Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün268
Bu ay3185
Toplam732646
Endüstriyel Tarımın Bir Başka Biçimi:“Sertifikalı Organik Tarım.” PDF Yazdır E-posta

Adnan ÇOBANOĞLU

1960 lı yılların başlarında laboratuvar koşullarında tohumların üretilmesi, tohumların şirketlerin eline geçmesi sürecini hızlandırdı. “Yeşil Devrim”  adı verilen bu süreçte tarımsal üretimde makine kullanımının artmasının yanı sıra toprağı kirleten kimyasal gübre üretimi ve kullanımı, kimyasaltarım ilaçları kullanımı doğal dengeyi ve insan sağlığını süratle bozmaya başlamıştır. Kimyasal tarım ilaçların  canlıların yaşamını olumsuz etkilediğinin, ölümcül hastalıklara neden olduğunun  açığa çıkmaya başlamasıyla birlikte de, gıda ve ilaç şirketleri de kendi yarattıkları olumsuz etkileri fırsata dönüştürerek, tüketicilere “sertifikalı organik ürünler” adı altında ürünler sunmaya başladılar. 

Bu adlandırmanın insanların kafasında yarattığı yanılsamayla kendilerine yeni pazarlar yarattılar. Tüketiciler  “sertifikalı organik ürün” adı altında bir gıda maddesi satın aldığında “sağlıklı,ekolojik,doğayla dost” bir ürün satın aldığını sanıyor.Kısa bilgiler vererek “sertifikalı organik ürünler”in endüstriyel şirket tarımının bir başka biçimi olduğunu anlatmaya çalışacağım.

1-Öncelikli olarak “sertifikalı organik ürün” yetiştirilmek isteniyorsa  sertifika vermeye yetkili şirketlerden birisiyle (Türkiye de şu anda 42 yetkili şirket var) sözleşme yapıp para ödemek gerekiyor,küçük üreticilerin bu parayı ödeyebilmesi olanaklı değil ve sadece kendi arazisinde organik tarım yapması da mümkün değil.

2- Bu üretim tarzı ‘tohumun’,yani ‘yaşamın’ patentlenmesini ön koşul  kabul ediyor. “Organik tarım sertifikası”alabilmenin ilk koşulu “organik sertifikalı tohum”kullanmaktır.Bu da üreticilerin tohum şirketlerine bağımlı olması demektir.“Organik sertifikalı tohum”u dünyada üreten tohum şirketi sayısı ise bir elin parmaklarını geçmez. Çiftçiler kendi olanakları ve bilgelikleriyle geliştirdikleri, yerel toprak ve iklim koşullarına uyum sağlamış, yüzyıllardır kullanılan  yerel tohumlarla üretim yaparlarsa sertifika kuruluşlarının denetiminden geçip sertifika alamamaktadırlar.Bu da gıda tekellerinin, üreticilerin “Gıda Egemenliği”ne her yönden saldırmasının bir parçası.

3-Tohum şirketlerinin tohumlarını kullanma zorunluluğu aynı zamanda biyoçeşitliliğin  yok olması demektir. Kendisi bile ekolojik sisteminden kopartılarak üretilmiş bu tohumların farklı ekosistemlerde tektip tohum olarak kullanılması farklı çeşitlilikte bitkisel ürün yetiştirilmesini de engellemektedir.  Bitkisel üretimdeki bu çeşit daralmasının ekolojik sisteme  olumsuz etkileyeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Kaldı ki farklı coğrafi bölgeler farklı ekosistemleri içinde barındırır,bu tohumların bu farklı ekosistemlerde nasıl mutasyona uğrayacağı ve tozlanma yoluyla etraflarındaki bitkilere nasıl mutasyona uğratacağı belirsizdir, var olan deneyimler bu belirsizliğin ekolojiye olumsuz etkileyeceğini göstermektedir. Hızla bitki çeşidinde azalma gösterecektir.

4-Organik ürün satmak isteyen gıda şirketleri  yanyana bitkisel üretim yapan üreticileri  sözleşme imzalatıp sözleşmeli üretim yaptırıyorlar.Bu sözleşme ile üreticinin ve  ailesinin iş gücünü, tarlasını işlemeye yarayan alet ve edevatını şirketler kiralamışoluyor.Üreticinin ne üreteceğini,hangi ilaçları kullanacağını şirketler belirliyor.Yani üretici “modern maraba”(*) haline getiriliyor.

5-Endüstriyel tarımda kullanılan kimyasal ilaçları üretip satan firmalarda ,”organik tarım ilaçları”nı üretip satan firmalarda aynı firmalardır. “Sertifikalı organik bitkisel üretim”de yönetmeliklerin izin verdiği  ticari(inorganik) gübreler, sentetik organik maddeler,ilaçlar kullanılabilmekte ve mevzuatlara göre üretilen ürünün “organik”olma özelliği ortadan kalkmamaktadır. Bu ürünler “organik sertifikası”nı alırlar.

6-“Organik hayvan” yetiştiriciliğinde de bitkisel ürün üreticiliğine benzer prosedürler işlemektedir. “Organik hayvan” işletmesi kurmak ve işletmek de yetkili “Sertifikasyon firmaları”nın denetimine tabidir.Onlarda bu denetimleri ücret karşılığı yaparlar. Bir-kaç hayvan yetiştiren küçük üreticinin bu ücretleri  karşılayabilmesi mümkün değildir.Tıpkı organik olmayan hayvan yetiştiriciliği gibi yüzlerce, binlerce hayvanın ahır ve kümeslere hapsedilmesi gibi bu “organik hayvanlar” da ahır ve kümeslere hapsedilmiştir.”Organik hayvan” işletmelerinin Endüstriyel hayvan yetiştiricilerinin ahır ve kümeslerinden farkları kapalı alanın yanısıra hayvanların gezinebileceği ¾ oranında açık alanında olması zorunluluğudur (otlak,merav.b değil sadece gezinebilecekleri açık alan).Bir-kaç hayvanı olan bir köylü hayvanlarını otlak ve merada serbest dolaştırarak,sadece doğal bitkilerle beslese bile, onun yetiştirdiği hayvanların yetiştirilmesi süreci mevzuatlara uymadığından dolayı “organik hayvan” sertifikası alamaz.Köylerdeki tavukların “serbest dolaşarak” doğadan besin alarak ve doğaya katkı sunarak ekolojik uyum içinde doğal büyümesi de“organik tavuk” sertifikası almasına yetmez. EndüstriyelHayvan yetiştiriciliği gibi  “Organik hayvan yetiştiriciliği” de  bitkisel üretimden ve doğadan kopartılmıştır.

7-“Organik hayvan çiftlikleri”nde yemlerin ve klasik yem ham maddelerinin de sınırlı oranda da olsa kullanılmasına izin verilmiştir.Vitaminlerin, provitaminlerin ve kimyasal açıdan tam tanımlanmış benzer etkisi bulunan maddelerin bazılarının da kullanımına izin verilmiştir.Sentetik vitaminlerin kullanım şartlarını da sertifikasyon kuruluşu belirlemektedir. Ayrıca özellikle “organik kanatlı hayvan ve yumurta” yetiştiriciliğin de de firmalar çiftçilere “sözleşmeli üretim” yaptırmaktadırlar.

Kısacası bu üretim biçimi de endüstriyel üretimin bir parçasıdır.Ekolojik,doğal üretim değildir ve ekosisteme, küresel iklim değişikliğine olumsuz katkıları söz konusudur.

(*) Maraba: En yaygın biçimiyle maraba toprak sahibinin gösterdiği evde oturan, onun verdiği tohumu ona ait araçlar ve çift hayvanlarıyla ekip biçen ortakçıdır.Modern marabalıkta ise toprağın sahibi üreticidir,kendine ait araç ve gereci vardır ama ne ekip biçeceğini, ne tür tohum ve ilaç kullanacağını sözleşme yaptığı gıda şirketi karar verir, üretici zamanında ürünü teslim etmek zorundadır ve bunun içinde ailenin diğer fertleri de ürünü zamanında teslim edebilmek için iş gücünü harcar.

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede