Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün231
Bu ay5194
Toplam669426
Romanya'dan bir mücadele deneyimi : "Eco Ruralis" PDF Yazdır E-posta


Röportaj:Umut KOCAGÖZ –Adnan ÇOBANOĞLU  Image

Avrupa La Via Campesina Koordinasyonu (ECVC) ve Confédération Paysanne’nın  ev sahipliğinde Paris’te buluşan La Via Campesina’nın delegasyonundan Eco Ruralis temsilcisi Ramona Duminicioiu ile Romanya daki köylülerin durumu ve mücadeleleri hakkında konuştuk.
Merhaba, sizi tanıyabilir miyiz?
Merhaba, ben Ramona Duminicioiu, Romanya’daki Eco Ruralis için çalışıyorum. La Via Campesina Avrupa’nın üyesiyiz.

Romanya’daki  tarımın durumundan bahsedebilir misiniz?   
Romanya, Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde 6. en önemli tarım ülkesi olarak değerlendirilmekte. Yaklaşık 14 milyon hektar tarım alanımız var. Yaklaşık 10 milyon hektarlık bölümü ekilen toprak. Aynı zamanda Romanya’da çok önemli kırsal kesim var. Avrupa Birliği üyesi ülkelerdeki toplam köylü nüfusunun %15’ini oluşturuyor. Romanya’da yaklaşık 4.7 milyon köylü toprakta aktif bir şekilde çalışıyor. Romanya’daki tarımsal üretimde  köylülerin bir çok açıdan baskın olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, bir çok sorunla karşı karşıyayız. Bu sorunların en önemlilerinden birisi toprak gaspı... Gıda şirketleri ve büyük toprak sahipleri her geçen gün daha fazla toprağı gasp ediyor. Bugün, tarımsal üretimde bulananların %1’i mevcut ekilebilir toprakların yaklaşık %50’sini elinde bulunduruyor ve endüstriyel tarım yapıyor, geri kalan %99’u ise küçük üreticiler yani köylüler oluşturuyor. Ve bu köylüler ekilebilir toprakların ancak %50’sinde üretim yapabiliyor. Bu, eşitsiz bir durum. Ancak, toprağa erişim hakkı için mücadelemize devam ediyoruz. Romanya köylülerinin direnme kapasitelerine, gelecek için ve tarım için çözüm bulma kapasitelerine güveniyoruz. Romanya 1989 yılına kadar, “Sosyalizm” adı altında çok baskıcı bir rejim yaşadı. Köylülerin ellerinden toprakları zorla alınıyordu.  Köylüler bu koşullarda bile kendi geleneklerini, pratiklerini ve tohumları korumayı başardılar. Romanya’da bugün hala köylü tarımı devam ediyor çünkü köylüler metanetliler ve koşullara uygun davranma yollarını bulma konusunda yetenekliler.
Eco Ruralis hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? Nasıl örgütlenmeye başladınız, ne zaman örgütlenmeye başladınız? La Via Campesina’ya ne zaman nasıl katıldınız? Image
Eco Ruralis 2009 yılında, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan köylüler tarafından kuruldu. Köylülerin seslerini politik olarak temsil edecek bir örgütlenmeye ihtiyaç vardı. Ama, Eco Ruralis kurulana kadar böyle bir yapı bulunmuyordu. Aynı zamanda köylülerin uluslararası mücadelesinin de bir parçası olmak istiyorduk. La Via Campesina’yı, Eco Ruralis’i kurduktan çok kısa bir süre sonra keşfettik. Kendimizi LVC’nin politik yaklaşımı ve vizyonuyla ilişkilendirdik. 2013 yılından beri LVC üyesiyiz. Bundan gurur duyuyoruz ve mümkün olan bütün alanlarda ortak çalışmalar yapmaya gayret ediyoruz. İnsan hakları yaklaşımına dayanarak 3 alanda çalışıyoruz: “Toprak hakkı”, “Tohum hakkı” ve “Pazara erişim hakkı”. Üyelerimizle yaptığımız tartışmalarda, bu alanların, köylülerin gelişmesi ve başarılı olması için stratejik olarak üzerinde çalışılması elzem olan alanlar olduğu sonucuna vardık. Yani, tohumlar, toprak ve pazarlar.
Eco Ruralis’in spesifik bir anlamı yok. Kulağa hoş gelen bir ifade olduğunu düşünüyoruz. Eco ekolojiden, ruralis’de kırdan geliyor.
Örgütünüzün örgütlenme biçimi nedir? Bir sendika mı, dernek mi, birlik mi, platform mu? Nasıl bir yapınız var?
Aslında resmi olarak bir sivil toplum kuruluşuyuz, ama birlik/dernek olarak çalışıyoruz. Yani klasik bir sivil toplum kuruluşu değiliz, üye merkezli bir dernek gibi çalışıyoruz. Üyelerimizin dernekte çeşitli rolleri var. Romanya’da köylülük resmi bir iş kolu değil. Eğer köylüyseniz, hiç bir şeysiniz. Aslında bir iş kolunda değilsiniz. Aynı zamanda köylülerin sendika kurma hakkı yok. Toprak sahibi olarak kabul ediliyorlar. Bu açıdan kendi işlerinin sahibi olarak görülüyorlar. Böylece, istesek bile bu örgütü bir sendika olarak kuramazdık. Köylülüğün bir iş kolu olarak tanınması konusunda çok çalışıyoruz. Çünkü bu aynı zamanda sosyal güvenlik ve sağlık güvenliği açısından çok önemli. Köylülüğün devlet tarafından resmi olarak tanınmış bir statüsünün olması çok önemli. Aksi durumda, sağlık sigortası ve sosyal sigorta meselesi çok problemli bir hal alıyor. Bu koşulda gerçek bir sosyal güvenceniz olmuyor; daha çok devletten “yardım” alıyorsunuz. Köylüler toplumun sırtındaki bir yük değillerdir. Hükümetlerin böyle değerlendirmesine karşıyız. Köylüler toplumda aktif bir kesimdir ve topluma katkı sunarlar. Ortak çıkarlara sundukları katkı takdirle karşılanmalı ve değeri bilinmelidir. Çünkü köylüler toprağı iyi bir şekilde yönetir ve doğal kaynakların bakımında çok önemli bir rol üstlenir. Paris’te konuştuğumuz meselelerden biri de aynı zamanda bu. Köylü tarımı iklim değişikliğinin gerçekçi çözümlerindendir. Köylü tarımı karbon salınım oranını azaltır, toprak karbonu emer. Köylüler aynı zamanda insanları beslerler. Toprağa, tarıma en büyük yatırımı yapanlar köylülerdir. Ancak bir çok köylünün sübvansiyon alma hakkı yok. Toplumun diğer kesimleri çeşitli sübvansiyonlar, yardımlar alırlar; ancak bu yardımın bir geri dönüşü yoktur. Halbuki köylüler destek alsalar  aldıkları desteğin bir geri dönüşü olur. Aldıkları desteklerle kuyu açabilirler, tarlalarını sulama sistemleri kurabilirler, çit yapabilirler, toprakta çalışmak için bu yardımları kullanabilirler. Bu destekleri ürünlerinin üretimi için kullanırlar. Hayvanlar için kullanırlar. Altyapı kurarlar. Ancak köylüler bunlar için destek almıyorlar. Buna karşın şirketler, hükümetlerden ve kalkınma kurumlarından yardım, destek alarak yatırım yapıyorlar. Yani kamunun parasından yardım/destek  alıyorlar ve yatırımcı olarak değerlendiriliyorlar. Halbuki köylüler toplumdaki en büyük yatırımcı kesimi ifade ediyorlar, çünkü onlar kazançlarını ve olanaklarını tekrar toprağa yatırıyorlar.
Ne tarz eylemliliklerde bulunuyorsunuz? Toprak işgalleri, mitingler, basın açıklamaları, araştırmalar? Kendinizi nasıl örgütlüyorsunuz ve ifade ediyorsunuz? Image
Geçtiğimiz iki sene içerisinde örgütlenme yapımızı yeniden elden geçirdik. Örgüt içi yapılanma sürecimizi yeniden başlattık. Yaptığımız çalışmanın büyük bir kısmı kendi iç örgütlenme kapasitemizi güçlendirmek üzerineydi. Daha fazla üyeyi dahil etmek ve çalışmalarımızda tabandan yükselen bir vizyon geliştirmek için çalışma gruplarımıza yoğunlaştık.  Daha önce çeşitli mitingler yaptık ve bunlara devam edeceğiz. Bu eylemler Tarım Bakanlığı’na ve GDO’lara karşı eylemlerdi. GDO’nun yasaklanması meselesi en büyük taleplerimizden biri. Aynı zamanda, köylü marketlerinin köylülere hizmet etmesini talep eden çalışmalar yaptık. Pazar yerlerinin özelleştirilmesiyle beraber köylülerin pazarlardan uzaklaştırılması ve aracıların pazarları ele geçirmesi söz konusu oldu. Buna karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Pazar yerlerinin devlet tarafından korunma altına alınması gerekiyor, biz bunu talep ediyoruz. Eco Ruralis’in örgütlenmesi gerekiyor. Çünkü genel olarak Romanya’da genç bir demokrasi var ve sivil toplumun örgütlenmesi, yeniden inşa edilmesi gerekiyor. Bu, içinde bulunduğumuz durumun dezavantajı. Sivil toplum henüz başlangıç aşamasında. Daha güçlenmemiz ve daha çok doğrudan eylem yapmamız gerekiyor. Doğrudan eyleme inanıyoruz. Aynı zamanda diyaloğa da inanıyoruz. Taviz vermeye inanmıyoruz. Herhangi bir siyasi partiyle hiç bir şekilde ilişkilendirilmemeye gayret gösteriyoruz. Çünkü Romanya’da bu çok büyük bir mesele. Romanya’da siyasi partiler her daim yozlaşmayla ilişkili olarak düşünülürler... Bu açıdan henüz gelişmekte olan bir örgüt olduğumuzu söyleyebilirim. Bu sorduğunuz bir çok şeyi yapmayı istiyoruz.
Birleşmiş Milletlere bağlı Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) “Sivil Toplum Konsültasyon Toplantısı” daha önce Romanya’da yapıldı. Bu toplantı için ne tür çalışmalarınız oldu?
Öncelikle, “Sivil Toplum Konsültasyon Toplantısı”, FAO tarafından düzenlenen konferans açısından son derece yeni bir süreci ifade ediyor. Aynı zamanda çok önemli bir süreç. 2014 yılında Romanya’da bu toplantının ilkini gerçekleştirdik. Bu toplantı FAO’nun Avrupa ve Orta Asya (Kırgizistan, Kazakistan, Gürcistan vd) bölgesel konferansı için yapıldı. Temelde FAO her 2 senede bir bölgesel düzeyde dünyanın her yerinde toplanır. Tarım bakanları bir araya gelir. Aynı zamanda uluslararası kurumlar da katılır. Bizim bölgemiz açısından bu kurumlar, örneğin her zaman Avrupa Birliği çağrılır, Avrupa Komisyonu... FAO, bu konferansların hazırlık sürecinde sivil toplumun konsültasyonuna izin verir. Bunu, FAO konferansının gündemine bağlı olarak geri bildirim almak, düşüncelerin bir çıktısını almak için yapar. Bu süreç çok etkileyici, çünkü göçebe çobanların birliklerini, köylü/çiftçi örgütlerini,gıda üreticilerini, kadınları, topraksız hakları, balıkçı toplulukları, tarımla ilişkili her tür destek gruplarını, STK’ları yan yana getiriyor. Geçen sefer, aklımda kalan Rusya, Kırgızistan, Ukrayna, Polonya, Romanya, Macaristan, batı Avrupa’dan İtalya, Belçika, Hollanda gibi ülkeler vardı. Sivil Toplum Konsültasyon Toplantısı’nın önemi şurada: bölgesel bir temsilci delagasyonuna ihtiyacımız var, bu delagasyon cinsiyet eşitliği üzerinden oluşturuluyor. Bu aynı zamanda bütün destekçileri de kapsıyor. Romanya’daki konsültasyon toplantısının sonucunda, alanda çalışan insanların bilgeliklerini Konferansa taşımak oldu. Toplantımız 2 gün sürdü. FAO konferansının gündem maddeleri üzerine çalıştık. Ve bir deklarasyon oluşturduk. Bu deklarasyonda, tarım yönelik kendi bakış açımızla kendi düşüncelerimizi ifade ettik. FAO Konferansının gündem maddelerine yönelik düşüncelerimizi nokta nokta ifade ettik. Ama aynı zamanda kendi ülkelerimizin ve destek gruplarımızın gerçekliğimizi ve ilkelerimizi ifade etme şansımız oldu.
Bu konsültasyon sürecinin hazırlık aşamasında Eco Ruralis’in devletle ilişkisi, pozisyonu nasıldı? Devletin örgütünüzü tanıma konusundaki yaklaşımı neydi? Ve bu toplantı sonrasında bunda bir değişiklik oldu mu? Hükümet ve köylüler üzerinde, ve toplantıya katılan diğer gruplar üzerinde nasıl bir etkisi oldu bu toplantının organizasyon sürecinde yer almanız?
Romanya hükümeti, mesele sivil toplumun hakları ve özgürlüklerine olunca çok deneyimsiz. Sürecin başlangıcında, bu toplantıda sivil toplumun bağımsız ve özerk bir pozisyonu olacağını anlamamıştı. Çünkü bu bağımsız ve özerk pozisyon FAO tarafından güvence altına alınmıştır. Bu alana hiç bir ulusal hükümet müdahale edemez. Bunu anladıkları zaman süreç iyi bir şekilde devam etti. Romanya’daki köylülerin bu süreçte gösterdikleri çabayı, aynı zamanda farklı ülkelerden Bükreş’e bu konferans için çalışmaya gelen köylüleri takdir ettiler. Hükümetlerin ortaya çıkardığı problemlerin çözülemeyeceğini düşünmüyorum. Her türlü problem çözülebilir. Bu süreç tamamen meşru ve yasal bir süreç, ve FAO tarafından güvence altına alınmış bir süreç. FAO, hükümetlerin üstünde bir kuruluş ve hükümetler FAO’nun sözünü dinlemek zorundalar.
FAO’nun bu çalışması bir süreçtir. Etkileri bir gecede görmek mümkün değil. Bu konferansın Romanya’da yaşayan köylülerin hayatını daha iyi hale getirdiğini söyleyemem. Ama bir fırsat yarattı. FAO’da kendi pozisyonumuzu daha iyi ifade etmeye yönelik bir fırsat. Aynı zamanda, ilk defa FAO’nun konferansında konuşma şansımız oldu. Köylü örgütü olarak ilk defa FAO toplantısında konuştuk; konferansta sivil toplumdan 4 temsilcisi bulunuyordu ve bu ilk defa gerçekleşen bir durumdu. Bu açıdan, en yüksek kurumlarla diyalog süreci ilerlemiş oldu. Bu açıdan bir değişimden bahsedilebilir. Elbette, ne yazık ki toprakta çalışan köylülerin hayatını bir anda etkileyecek bir süreç değil bu. Bu nedenle biz, bir köylü örgütü olarak her düzeyde çalışmalar yapmak zorundayız. Tarlalarda çalışıyoruz; tüketicilerle ve paydaş kesimlerle çalışıyoruz; aynı zamanda yetkili mercilerle de bir şekilde diyalog içinde olmalıyız. Bu tarz bir konferansların temelde yaptığı şey, hükümetlerin, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarını tanıma zorunluluğudur.

Yani, bu organizasyon sürecinin bir parçası olmanız, Eco Ruralis’in hükümet nezdinde daha meşru bir hale gelmesini ve köylülerin örgütlenme sürecine katkı sunduğunu söyleyebilir miyiz? Herhangi bir etkisi oldu mu? Belki... Bu süreçte örgütümüzün bütün üyeleri yer almıyordu. Konferans sonuçlarını bütün üyelerimizle paylaştık. Ama bu süreçte yer alan üyelerimiz açısından, çok önemli bir etkisi vardı. Politikanın, böylesi yüksek bir düzeyde nasıl işlediğini anlamamız açısından. Çünkü bu düzeyde de bir etkimizin olması önemli. Öteki üyelerimiz açısından emin değilim. Yaklaşık 2000 üyemiz var; onlardan geri bildirim almamız şu an için çok zor. Çok fazla farklı örgütü çağırmamıza izin verilmiyordu. Her ülkeden bir örgüt katılabiliyordu. Bu açıdan, bu süreçte yer almayan örgütler ve sivil toplum açısından çok önemli bir etkisi olduğunu düşünmüyorum.
Türkiye için önerileriniz ve yorumlarınız neler?
Geçen sene Romanya’da yapılan toplantıda bir sonraki FAO bölgesel roplantısının Türkiye’de yapılmasına karar verildi. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’de mevcut olan toplumsal örgütlenmelerin, ve özellikle de Çiftçi-SEN’in, tarım politikalarında karar verici bir merci olan bu toplantıyı etkileme fırsatı ortaya çıkıyor. Bu çok önemli bir fırsat. Avrupa ve Orta Asya’dan sosyal muhalefet hareketlerinin ve sivil toplumun dayanışmasını mümkün kılan bir fırsat. En yüksek karar verme düzeyin de sosyal muhalefetin vesivil toplumun kendi pozisyonunu oluşturması ve ifade etmesini mümkün kılıyor. Bu açıdan, Türkiye için çok heyecan verici bir haber olduğunu, Türkiye’de bu süreci La Via Campesina adına örgütleyecek olan ÇİFTÇİ-SEN’e desteklemek için elimizden geleni yapacağımızı söylemek isterim. La Via Campesina’nın da orada olacağını ve tüm desteğini vereceğini biliyorum. Bu açıdan mutluyum.
Çok teşekkür ederiz.

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede