Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün87
Bu ay6659
Toplam688343
"TEMİZ ENERJİ" iddia edildiği kadar Temiz mi? PDF Yazdır E-posta

  “TEMİZ ENERJİ”  iddia edildiği kadar Temiz mi? (*)

Küresel sermaye, enerji yatırımlarını  sermaye birikiminin ve sermayenin merkezileşmesinin bir yolu olarak görmektedir.  Bu nedenle de doğayı katletmenin yeni yol ve yöntemlerini bulmakta, kamuoyunun tepkisini en aza indirmek içinde değişik yöntemler kullanmaktadır. Bunların başında da “algı yönetimi” gelir. Enerji konusundaki “algı yönetimi” ise “temiz enerji/yenilenebilir enerji kaynakları” adı altında  doğanın yağmalanması suyun, güneşin, rüzgarın v.b meta haline getirilmesidir.

Sermaye Hidro Elektrik Santrallerini (HES), biyoyakıtları, jeotermali, Rüzgar Enerji Santrallerini (RES), Güneş Enerji Santrallerini (GES) v.b lerini  yenilenebilir enerji diyerek pazarlamaktadır. “Temiz enerji” nin ne olduğu somutlanmadığı sürece  bu kavram kafa karıştırmaya devam edecektir. Bütün enerji sistemleri elbette doğaya bir tarz müdahaledir ve ekolojik dengeyi mutlaka zarar verir. “Çevreyle dost enerji üretim sistemi ” yoktur, “en az zarar vereni ” vardır. Doğayı ve canlılara en az zarar veren enerji kaynaklarının  da neler olduğu tartışmalı bir konudur. Bu tartışmaların netleşmesi için sermayeden bağımsız bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmalar üzerinden fikir oluşturmak en doğru yöntemdir. Bu tartışma bitirilmeden herhangi bir enerjinin üretimi ve kullanımını “ekolojik dengeyi koruyan, çevre dostu” ilan etmek sermayenin “algı yönetimi” ne yardımcı olmak anlamını taşır. Ne yazık ki birçok politik anlayış bu yanılgıya düşmekte, Nükleer santrallere, Termik santrallere karşı çıkarken “Rüzgar Enerjisi Santralleri, Güneş Enerjisi Santralleri bize yeter!” diyerek bu santrallere yapılan yatırımları, nerede inşa edildiklerine bile bakmaksızın desteklemektedirler.

Doğaya en az zarar veren enerji üretiminin ve kullanımının tespit edilmesi söz konusu olsa bile, yer tercihi itibariyle  insanların ve diğer canlıların ortak yaşam alanlarını olumsuz etkiliyorlarsa, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşama büyük zararlar veriyorlarsa bu enerji yatırımlarından da vazgeçilmesi gerekir.

Şimdi sizlere “Temiz enerji” olduğu iddia edilen  iki enerji sisteminin yaratmış olduğu ekolojik tahribatı ve bu tahribatın sosyal, ekonomik  ve kültürel yaşama nasıl zarar verdiğini örneklendirmek istiyorum.        

Türkiye’nin batı kıyıları ve kıyıya yakın bölgeleri  verimli tarım arazileri ile kaplıdır. Ve buralarda ülkenin önemli gelir kaynaklarından olan üzüm, incir, zeytin gibi çok uzun yıllar ürün veren bitkiler yetişmektedir. Binlerce dekar arazide bu ürünler yetiştirilmektedir.   

Son yıllarda Türkiye de İncir üretiminin merkezi sayılan Aydın ve çevresinde   birçok jeotermal kuyusu açılmış, jeotermalden elektrik üreten santraller kurulmuştur. Aynı şekilde üzüm üretiminin merkezi sayılan Alaşehir, Salihli ve Sarıgöl ovalarında da onlarca jeotermal kuyusu açılmış, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan 2000 civarında kuyu açılabilmesi için de izinler alınmıştır. Açılan bu kuyulardan yeraltı sularına ve sulama sularına başta bor olmak üzere ağır metallerin bulaşma riski yüksektir. Bu ağır metaller toprağı kirletir ve topraktaki bu kirlilik de onlarca yıl kaybolmaz. Jeotermal kuyularından ve jeotermal elektrik santrallerinin verdiği bir başka kirlilikte atmosferde yarattığı kirliliktir.  Jeotermal enerji santrallerinde,gaz ve sıvıların bırakılması kimyasal kirlenmeye yol açar.Jeotermal enerji kullanılırken, hidrojen sülfür (H2S) ve karbondioksit (CO2) v.b gazlar açığa çıkar. H2S’in kötü kokusu ve zehirleyici etkisi vardır. Karbondioksit, jeotermal gazların en önemli bileşenidir ve bu gazların %95 ini oluşturur. Atmosfere salınan buhar ve gazlar ortamın nemini ve sıcaklığını da yükselterek ekosisteme zarar vermektedir, nem bitkisel üretimdeki hastalıkları ve zararlıları arttırmaktadır.

İncir ve üzümün bir kısmı üreticiler tarafından kurutularak depolanmakta ve satışa sunulmaktadır. Ancak incir kurutmasının yapıldığı yerlerde jeotermal elektrik santralleri varsa incirler artık kurumamakta, çürümektedir. Üzüm üretiminin olduğu bölgelerde ise bu santraller yeni yeni üretime geçmiştir, önümüzdeki birkaç yıl sonra üzüm üreticileri de aynı problemle  karşılaşmaya başlayacaklardır. Üretime geçen jeotermal elektrik santrallerinin olduğu bölgeye gidildiğinde yoğun bir kükürt kokusu tüm atmosferi şimdiden sarmış durumdadır. Üzüm ve incir üreticileri ürünlerindeki hastalık ve zararlılarla mücadele etmek için daha fazla kimyasal ilaç kullanmak zorunda kalmaktadırlar. Kimyasal ilaç kullanımı da çevreye, toprağa ve canlı yaşamına zarar verdiği gibi daha fazla enerji tüketimine de yol açmaktadır. Çünkü bu kimyasal ilaçların üretimi için yeni fabrikalar kurulmakta veya var olanların kapasitesi arttırılmakta , üretilen kimyasal ilaçlar kıtalararası taşınmakta, üretildiği  ve kullanıldığı ülkelerde depolanabilmesi için de yeni depolar inşa edilmekte, kullanılacak araziye gelene kadar taşınmaktadır.Ayrıca bu ilaçların kullanılabilmesini sağlayacak ekipmanlar için fabrikalar kurulmakta,o ekipmanların depolanması, nakliyesi v.b de düşünüldüğünde yoğun bir enerji tüketimi söz konusu olmaktadır. Bütün bu döngü küresel iklim krizini tetiklemekte, derinleştirmektedir. Bu bölgelerde yaşayan çiftçiler ise artık üreterek yaşamlarını sürdüremediklerinden dolayı üretimden vazgeçip toprağını  terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Toprağını terk eden çiftçiler sanayide, madenlerde güvencesiz,güvenliksiz çalışan ucuz işgücünü oluşturmaktadır.

Bunlar “Temiz enerji” iddiasıyla üretilen enerji üretiminin ortaya çıkarttığı sonuçlardan bazılarıdır.

“Temiz enerji” iddiasındaki bir diğer örnek ise Rüzgar Enerjisi Santrallerinin (RES) yarattığı tahribattır.

 Türkiye’nin tam batısında Zeytin ağaçları ile kaplı Karaburun yarımadası  vardır. Burası dağlık arazidir, oksijen miktarı da oldukça  yüksektir, çiftçiler zeytin üretimi ve keçi yetiştiriciliği yaparlar. Son yıllarda bu bölgede onlarca Rüzgar Enerji Santralinin(RES) yapılmasına izin verildi. Yüzlerce Zeytin ağacı köklendi, RES’leri kuracak ekipmanları taşıyabilmek için kilometrelerce yol açıldı. RES’lerin çalışmaya başlamasıyla birlikte o bölgede yetiştirilen keçiler hastalanmaya başladı.Karaburun yarımadasında binlerce dekar Zeytin ağacı vardır. Rüzgarların denizden getirdiği mikro organizmalar Karaburun’un yarımadasında zeytinlerin bir kısmının hiçbir müdahaleye gerek kalmadan ağacında yenebilecek şekilde olgunlaşmasını sağlar. Bu zeytinler hiçbir ek işleme tabi tutulmadan sofraya gelir.Bu zeytinler yetiştiği bölgenin adıyla  ”Karaburun hurması” adıyla anılır. Karaburun yarımadasının mikrokliması bu bölgeye özeldir. Bölgede yaşayan yarasa popülasyonu da zeytin zararlılarına karşı en etkin biyolojik mücadeleyi vererek çiftçilere yardımcı olmaktadırlar.Yarasalar zeytine zarar veren böcekleri v.b yediklerinden dolayı zeytin ağaçları ve  meyveleri kolay kolay hastalanmazlar,çiftçiler de zeytin ağaçlarının bakımı için  herhangi bir kimyasal ilaç kullanmazlar.Bilindiği gibi yarasalar çıkardıkları yüksek frekanslı ses dalgalarının, etraflarındaki cisimlere çarpıp geri dönmesi yardımıyla yönlerini bulurlar, RES’lerin çalışmaya başlamasıyla birlikte RES’lerin kanatlarının yarattığı ses dalgaları yarasaları olumsuz etkilemiş, yarasa popülasyonu da  yok olmaya  başlamıştır. Yarasalar tamamen yok olduğunda çiftçiler de biyolojik mücadeledeki en büyük yardımcılarını kaybetmiş olacaklardır.Yarasalar yok olduğunda zeytin ağaçlarının ve meyvelerinin çeşitli hastalıklara yakalanmasının da önü açılacaktır.Bu durumda da bu güne kadar kimyasal ilaç kullanmayan üretici kimyasal ilaç kullanmaya başlayacaktır. 

Dolayısıyla incir ve üzümde yaşanan döngü burada da baş gösterecek; Kimyasal ilaç kullanımı çevreye,toprağa ve canlı yaşamına zarar verdiği gibi daha fazla enerji tüketimine de  yol açacaktır. İlaçlara olan ihtiyaç artıkça yeni fabrikalar kurulacak,kurulu olanların kapasitesi arttırılacak, üretilen kimyasal ilaçlar kıtalararası taşınacak, üretildiği ve kullanıldığı ülkelerde depolanabilmesi için yeni depolar inşa edilecek, kullanılacak araziye gelene kadar taşınacaktır.Bu ilaçların kullanılabilmesini sağlayacak ekipmanlar için fabrikalar kurulacak veya kurulu olanların kapasitesi arttırılacak, o ekipmanların depolanması, nakliyesi ve kullanılması içinde enerji  tüketimi söz konusu olacak ve sermaye yeniden “enerji ihtiyacı”ndan bahsederek yeni enerji santralleri kurmak için doğayı katletmeye, ekolojik dengeyi bozmaya devam edecektir.Bu döngü böyle devam edecektir.       

Bütün bu döngü küresel iklim krizini tetiklemekte, derinleştirmektedir. İşte “temiz enerji” diye propagandası yapılan enerji üretiminin de ortaya çıkarttığı sonuç budur.”Kimin için enerji?” sorusuna doğru cevap verilebildiği ölçüde bu döngüyü engelleyebiliriz. Bu santrallerin kurulduğu bölgelerde çiftçiler ve duyarlı halk  mücadele etmeye, santral inşaatlarını durdurmaya çalışmaktadırlar.Bu mücadeleleri çoğaltıp ortaklaştırabilirsek “İklim Krizine” gerçekçi çözümler üretilmesini sağlayabilir, sermayenin ekolojik dengeyi bozacak  yatırımlar yapmasını engelleyebiliriz.

Adnan ÇOBANOĞLU
Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu                                         
     (ÇİFTÇİ-SEN)                                    
Genel Örgütlenme Sekreteri

(*) Bu makale İspanya’dan yayın yapan internet dergisi Soberania Alimentaria  için yazıldı.Makalenin özeti  http://www.soberaniaalimentaria.info/numeros-publicados/54-numero-23/319-es-la-energia-limpia-tan-limpia-como-se-supone

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede