duyarlı tarım gibi yanlış çözüm önerileri var. Danone bu tarz projelerin içerisinde yer alıyor. Bu açıdan oraya gitmek doğru bir karardı. Tabii ki buna hep beraber karar verdik. Bütün bölgelerden insanlarla. Elbette bu eylemi bizim, Confédération Paysanne’ın önermesi çok daha kolaydı; çünkü Meksikalı veya Afrikalı birinin gelip de Paris’te şuraya gidip eylem yapalım demesi kolay olmayabilir. Biz, La Via Campesina olarak buradayız ve kendimize güveniyoruz, ve hep beraber daha güçlü olmak istiyoruz. Burada bizler arasında rekabet yok, birbirimize yardım ediyoruz. Dayanışma istiyoruz, verimli çalışmak istiyoruz. Dostluk istiyoruz. Bir eylem yapmayı tahayyül ettiğimizde, neyi yapıp yapamayacağımızı bilmemiz gerekir. Bazen bir şeyleri imha etmek, veya polisle problem yaşamak çılgınca olabilir... Bazen bunları yapabiliriz, ama buna biz, önceden karar veririz. Bunu önceden örgütleriz. Bunu yapmaya çalışırız. Elbette hiç bir zaman emin olamayız. Ama olası bütün sonuçları önceden düşünmeye çalışırız. Bu şekilde örgütleniriz. Örneğin, Danone’un önüne gitmek için büyük bir kalabalık halinde örgütlenseydik, polis nereye gideceğimizi bilecekti. Bu açıdan, çok dikkatli olduk, zamanı ve nerede buluşulacağını iyi ayarladık, küçük gruplar halinde eylem yerine ulaştık, eylemden çok kısa bir zaman önce oraya ulaşmayı öngördük. Materyalleri hazırladık. Bir gün öncesinden sloganlara karar verdik. Kimin ne yapacağına karar verdik. Her şeyi, iyi bir sonuç almak için yaptık. Bizim için, bir çok gencin bu eyleme katılması çok önemliydi. Onlardan öğrenmek... Elbette onların kendi yaratıcılıkları var, ama aynı zamanda yaşlı ve deneyimlilerden de öğrenmek çok önemlidir. Sivil itaatsizlikle ilgili çok fazla eğitim çalışması yapıyoruz. Çünkü kendimizden emin olmak, kendimizle barışık olmak, panik yapmamak çok önemli. Panik hep büyük bir problemdir. Çok fazla duygusallaşma ve panik kötü etki eder. Yanlışlar yapabilirsiniz. Eğer hazırlıklıysanız, o zaman rahat olabilirsiniz. Kaçmazsınız, korkmazsınız, çünkü arkadaşların orada olduğunu bilirsiniz, hiç bir şey olamaz. Sizi gözaltına alabilirler, ama buna hazırız. Herkeste arayabilecekleri bir avukatımızın telefonu var. Eğer polis gelir ve sizi alırsa Fransa’da söyleyeceğiniz şey bellidir: “Susma hakkımı kullanıyorum”. Başka yerlerde farklı olabilir. Hiç kimse için kötü olmamasından emin oluyoruz. Bir şeye zarar vermek istemedik. Kendimizi ifade etmek, ne yaptığımızı, ne istediğimizi açıklamak, göstermek istedik. Sadece kendi örgütümüzle sınırlı kalamayız, dışarıya çıkmamız gerekir.Daha yumuşak bir şey yapmayı tercih ettik. Kısa ve görünür bir şey.Eğer olağanüstü hal koşulları olmasaydı, binanın içerisine girerdik. Genelde kapıyı zorlar, güvenliği geçer ve içeri gireriz. Ortam biraz sıcak olduğu için, ve LVC’nin uluslararası delegasyonuyla içeri girmek istemedik, başka ülkelerden gelen arkadaşlarımızı korumak zorundayız, eyleme katılanları korumak zorundayız. Bu nedenle eylemleri tartışıyor ve katılım tercihini herkesin kendine bırakıyoruz.

Türkiye kamuoyu, Fransız çiftçilerin mücadelesini GDO Karşıtı eylemleriyle ve son olarak da Louvre müzesi’ne koyunlarla girilen eylemde tanıdı. Bu anlamda merak ediyor. O süreçleri biraz anlatabilir misiniz? Louvre müzesi eylemi haberlerde şöyle geçmişti: “Fransız hükümeti biz köylüleri müzelik yapmak istiyor”. Buna karşı koyunlarla müze ziyaret edildi. Bu eylemin gerçekliği nedir, ne değildir, nasıl yaptınız?

Josie Riffaud: Bazen şöyle açıklamalarımız oluyor: hükümet artık bizim üretmemizi istemiyor. Böylece bizi müzelik yapıyor. Mesela, turizm nedeniyle, üretimi ortadan kaldırmak, resim çekmeye önem vermek istiyorlar. Geçen sene verdiğimiz temel mücadele endüstriyel tarıma karşıydı. Süt üretimi yapan 1000 inek kapsamlı çiftlik projesiyle ciddi problemler yaşadık. Endüstriyel tarıma karşı verdiğimiz büyük mücadelelerden biriydi. Bu “Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası” (CAP) ile ilgili bir süreçti. Çünkü CAP küçük çiftçiler için kötü. Bu süreçle ticari pazara açılınması çiftçiler için çok kötü koşullar yaratıyor. Yeni Zellanda vb. ülkelerden yapılan ithalatla beraber süt çok düşük ücrete gelebiliyor ve böylece üretim ortadan kalkıyor. Müzeden bahsettiniz; müze geçmişle ilgilidir. Gelecek için değildir. Bitmiş bir şeyle ilgilidir.

Konfederasyonun yapısıyla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz? Neden bir konfederasyon? Sendikalardan mı oluşuyor? Nasıl bir yapısı var? Örneğin, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu (ÇİFTÇİ-SEN) ürün bazında örgütlenmiş 7 farklı sendikanın bir araya gelerek oluşturduğu bir konfederasyon. Fransa’da bu aynı mı? 
Image 
Christine Riba: Biz aslında bir sendikayız. Fransa’nın farklı bölgelerinde Confédération Paysanne’ın departmanları var. Her bölgenin kendi yapısı var. Her departman bölgesel olarak yapılandırılıyor. Her bölgede farklı alt departmanlar var. Örneğin benim bölgemde 8 tane departman var. Bu departmanlar bölgesel yapıyı oluşturuyor. Bunun üstünde, ulusal düzeyde bir yapımız var. Bunun ismi “Confédération Paysanne”. Küçük yapılar birleşiyor ve daha büyük bir yapıyı oluşturuyor böylece. Bölgesel ve ulusal bir yapı. Bu ulusal yapının yürütmesinde her bölgeden çiftçi delegeleri var. 40 çiftçi temsilcisi ulusal yapıda yer alıyor. Confédération Paysanne’ı onlar yürütüyor. 7 çiftçiden oluşan bir genel sekreterliğimiz var. Bunlar yöneticiler. Onların da toprakları var, ancak onlar haftanın 3 günü Paris’te olmak zorundalar.

Bölgeden bahsederken, örneğin siz üzüm üreticisisiniz; ve siz de çiçek üretiyorsunuz... Siz aynı departmanda mı yer alıyorsunuz?

Christine Riba: Evet. Departmanlar, bölgesel yapılar ürün bazlı değil. Her yapıda farklı ürünler üreten çiftçiler var.

Ancak aynı ürünler için komisyonlarımız da var. Üzüm için, süt için, inek için, sebze için, iklim için... Evet, çok fazla komisyonumuz var. Ve bir bölgedeki bir çiftçi, istediği gibi bir komisyona girebilir, bunlar erişime açıktır. İllaki ulusal komitede olmanız gerekmez. Her çalışan komisyon ulusal komiteye bilgi verir, ve böylece kararlar alınır. Her çiftçi diğerleriyle beraber çalışır. Aynı zamanda departmanlarda çalışanlarımız da var; koordinatörler.

Müze eylemine geri dönecek olursa... Biz bu eylemi neden yaptığınızı, bu eylemden nasıl bir politik çıkar amaçladığınızı öğrenmek istiyoruz. Bu eylemden politik olarak ne bekliyordunuz? Fransız hükümetine tarım konusunda mesaj mı vermek istiyordunuz? Neydi? Mesaj neydi?

Christine Riba: Koyunların boynuna takılan elektronik bir çip vardı. Bu elektronik çiple hayvanların kimlik tespiti amaçlanıyordu. Bilgisayarlarla. Biz buna karşıyız. Bu eylem de buna karşı yapılmış bir eylemdi. Bu çip taktırma işi zorunluydu. Eğer yapmazsanız, aldığınız para yardımlarını kaybedebilirsiniz. Bu da CAP bağlamında yapılan bir uygulama. Eğer çip takmazsanız, CAP bağlamında yapılan yardımlar son bulacak. Biz, insanların bu çipi takıp takmayacağını kendilerinin seçmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bazı çiftçiler, isteyebilir. Problem değil. Ama bazıları da istemiyor. Problem şu: evet hayvanlar dışarıdayken başlarına bir şey gelebilir. Ama çiftçiler bu sistemi istemiyor, dışarıdan başka birinin kendi hayvanlarını bilgisayarda takip etmesini, hayvanın nerede olduğunu, çiftçinin ne yaptığını... Halihazırda hayvanlar zaten numaralandırılmış durumdalar. Bununla bir sorunumuz yok. Ama elektronik sistemi istemiyoruz.

Peki eylem aynı zamanda çiftçilerin müzelik olmasıyla da ilgili miydi? Bu nedenle mi Louvre müzesini tercih ettiniz, eylem alanı olarak?

Christine Riba: Bu eylemin medya ve kamuoyu tarafından komik bulunacağını düşündük. Çünkü çok garipti, ve eğer garip ve komik bir şey yapmıyorsanız medya size ilgi göstermiyor. Louvre Paris’te bulunan en önemli müzelerden biridir. Çok popüler ve semboliktir. Ve “Louvre müzesinde koyunlar...”  Bu çok ilgi çekici...

Türkiye’deki çiftçilere iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Christine Riba: Burada Türkiye’den çiftçilerin olmasından dolayı çok mutluyum. Çünkü daha önceki toplantılarda karşılaşmamıştım. Ve sizleri burada ağırlamaktan çok mutluyuz. Burada sizlerle fikirlerimizi, deneyimlerimizi paylaşmaktan. Ve sizin de fikirleriniz ve deneyimlerinizi bizlere göstermenizden mutluluk duyarız. Burada, LVC’nin bütün çiftçileriyle beraber olmak çok güzel, çünkü biliyoruz ki, beraber olduğumuzda güçlüyüz. Küçük köylüler için iyi olmayan bu sisteme karşı beraber olmak, güçlü olmak çok önemli.

Josie Riffaud: Gurur duyuyorum, çünkü bizlerin, barışın aktörleri olduğumuzu düşünüyorum. Bu savaş ortamında, onlar yalnızca savaşlardan, çatışmalardan bahsediyorlar. Ama bizim, köylüler, çiftçiler olarak barışı inşa etmeye gücümüz yeter. Barış ve dayanışma, ihtiyacımız olan şey bu! Ve bunu beraber çok iyi yapıyoruz!

Bu güzel söyleşi için her ikinize de ayrı ayrı teşekkür ederiz.
Biz de teşekkür ederiz.

 


 

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede