Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün209
Bu ay5746
Toplam687430
Güney Asya'dan bir ülke Nepal PDF Yazdır E-posta

 Röportaj:Umut KOCAGÖZ-Adnan ÇOBANOĞLUImage

Nepal’in sadece  Kuzeyde Çin ve güneyde de Hindistan’a sınırı vardır ve  deniz ulaşımını Hindistan  üzerinden yapmak zorundadır.Yaklaşık olarak 29 milyon nüfusa sahip olan Nepal’de, halkın büyük bölümü tarımla uğraşmaktadır. Ekonominin ana dayanak noktası tarımdır. Bazı verilere göre halkın %76’sı tarımla uğraşmaktadır. Güney Asya’daki bu ülkeden La Via Campesina delegesi olarak Paris’e gelen Balram Banskota ile Nepal’deki tarım ve köylülerin durumu hakkında konuştuk.

Merhaba, sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Balram Banskota. Nepal’in Bütün Köylüleri Federasyonu (All Nepal Peasants’ Federation (ANPFa) genel sekreteriyim. Bu örgüt Nepal’deki topluluk temelli köylü örgütlenmelerinin şemsiye örgütüdür. İçinde 23 topluluk temelli köylü örgütü bulunmaktadır.

Kaç yıldır Nepal’de köylüleri örgütleme çalışmalarınız devam ediyor?
Bizim örgütümüz 1951 yılında Meşrutiyet yönetimizamanında kuruldu. O zamanlarda demokratik haklar, tarıma yönelik haklar, köylü hakları ve çiftçi hakları yoktu. Biz, köylü hakları, çiftçi hakları için mücadele ettik. Bugün Nepal’de demokrasi var. İnşa ettiğimiz yola güveniyoruz. Köylü haklarını sağladık. Bugün Nepal’de feodal mülkiyet rejimi bulunmuyor. Gıda egemenliği, halkların hakkı olarak anayasada yer alıyor. Bu ikinci zaferimiz. Üçüncü zaferimiz de tarımsal kalkınma stratejimiz. Bu tarımsal kalkınma stratejisinde, çiftçilerin hakları sağlandı. İkinci olarak, GDO’ları kabul etmedik. Üçüncü olarak da, tarımda yabancı sermaye yatırımını yasakladık. Bu açıdan, çiftçilerin hakları için mücadele ediyoruz, neoliberalizme karşı mücadele ediyoruz, emperyalizme karşı mücadele ediyoruz. Bizim ülkemizin gerçekliği böyle ifade edilebilir.
Nepal çok ciddi çatışmalarla dolu bir dönem geçirdi. Geçmiş dönem ile bugünkü koşullar arasında nasıl bir fark bulunuyor?
Geçmişte ülkemizde mutlak monarşi ve hiyerarşi vardı. Ancak bugün Nepal, en geç demokratik ülkedir. Feodalizmi ülkemizde lağvettik. Feodalizmin semptomları olan mutlak monarşiyi ve monarşik anayasayı ortadan kaldırdık. Sonrasında, kapitalistleşme süreci başlamıştı. Biz bu kapitalizmi sosyalizme yöneltmek istiyorduk. Sermaye gelişiminin 3 temel planı bulunmakta. Birincisi, tarım. İkincisi, su kaynaklarının yönetimi. Üçüncüsü de, ülkemizde turizmin gelişmesi. Biz, bu alanlarda gelişme göstererek kapitalizmi yenmeyi hedefliyoruz. Eğer bu alanlarda mücadele etmezsek, kapitalizm ve emperyalizm kazanacaktır. Ancak biz bunu istemiyoruz. Emperyalist kapitalizmin, şirket kapitalizminin karşısında, sosyalizm yolunda olduğumuzu söyleyebiliriz.
Bugün Nepal’de köylülerin/çiftçilerin yaşadıkları problemler nelerdir?
Nepal, toprakları iki taraftan da kapalı bir ülkedir. Doğu, batı ve güney sınırları Hindistan, kuzey sınırı ise Çin tarafından çevrilidir. Bu açıdan çeşitli sorunlar yaşanıyor. Örneğin Hindistan iç işlerimize çok fazla karışmaya çalışmakta. Hindistan’ın Nepal’i kapadığı, bloke ettiği söylenebilir. Şu an mevcutta, sosyalizm yolunda olan anayasamıza karşı Hindistan bizim ekonomimizi, gazımızı, her şeyimizi bloke ediyor. İletim kanallarını engelliyorlar. Toprakları bu şekilde iki taraftan da kapalı ülkelerin denize erişim hakları vardır; ancak bizim denize erişimimizi engelliyorlar. Uluslararası anlaşmalarda denize erişimimiz tanımlanmış olsa da bu anlaşmaları çiğniyorlar. Bu durum Hindistan’ın yayılmacı tarzını ifade ediyor. Hindistan Nepal’e, Bangladeş’e, Pakistan’a, Bhutan’a ve Afganistan’a hükmediyor. Bu açıdan bölgedeki hiç bir ülkeyle iyi ilişkileri bulunmuyor. Hiç biriyle.
Türkiye gibi ülkelerde yaşanan tarzda sorunlar var mı? Büyük çiftçiler, tarımda şirket egemenliği gibi sorunlar mevcut mu? Hükümet bunlara yol veriyor mu?  Image
Nepal küçük bir ülke. Aynı zamanda en az gelişmiş ülkelerden biri. Güney Asya’daki en yoksul ülkelerden biri. Bu durum Nepal’in negatif yönü. Ancak bir de pozitif yönü var. Nepal’de hükümet Marksist-Leninist bir hükümet. Bu seçilmiş ve güvenoyu almış bir hükümettir. Bu hükümet mevcut bölgesel hegemonyaya karşı mücadele etmektedir. Emperyalizme ve neoliberalizme karşı mücadele etmektedir. Ama şunu söylememiz gerekir ki biz neoliberal bir bölgede yaşıyoruz. Hükümet bir çok kısıtlama, engel ve zorlukla karşı karşıya. Bunu bilmemiz gerekiyor. Ama hükümetimiz bu duruma karşı ayakta duruyor. Bölgesel hegemonyaya karşı, bölgesel yayılmacılığa karşı, emperyalizme karşı mücadele ediyor. Bu nedenle hükümet bir çok zorlukla yüz yüze. Belirli kısıtlamalarla karşı karşıya. Ancak, Nepal’in geleceği aydınlıktır, çünkü bu hükümet, halkların kendi hükümetidir. Her daim yozlaşmaya karşı tetiktedir. Emperyalizme, liberalizm-küreselleşme-özelleştirme üçlüsüne karşı mücadele eder. Bu noktada çok sağlam bir duruşu var. Ama küçük bir ülke olmamız ve Hindistan’la içinde bulunduğumuz jeopolitik ilişkilerden dolayı çok fazla sorun yaşadığımızı söyleyebilirim.
Toprak tek tek çiftçi ailelerin özel mülkiyetinde mi yoksa toprak üzerinde yalnızca kullanım hakları mı var?
Bu güne kadar ailelerin özel mülkiyetindeydi. Ama bugün, “toprak kullanımı politikası” geliştirdik. Bu politikada vardığımız sonuca göre “toprak özel mülk değildir”. Toprak doğanın bize sunduğu bir hediyedir ve toprak onu işleyene (kullananlara) verilmelidir. Bu açıdan kimse toprağın sahibi olmamalıdır. Böyle düşünüyoruz. Bugünlerde yeni bir yasa çıkardık. Bu yasada “toprak kullanım politikası” da mevcut. Biz, hakiki bir toprak reformundan yanayız. Bu toprak reformu, toprağın toprağı işleyene verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Feodal toprak mülkiyetini ortadan kaldırdık. Şu an için toprak kullanım politikası sürecinin içindeyiz.
La Via Campesina üye örgütleri genellikle kendi içinde bulundukları ülkelerin neoliberal politikalarıyla mücadele içerisinde oluyor. Anladığımız kadarıyla Nepal’de durum farklı. Nepal’de olan şeyin, bir ulusun kendisini çevreleyen bölgesel neoliberal hegemonyaya karşı mücadele ettiği söylenebilir mi? 
Bir örnek vermek gerekirse, La Via Campesina uluslararası koordinasyon komitesi üyesi Santa şu an aynı zamanda Tarım bakanlığında çalışmaktadır. Bu açıdan hükümet ile doğrudan bir problemimiz yok. Ancak, hükümetin kendisinin çeşitli sınırlamalar, baskılar ve kısıtlar içinde olduğunu anlamamız gerekiyor. Neoliberalizmle ne oranda uzlaşacağız? DB, DTÖ, IMF gibi kurumlar kendi politikalarını empoze etmeye çalışıyorlar. Biz de buna karşı direniyoruz? Peki ne kadar direnebiliriz? Hugo Chavez’i kaybettiğimizden dolayı çok üzgünüz. Chavez, bir alternatif yol göstermişti: Bu kurumlara karşı mücadele etmek zorundayız! Bizim için önemli olan bu. Liberalleşme, Küreselleşme ve Özelleşme üçlüsü büyük bir fenomen ve biz bunu değiştirmek zorundayız. Bir yanda La Via Campesina var, ve çok gururluyuz. Diğer yanda da hükümetimiz var. Bu açıdan eğer işler yolunda gitmezse, problemlerlerle karşılaşırsak, güvenebileceğimiz kurumlarımız var. La Via Campesina “gıda egemenliği” kavramını ortaya attığı zaman, Güney Asya’da bu kavramı kullanan ilk ülke bizdik. Gıda egemenliğini anayasamıza kazandırdık. Bu açıdan La Via Campesina içerisindeyiz ve onunla beraberiz.
La Via Campesina’nın bir sloganı var: “mücadeleyi küreselleştir”. Biz, bir yandan küreselleşmeye karşı mücadele ediyoruz. Sloganın devamı: “umudu küreselleştir”. Küreselleşme umuttur ve biz de bu duruma bağlı olarak mücadelemizde umutluyuz.Rostock 2007 G8 Protestoları
2007 yılında G8 protestoları için Rostock’ta karşılaşmıştık. Şimdi de burada, Paris COP21 için karşılaştık. Kapitalizmin baskılarına karşı mücadele etmek için. Enternasyonalizm anlayışınız açısından bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? La Via Campesina’nın böylesi uluslararası etkinlik ve eylemlerde uluslararası delagasonla beraber olma gibi bir yaklaşımı var. Siz neler hissediyorsunuz?
Uluslarası düzeyde, sosyalizm mücadelesinin hataları ve krizine yönelik ciddi bir algı var. Buna karşı, yine uluslararası düzeyde enternasyonalizmi geliştirecek pratiklere, sosyalizmi güçlendirecek mücadelelere ihtiyacımız olduğu hissediliyor. Biz, mücadelenin ve umudun küreselleşmesini savunuyoruz. Bu açıdan La Via Campesina çok önemli bir iş yapıyor.
Neoliberalizma karşı mücadele ediyoruz. Geçmişte de mücadele ettik. La Via Campesina üyesi iki örgütten geliyoruz. Yeniden yeniden yan yana gelmek ve mücadeleye devam etmekten başka bir çözümümüz yok.
Teşekkür ederiz.

 


 

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede