Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün464
Bu ay5328
Toplam677063
FAO 30. Sivil Toplum Bölgesel Danışma Toplantısı 2- 3 Mayıs’da Antalya’da yapıldı PDF Yazdır E-posta

 ImageÇİFTÇİ-SEN'in aldığı insiyatifle örgütlenen ve iki gün süreyle devam eden tartışmalarda Küresel tarım, gıda ve çiftçi sorunları; neo liberal politikalar ve sonuçları, savaş ve göçler konusularında değinildi. FAO'nun yaptıkları ve yapmadıkları üzerinde değerlendirmelerde bulunuldu, FAO ile birlikte yapılabilecek faaliyetler üzerinde görüşler beyan edildi.

FAO 2010 yılından bu yana sivil toplum kuruluşlarıyla bölgesel danışma toplantıları düzenliyor. Bu toplantılarda tavsiye niteliğinde kararlar çıkıyor. Toplantılara La Via Campesina da katılıyor. Bu yıl toplantı Türkiye'de Antalya'da yapıldı. Toplantıya La Via Campesina üyesi Çiftçi-Sen de dahil olmak üzere birçok üretici kuruluşu, tüketici kuruluşu, ekoloji insiyatifleri katıldı. FAO toplantı kapsamını “Bölgedeki sivil toplumun, FAO tarafından tartışılan politikaların sivil toplum üzerinde direk uygulamaları olduğunun, dahası Bölgenin gelecekteki gıda ve tarım politikalarının FAO tarafından etkileneceğinin farkındadırlar. “ şeklinde çizerken amaç olarak da bir “kolaylaştırıcı komite kurulması” olarak belirledi. Toplantı sonucunda bir deklerasyon hazırlandı Deklerasyon şöyle: 30. FAO Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Konferansı Sivil Toplum Deklarasyonu 3 Mayıs, 2016, Antalya, Türkiye Bizler, küçük çiftçiler, tarım ve gıda işçileri, balıkçılar ve balıkçı toplulukları, kır toplulukları, Yerli Halklar, tüketiciler, STK’lar, kadınlar ve gençler, 56 kişi Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde sivil toplumu temsilen, 2-3 Mayıs 2016 tarihinde Antalya, Türkiye’de 30. FAO Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Konferansı’na (4-5 Mayıs 2016, Antalya) katkıda bulunmak için bir araya geldik. FAO’nun gıdalarımızın üreticilerini ve kırsal kalkınma ve geçim kaynaklarının geliştirilmesinin belkemiğini oluşturan milyonlarca küçük ölçekli gıda üreticilerinin, işçilerin ve aile çiftçilerinin seslerinin kolektif olarak duyurulması için demokratik kitle örgütlerini ve onların destekçisi olan STK’lardan oluşan sivil toplumu destekleme konusunda gösterdiği çabaya değer veriyoruz. Aynı zamanda, sivil toplum tüketicilerle birlikte sürdürülemeyen gıda sisteminden en çok etkilenen grubu temsil eder. Bizler, sivil toplum olarak, FAO’nun yerel, ulusal ve bölgesel düzeydeki Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine (SKH) ulaşmada günlük olarak katkıda bulunduğumuzu ve bu hedeflere ulaşma konusunda kararlı olduğumuzu vurgulamak istiyoruz. Yerel, ulusal, bölgesel ve küresel düzeydeki gıda politikaları, küçük ölçekli gıda üreticilerinin, işçilerin, tüketicilerin, kadınların ve gençlerin ve diğer ilgili insanların gerçeklikleriyle ilintili olmalı. Demokratik kitle örgütleri ile birlikte sivil toplum kuruluşları bu gerçekliklere dair tecrübeye dayalı, doğrudan bilgiyi sağlarlar. Sivil toplum tarım ve gıda politikalarından etkilenen çeşitli bileşenlerin temsilcileri olarak örgütlenirken pasif hak sahipleri ya da sadece bilgi sağlayıcılar değildir. Sivil toplum bileşenlerinin yaşamlarını, içinde yaşadıkları ekolojiyi ve geçim kaynaklarının dayandığı pazarları doğrudan etkileyen politik süreçlere dahil olması gereken aktif hak sahipleridir. Bu konferansta, bölgedeki insani krizin dikkate alınmasını ve çatışmalardan etkilenen ve çaresiz durumda olan yüzbinlerce mülteci, göçmen ve yerinden edilmiş insanların sorunlarının ele alınmasını talep ediyoruz. Bu insani kriz bölgedeki savaşın, düşük yoğunluklu iç çatışmaların veya onurlu yaşam biçimlerinin yok edilmesinin sonucudur. Bizler, gıda hakkına ve diğer bütün insan haklarına saygı göstermek zorundayız. Öncelikle, bu savaşa, çatışmalara ve yoksunluklara sebep olan politikaları ve mültecilere, göçmenlere, zorunlu göç ettirilenlere ve yerinden edilmiş kişilere karşı takınılan temel insan haklarına saygıdan yoksun tutumları kınıyoruz. FAO, kadın, çocuk ve yaşlı insanlara özel bir vurgu yaparak gıda güvencesinin, doğal kaynaklar ve diğer üretim kaynaklarına, sağlıklı ve besin değeri yüksek gıdaya erişiminin sağlanması ve artması için önemli bir rol oynamalı/oynayabilmeli. Avrupa ve Orta Asya bölgelerinde yer alan sivil toplum örgütlerimizin birçoğu sığınmacıların kendi gıdalarının bir kısmını yetiştirebilmeleri için toprağa erişimleri konusunda destek sağlamakta. FAO bu inisiyatifleri kolaylaştırmalı ve desteklemeli. Bizler, Antalya’da düzenlenen FAO Bölgesel Konferansı katılımcılarını alışılmış, süregiden politikaların ötesinde bütünlüklü ve tutarlı politikalar üretilmesi için bir dönüm noktası yaratmalarını talep ediyoruz. Yoksulluğun ve yetersiz beslenmenin üstesinden gelmenin ve gıda güvenliğini sağlamanın tek yolu, doğaya saygılı insan hakları temelli bir yaklaşım. Mevcut uluslararası ticaret politikaları berbat bir biçimde başarısız olmakta. İnsan hakları ihlallerine, süregiden gıda ve besin güvencesizliği ve gezegen üzerinde yarattıkları felaketlere rağmen yine de gıda politikalarımızı şekillendirmeye devam ediyorlar. Bunu çözmenin tek yolu, insan hakları ve gıda egemenliği temelli yeni bir politika çerçevesi oluşturmaktır. Mevcut gıda sistemimiz, toplumsal, ekolojik ve ekonomik olarak sürdürülemez. Bölgemizdeki bütün ülkelerdeki insanlar ve doğa için sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için gıda sistemlerimizde acil ve etkili dönüşümlere ihtiyacımız var. FAO bölgesel ve ulusal düzeyde dönüşümü yaratacak tavırların alınmasında önemli bir role sahip. Mevcut gıda sistemi eşitsiz ve ataerkil bir yapıya sahiptir ve bunda dolayı bizim için kritik öncelik toplumsal cinsiyete duyarlı politikaların geliştirilmesi ve bu şekilde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, emeklerimizin karşılıklarının adil bir biçimde dağıtılması, doğal varlıklara ve üretim araçlarına erişimin garanti altına alınması ve karar alma süreçlerine katılım önemli. Kadınların beslenme ve gıda egemenliği konularında oynadıkları rollere değer görmeli ve tanınmalı. Geleneksel bilgi ve kadınların ücretsiz emeği geçmişte olduğu gibi bugün de biyoçeşitliliğin ve arazilerin korunmasını sağlamaya devam etmekte. Bu gündem üzerinden, sürdürülebilir bir geleceğin inşası için temel teşkil eden sürdürülebilir bir hayata dair kadın hareketlerinin ve feminist ekonominin ortaya koyduğu önerilerin önemi vurgulanmalı. Bizler, aşağıdaki önceliklerin hakkıyla göz önüne alınması gerektiğini deklare ediyoruz: AGROEKOLOJİ FAO’nun bizim agroekolojiye dair bilgi ve pratiklerimizi göz önünde bulundurmasını takdir ediyoruz. Bu bilgi ve pratikler, kırsal yoksulluğu azaltmak, açlık ve yetersiz beslenmeyi ortadan kaldırmak, sürdürülebilir tarım ve kalkınmayı sağlamak, iklim değişikliğine karşı mücadele etmek, gençlik için insan onuruna yaraşır iş olanakları yaratabilmek, dışardan alınan tarım kimyasallarına olan bağımlılığı azaltmak, yerel toplulukların ve yerli halkların özellikle yerel ölçekte, toprak, su ve biyoçeşitliliğin korunmasına katılmasını sağlamak ve kadınların tohum koruma ve takası konusundaki bilgisini korumak gibi çok çeşitli hedeflere ulaşabilmek için çok önemli. Fakat, agroekoloji, FAO ve üye ülkeler tarafından, sürdürülebilirliği olmayan gıda sistemlerine karşı yegane alternatif olarak tanınmaktan hala çok uzak. Bu durum, çoğu zaman bileşenlerimizin anlamlı bir katılımı ve bileşenlerimizle anlamlı bir fikir alışverişinin olmaması sebebiyle daha vahim bir hal alıyor. Hükümetlerimiz bugüne kadar, iklim değişikliğine ciddi ölçüde etkisi olduğu bir sürü kanıtla desteklenmesine rağmen, yıkıcı endüstriyel modeli desteklemek suretiyle, çelişkili bir tutum sergiledi. Ayrıca hükümetlerimiz, toprağın, suyun, balık rezervlerinin ve diğer doğal varlıkların ve ayrıca bileşenlerimizin geçim kaynaklarının şirketler ve bağımsız fonlar tarafından gasp ve yok edilmesine göz yumdu. TOPRAĞA, SUYA, TOHUMA, BALIK REZERVLERİNE VE ORMANLARA ERİŞİM Dünyanın her tarafında, halkın, geçim ve yaşam tarzları için bağımlı olduğu Müştereklere erişimi ulusötesi sermaye ve devletin saldırganlığıyla çitlerle çevriliyor ve engelleniyor. Bu durum, toprak ve su gaspının, tohum ve genetik kaynaklar hakkında gerici kanunların, ormansızlaşmanın, biyoçeşitliliğin yok oluşunun, balık rezervlerinin beceriksiz yönetiminin bölgenin küçük ölçekli gıda üreticileri, balıkçıları ve kır halkı için olumsuz koşullar yarattığı Avrupa ve Orta Asya bölgesi için de aynen geçerli. Bu gelişmeler, bölgedeki sivil toplumun Müştereklere birer meta değil yerel gıda sistemlerinin, yaşam alanlarının ve bölgelerinin ayrılmaz bir parçası olarak sundukları görüşe ters düşmekte. Dolayısıyla, Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki sivil toplum için toprak, su, balık rezervleri, tohum ve ormanlara erişim ve bunların etkin kontrolü en öncelikli başlıklardan birisi. FAO Ulusal Gıda Güvencesi Bağlamında Balıkçılık, Ormancılık ve Arazi Mülkiyeti Yönetimi Rehberi’nin (VGGT) ve FAO Sürdürülebilir Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sağlanması için Gönüllü Rehbere (VGSSF) bölgedeki küçük ölçekli gıda üreticilerinin ve aile çiftçilerin mülkiyet haklarının korunması ve balık ve balık stoklarına erişimin güvencesi için önemli araçlar. Bu rehberler insan hakları odaklı bir yaklaşım ile hazırlanmış olup doğayı ve kırılgan ve dışlanmış toplulukları açık bir biçimde önceliğe alır. Ne yazık ki, sivil toplum, bu rehberlerin Avrupa ve Orta Asya bölgesinde hükümetler tarafından kamu politikalarının ‘evde’ uygulanmasından ziyade küresel Güney’deki işbirliği çalışmaların geliştirilmesinde bir araç olarak yorumlayışında çarpıklıklar görmekte. Topluluklar müşterek olan bilgi ve eğitime erişmeli. Yüzyıllardır gıda egemenliğinin merkezinde yer alan geleneksel bilgi tanımak önemli. FAO ve hükümetler geleneksel bilgiye değer vermeli ve uzman bilgisiyle aynı düzeyde değerlendirmeli. Bu iki farklı bilgi çeşidi arasından derin iletişimi güçlendirmeliyiz. YEREL VE BÖLGESEL PAZARLAR Dünyada ve bölgede tüketilen gıdanın çoğunluğu bizler, küçük gıda üreticileri ve aile çiftçileri, tarafından üretilir. Bu gıdaların büyük bir kısmı bizlerin yerel ve bölgesel pazarları aracılığıyla dağıtılır. Bu pazarlar gıda güvenliği ve beslenmenin en önemli ayağı. Pazarlarımız belli bölgelere yerleşmiş olmakla birlikte bu bölgeler ile tanınır. Bu anlamda, bu pazarlar yereldir. Köy düzeyinden ulusal ve bölgesel düzeye kadar yayılmış olan bu pazarlar aynı zamanda sınır aşırıdır. Kırsal, yarı-kentsel ve kentsel alanlarda yer alır. Bizlerin yerel ve geleneksel bilgisi üzerine inşa edilmiş olan bu pazarların ilgili bölgelerde birçok işlevi vardır. Besleyici ve çeşitli gıdaların tedariki ile başlayan ama bunlarla sınırlı kalmayan bu işlevler bölge ekonomilerine ve istihdama katkı sunmakla beraber biyoçeşitliliği ve bölgedeki ekosistemi de korur. Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin gerçekleştirilmesi için bu yerel ve bölgesel pazarlar merkezi bir rol oynar. Fazlasıyla içerici bir yapıya sahip olan bu pazarlar küçük ölçekli gıda üreticilerini ve gıda güvencesi olmayan diğer insanların erişimine açık olmakla birlikte tüketiciye kaliteli gıda sunar. Uygun kamu politikaları ile bu pazarların tanınmasını ve desteklenmesini istiyor, bu pazarları daha görünür hale getirmek için ilgili verilerin oluşturulmasının desteklenmesini talep ediyoruz. Yerel düzeydeki kamu gıda tedariki aynı zamanda küçük ölçekli toplulukların erişimini öncelik olarak belirlemeli. Kamu politikaları gıda standartları/gıda güvenliği düzenlemeleri ile küçük ölçekli gıda üreticilerinin yerel ve bölgesel pazarlara erişimi arasında bir tezatlık oluşturmamalı. 30. Avrupa ve Orta Asya Bölgesel Konferansının gündemine ilişkin olarak, aşağıdaki önerileri sunmak isteriz: Gündem Konusu Dünya Gıda Güvenliği Komitesi Avrupa ve Orta Asya Bölgesi hükümetleri, FAO ülke ofisleri ve FAO Bölgesel Ofislerine aşağıdaki önerileri ve taleplerimizi sunuyoruz: Toprak, su, tohumlar, balık rezervleri ve ormanlarla ilişkili önemli problemleri tanımlarken ve bunların çözümü için atılan adımları izlerken kırılgan ve dışlanmış toplulukların, özellikle bölgedeki farklı topluluklardan oluşan küçük ölçekli gıda üreticilerinin mülkiyet haklarına özel olarak dikkat edilmeli. VGGT’nin bölgede tam olarak uygulanması konusunda bir kararlık sergilenmeli. Şunun iyi anlaşılması gerekmektedir ki VGGT arazi tescili için bir araç olmaktan ziyade doğal varlıklara erişim ve bunların kontrolündeki temel eşitsizliklere işaret etmeli. Bölgedeki sivil toplumların (ve sadece büyük bağışçılar değil) VGGT’nin bölgede uygulanması sırasında ve doğal varlıklarla ilişkili acil konuların belirlenmesi için oluşturulan diyalogda esas ve aktif katılımcılar olduğu tanınmalı. Aynı şekilde, benzer vurgu VGSSF’in uygulanması ve kullanılması için de yapılmalı ve küçük ölçekli balıkçıların (hem iç su hem de kıyı balıkçılığı) katkıları tanınmalı ve eş zamanlı savunulan insan hakları ve ekosistem odaklı yaklaşımlara sahip çıkılmalı. Hükümetler ve FAO şu noktaları politikalarında benimsemeli: Geleneksel sürdürülebilir balıkçıların bilgileri ve aktiviteleri merkezi bir yapılanma içinden değil topluluk odaklı şekilde tanınmalı ve bunların eş zamanlı yönetimi teşvik edilmeli. Balıkçılar veri toplama ve analizi süreçlerine dahil olmalıdır. Hem profesyonel hem de amatör balıkçılar iç su balıkçılığının yönetiminden eşit şekilde faydalanmalı. Yönetim profesyonel balıkçıların sürdürülebilir şekilde avlanması ve insan onuruna yaraşır bir biçimde hayatlarını kazanması ve yerel topluluklara sağlıklı proteinler sunmak için balık hasatını optimize etmeye odaklanmalı. Amatör balıkçıların ihtiyaçları da rekabeti hedef almayan yollarla karşılanabilir. Değer zinciri boyunca küçük ölçekli balıkçılık işçilerinin rolleri tanınmalı ve özellikle iş gücünün en az %50’sini oluşturan kadınların rollerine saygı gösterilmelidir. Kadınlar genelde hasat öncesi ve sonrasında çalışırlar ve daha çok destekçi rolünü oynadıkları için yaptıkları çalışmalar genelde tanınmıyor ve olması gerekenin altında bir ödemeyle karşılanıyor. FAO ve hükümetler gıda tedarikinin en önemli alanını uluslararası ticaretin değil yerel ve bölgesel pazarların oluşturduğunu kabul etmelidir ve yukarıda da belirtildiği gibi küçük üreticileri pazara bağlayan iş akışını anlamalı, desteklemeli ve takip etmek zorundadır. Gündem Konusu Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) SKH’nin vazgeçilmez bir biçimde tanınmasını ve kalkınmış ülkeleri de kapsayacak şekilde tüm ülkeler tarafından ve içinde ilgili şekilde uygulanmasını önemli buluyoruz. Aynı zamanda, SKH’nin gerçekleştirilmesine yönelik ulusal stratejileri dikta etmek yerine kolaylaştırıcı bir biçimde diğer ülkelerde ve küresel düzeyde hayata geçmesini sağlamalıdır. SKH’nin insan haklarına uygun bir biçimde gerçekleşmesinin önünü tıkayan tarımın ve balıkçılığın yoğunlaşması veya şirketlere esas bir rol atfeden SKH 17’dir: Sürdürülebilir kalkınma için küresel işbirliğinin canlandırılmasının ve uygulanmasının araçları güçlendirilmelidir. Bunun yerine, FAO ve devletleri sürdürülebilir olmayan gıda sistemlerinin yapısal nedenlerine işaret etmeye, bunlarla ilişkili güç yapılarına karşı çıkmaya ve gıda sisteminde bizlerin dönüştürücü etkisini tanımaya çağırıyoruz. Sürdürülebilir üretim ve tüketim eğilimlerini vurgulan SKH 12 ve iklim değişikliği ile mücadeleyi gündeme alan SKH 13’ün spesifik olarak küçük ölçekli gıda üreticilerine ve tüketicilere ilişkin olduğu gerçeğine dikkatinizi çekmek isteriz. Avrupa ve Orta Asya bölgesindeki, özellikle zengin üye ülkelerdeki, sürdürülebilir olmayan üretim ve tüketim eğilimleri ve sera gazı emisyonları üçüncü dünya ülkelerindeki açlığın, gıda ve beslenme güvencesizliğinin ve yıkıcı üretim modellerinin asıl nedenleridir. Diğer taraftan küçük üreticiler daha ziyade etkisi az olan metotları uygularken az miktarda fosil yakıtlar kullanırlar ki bu metotlar kendiliğinden iklim değişikliğiyle mücadele eder. Hedef 2’deki çalışma sadece çiftçileri içermiyor aynı zamanda balıkçıkları ve Yerli Halkları da içerir. Her ne kadar su ile ilgili olan SKH 14 ve bölgesel ekosistemler ile ilgili olan SKH 15’in FAO tarafından Hedef 2’ye ulaşmada önemli katkı sunduğu tanınsa da, balıkçı toplulukları ve balıkçılık çalışanları ve Yerel Halklar da bu kaynakların yönetiminde katılımcı olarak tanınmalıdır. Herkes için tam ve üretken istihdam ve insan onuruna yaraşır iş üzerine olan SKH 8’in tanınmasını önemli buluyoruz. Yine de, FAO önceliklerinin tarım ve gıda işçilerin insan onuruna yaraşır işe ulaşmada sağladıkları katkının tamamen tanınmasında başarısız olmakta ve bundan kaygı duyuyoruz. Ücretli çalışanlar çalıştıkları toprağa sahip olamıyor ya da kiralayamıyorlar ve bu şekilde küçük ölçekli üreticilerden farklılar. Ekonomik büyüme ve çalışanlar için artan gelir ücretli işçilerin yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaç olan kazançlara dair bir sonuç yaratmıyor. Aynı zamanda herkes için sürdürülebilir geçim kaynağını temin edecek sosyal koruma politikalarının önemini vurguluyoruz. Hükümetleri, eğer ki fakirlik ve kötü beslenmeyi kökünden kazımak hedefleniyorsa, herkes için geçimlik ücret ve geliri güvence altına almaya ve kapsayıcı sosyal koruma politikalarını uygulamaya çağırıyoruz. FAO ve hükümetler gıda zincirinde değerin daha eşit dağıtımı ve kırsal alandaki fakirliği azaltmak için temel ve sektör bazlı ILO Anlaşmalarının uygulanmasını sağlamalıdır. Tarım ve balık sektöründeki işçiler kendi görüşlerinin temsili ve kolektif olarak çalışma koşullarının iyileştirilmesi ive ücretlerini alabilmeleri için bağımsız, demokratik sendikalar kurabilmelidir. FAO ve hükümetleri gıda ve tarım sektöründeki zorla çalıştırmaların azaltılması konusunda çabalarını arttırmalarını konusunda ısrar ediyoruz. SKH topluluklarımızın yaşadığı ekolojik ve sosyal dönüşüme katkıda bulunmak için gençlere radikal bir biçimde alan açmalı. Gençlik ailelerinden, yaşlılardan ve atalarından öğrendikleri kolektif bilgiyi geleceğe taşıma sorumluluğuna sahiptir. Politikaların gençlerin bilgiye, eğitime, insan onuruna yaraşır işe, kaynaklara ve gelire erişimini içerecek biçimde kendi yaşamlarını kurmaya başlamaları için koşulları oluşturması ve alan açması fazlasıyla önemlidir. Gündem konusu Uluslararası Bakliyat Yılı Birleşmiş Milletler 68. Genel Kurulu’nun 2016 yılını Uluslararası Bakliyat Yılı ilan etmesini değerli buluyoruz. Bakliyatların besin değerini ve sağlık açısından ve aynı zamanda ekolojik açıdan faydalarını tanıyoruz. Toplumsal farkındalığı arttırmak önemlidir, fakat yeterli değildir. FAO, bakliyat politikalarının devlet politikalarına entegre edilmesi konusunda çalışmalıdır, çünkü: Bakliyatlar birçok kişi, özellikle de yoksul insanlar için protein kaynağı ve insan sağlığı açısından önemli bir temel gıda. Bakliyatlar sadece ekonomik değer oluşturmaz, insanlar ve hayvanlar için bir yaşam varlığıdır. Bakliyatlar, havadaki nitrojeni toprağa bağlar ve bitkilere fayda sağlar. Fakat, bakliyat üretiminde kullanılan kimyasallar, tarım ilaçları ya da ekolojik olarak zarar verici üretim yöntemleri bakliyatların değerini yok ederek ekolojik tahribat yaratır. Bakliyatlar, agroekolojik yöntemlerle üretilirse, aynı zamanda iklim değişikliğine de çözüm sunar. Gıda güvenliği ve gıda egemenliği üzerindeki zararlı etkileri sebebiyle, GDO teknolojisinin ve aynı zamanda bakliyat da dahil olmak üzere yeni bitki ve hayvan türlerinin geliştirilmesi girişimi kapsamında kullanılan mutasyon ıslahı gibi yeni ıslah teknolojilerinin kullanılmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Biz, yerel bilgiye dayanan, daha güvenli ve sosyal olarak daha kapsayıcı olan geleneksel ve katılımcı ıslah yöntemlerini destekliyoruz. Son olarak, FAO’nun Sivil Toplum ile Ortaklık Stratejisi’ni ve bağımsız sivil toplumun görüşlerinin FAO tarafından düzenlenen politikalara, normatif ve teknik tartışmalara sunduğu katkının yeniden tanınmasından memnunuz. Bölgede, FAO ve sivil toplum arasındaki ilişkinin daha da güçlenmesi için ve sivil toplumun özellikle bölgeyi ilgilendiren politika oluşturma süreçlerine ve politikaların uygulanmasının izlenmesine daha çok dahil edilmesi için geliştirilen öneriyi kabul ediyoruz. Bu süreçte yapıcı bir şekilde katkı vermesi için Sivil Toplum Kolaylaştırıcı Komitesinin kurulmasına verilen desteği önemli buluyoruz. Yetkili komitenin bu çalışmalara kendini adayacağının garantisini veriyoruz ve FAO Bölgesel Ofisi, FAO Alt-Bölge Ofisleri, hükümetler ve sivil toplum arasındaki yapıcı diyaloğun oluşturulmasını sabırsızlıkla bekliyoruz. Ayrıca hepinizi 26-30 Ekim 2016 tarihlerinde Romanya Cluj-Napoca’da gerçekleşecek olan Nyeleni Avrupa Gıda Egemenliği Forumu’nda bizlerle buluşmaya davet ediyoruz.
 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede