Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün171
Bu ay5482
Toplam654722
Endüstriyel Tarımın Bir Başka Biçimi:“Sertifikalı Organik Tarım.” PDF Yazdır E-posta

Adnan ÇOBANOĞLU

1960 lı yılların başlarında laboratuvar koşullarında tohumların üretilmesi, tohumların şirketlerin eline geçmesi sürecini hızlandırdı. “Yeşil Devrim”  adı verilen bu süreçte tarımsal üretimde makine kullanımının artmasının yanı sıra toprağı kirleten kimyasal gübre üretimi ve kullanımı, kimyasaltarım ilaçları kullanımı doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozmaya başlamıştır. Kimyasal tarım ilaçların  canlıların yaşamını olumsuz etkilediğinin, ölümcül hastalıklara neden olduğunun  açığa çıkmaya başlamasıyla birlikte de, gıda ve ilaç şirketleri de kendi yarattıkları olumsuz etkileri fırsata dönüştürerek, tüketicilere “sertifikalı organik ürünler” adı altında ürünler sunmaya başladılar. 

Bu adlandırmanın insanların kafasında yarattığı yanılsamayla kendilerine yeni pazarlar yarattılar. Tüketiciler  “sertifikalı organik ürün” adı altında bir gıda maddesi satın aldığında “sağlıklı,ekolojik,doğayla dost” bir ürün satın aldığını sanıyor.Kısa bilgiler vererek “sertifikalı organik ürünler”in endüstriyel şirket tarımının bir başka biçimi olduğunu anlatmaya çalışacağım.

1-Öncelikli olarak “sertifikalı organik ürün” yetiştirilmek isteniyorsa  sertifika vermeye yetkili şirketlerden birisiyle (Türkiye de şu anda 42 yetkili şirket var) sözleşme yapıp para ödemek gerekiyor,küçük üreticilerin bu parayı ödeyebilmesi olanaklı değil ve sadece kendi arazisinde organik tarım yapması da mümkün değil.

2- Bu üretim tarzı ‘tohumun’,yani ‘yaşamın’ patentlenmesini ön koşul  kabul ediyor. “Organik tarım sertifikası”alabilmenin ilk koşulu “organik sertifikalı tohum”kullanmaktır.Bu da üreticilerin tohum şirketlerine bağımlı olması demektir.“Organik sertifikalı tohum”u dünyada üreten tohum şirketi sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Çiftçiler kendi olanakları ve bilgelikleriyle geliştirdikleri, yerel toprak ve iklim koşullarına uyum sağlamış, yüzyıllardır kullanılan  yerel tohumlarla üretim yaparlarsa sertifika kuruluşlarının denetiminden geçip sertifika alamamaktadırlar.Bu da gıda tekellerinin, üreticilerin “Gıda Egemenliği”ne her yönden saldırmasının bir parçası.

3-Tohum şirketlerinin tohumlarını kullanma zorunluluğu aynı zamanda biyoçeşitliliğin  yok olması demektir. Kendisi bile ekolojik sisteminden kopartılarak üretilmiş bu tohumların farklı ekosistemlerde tektip tohum olarak kullanılması farklı çeşitlilikte bitkisel ürün yetiştirilmesini de engellemektedir.  Bitkisel üretimdeki bu çeşit daralmasının ekolojik sisteme  olumsuz etkileyeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Kaldı ki farklı coğrafi bölgeler farklı ekosistemleri içinde barındırır,bu tohumların bu farklı ekosistemlerde nasıl mutasyona uğrayacağı ve tozlanma yoluyla etraflarındaki bitkilere nasıl mutasyona uğratacağı belirsizdir, var olan deneyimler bu belirsizliğin ekolojiye olumsuz etkileyeceğini göstermektedir. Hızla bitki çeşidinde azalma gösterecektir.

4-Organik ürün satmak isteyen gıda şirketleri  yanyana bitkisel üretim yapan üreticileri  sözleşme imzalatıp sözleşmeli üretim yaptırıyorlar.Bu sözleşme ile üreticinin ve  ailesinin iş gücünü, tarlasını işlemeye yarayan alet ve edevatını şirketler kiralamışoluyor.Üreticinin ne üreteceğini,hangi ilaçları kullanacağını şirketler belirliyor.Yani üretici “modern maraba”(*) haline getiriliyor.

5-Endüstriyel tarımda kullanılan kimyasal ilaçları üretip satan firmalarda ,”organik tarım ilaçları”nı üretip satan firmalarda aynı firmalardır. “Sertifikalı organik bitkisel üretim”de yönetmeliklerin izin verdiği  ticari(inorganik) gübreler, sentetik organik maddeler,ilaçlar kullanılabilmekte ve mevzuatlara göre üretilen ürünün “organik”olma özelliği ortadan kalkmamaktadır. Bu ürünler “organik sertifikası”nı alırlar.

6-“Organik hayvan” yetiştiriciliğinde de bitkisel ürün üreticiliğine benzer prosedürler işlemektedir. “Organik hayvan” işletmesi kurmak ve işletmek de yetkili “Sertifikasyon firmaları”nın denetimine tabidir.Onlarda bu denetimleri ücret karşılığı yaparlar. Bir-kaç hayvan yetiştiren küçük üreticinin bu ücretleri  karşılayabilmesi mümkün değildir.Tıpkı organik olmayan hayvan yetiştiriciliği gibi yüzlerce, binlerce hayvanın ahır ve kümeslere hapsedilmesi gibi bu “organik hayvanlar” da ahır ve kümeslere hapsedilmiştir.”Organik hayvan” işletmelerinin Endüstriyel hayvan yetiştiricilerinin ahır ve kümeslerinden farkları kapalı alanın yanısıra hayvanların gezinebileceği ¾ oranında açık alanında olması zorunluluğudur (otlak,merav.b değil sadece gezinebilecekleri açık alan).Bir-kaç hayvanı olan bir köylü hayvanlarını otlak ve merada serbest dolaştırarak,sadece doğal bitkilerle beslese bile, onun yetiştirdiği hayvanların yetiştirilmesi süreci mevzuatlara uymadığından dolayı “organik hayvan” sertifikası alamaz.Köylerdeki tavukların “serbest dolaşarak” doğadan besin alarak ve doğaya katkı sunarak ekolojik uyum içinde doğal büyümesi de“organik tavuk” sertifikası almasına yetmez. EndüstriyelHayvan yetiştiriciliği gibi  “Organik hayvan yetiştiriciliği” de  bitkisel üretimden ve doğadan kopartılmıştır.

7-“Organik hayvan çiftlikleri”nde yemlerin ve klasik yem ham maddelerinin de sınırlı oranda da olsa kullanılmasına izin verilmiştir.Vitaminlerin, provitaminlerin ve kimyasal açıdan tam tanımlanmış benzer etkisi bulunan maddelerin bazılarının da kullanımına izin verilmiştir.Sentetik vitaminlerin kullanım şartlarını da sertifikasyon kuruluşu belirlemektedir. Ayrıca özellikle “organik kanatlı hayvan ve yumurta” yetiştiriciliğin de de firmalar çiftçilere “sözleşmeli üretim” yaptırmaktadırlar.

Kısacası bu üretim biçimi de endüstriyel üretimin bir parçasıdır.Ekolojik,doğal üretim değildir ve ekosisteme, küresel iklim değişikliğine olumsuz katkıları söz konusudur.

(*) Maraba: En yaygın biçimiyle maraba toprak sahibinin gösterdiği evde oturan, onun verdiği tohumu ona ait araçlar ve çift hayvanlarıyla ekip biçen ortakçıdır.Modern marabalıkta ise toprağın sahibi üreticidir,kendine ait araç ve gereci vardır ama ne ekip biçeceğini, ne tür tohum ve ilaç kullanacağını sözleşme yaptığı gıda şirketi karar verir, üretici zamanında ürünü teslim etmek zorundadır ve bunun içinde ailenin diğer fertleri de ürünü zamanında teslim edebilmek için iş gücünü harcar.

 
< Önceki   Sonraki >
ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği" Forumu Yapıldı. Alaşehir’de 18 Ekim’de, Alaşehir’de Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) olarak “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği” Forumu yaptık. Forumu yapma nedenimiz  üzüm üreticilerinin yaşadıkları sorunları kendilerinin dillendirmesi, önerilerinin ortaklaştırılması ve Üzüm-SEN’in bundan sonra yapacağı çalışma programına Üzüm-Sen’e üye olan, olmayan tüm üzüm üreticilerinin katkı koymasıydı. Bu amaca uygun olarak Üzüm-Sen üyeleri; Türkiye’de sofralık üzüm üretiminin merkezi sayılan Sarıgöl,Alaşehir ve Salihli’de köy köy dolaşıp üreticileri kahvehanelerde , açık alanlarda mini söyleşi ve forumlar yaparak üreticileri söyleşi ve foruma davet ettiler.“Foruma Davet” afişlerini ve jeotermal elektrik santrallerinin zararlarını anlatan afişleri işyerlerine, duraklara, duvarlara v.b astılar.



"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği." Foruma Davet !Sorunlarımızı Tartışıyoruz "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği."DÜZENLEYEN: ÜZÜM ÜRETİCİLERİ SENDİKASI (ÜZÜM-SEN)Tarih: 18 EKİM 2016 – SALISAAT:12.00 - 16.00 ArasıYer: Yıldırım Kapalı Düğün Salonu- Çarşı içiALAŞEHİR 

Anketler

Kimler Sitede