Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün85
Bu ay3387
Toplam721797
ÇİFTÇİ-SEN ve STK temsilcilerinin FAO “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı"ndaki konuşmaları. PDF Yazdır E-posta

   Image

        Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Avrupa ve Orta Asya  Bölgesel Konferansı 4-5 Mayıs 2016 da Antalya’da yapıldı. Bölgesel Toplantı 2 yılda bir yapılmakta ve 53 ülke Bakan ve delege düzeyinde temsil edilmekte.

              FAO Bölgesel Konferansı öncesi  çiftçi/köylü örgütleri,gıda  işkolunda çalışan işçi örgütleri,küçük üreticilerle dayanışma içinde çalışan tüketici örgütleri, yerli halklar ve küçük balıkçı örgütlerinin katıldığı 2 günlük “Sivil Toplum Konsültasyonu”(STK)  toplantısı yapıldı.Bu toplantıdan seçilen 4 delege  “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı”na  katılıp tartışma konuları hakkında görüş bildirdiler. Bu FAO Bölgesel Toplantıları için bir ilkdi. Bundan önceki “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantıları”nda  sivil toplum konsültasyonu adına toplantıya katılınıyor, deklerasyon okunuyor ancak gündemdeki konular hakkında söz alıp  görüş bildirilemiyordu. Sivil Toplum Konsültasyonu delegelerinin görüşülen farklı konulara ilişkin söz alıp yapmış oldukları konuşmaları aşağıda bulabilirsiniz.

Madde 6. DÜNYA GIDA GÜVENLİĞİ  KOMİTESİ ÇIKTILARI (2014-2015) ve TEMEL İŞ ALANLARINDAKİ GELİŞMELER.

     Judith  HITCHMAN -URGENCI-  Sivil Toplum Konsültasyonu  (STK)  adına

               Sivil toplum CFS’nin (Dünya Gıda Güvenliği Komitesi) farklı iş alanlarında, küçük üreticileri pazarla ilişkilendirmek, beslenme, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, İzleme ve Hayvancılık, aktif olarak yer almaya devam ediyor.

                 Avrupa ve Orta Asya Bölgesi hükümetleri, FAO ülke ofisleri ve FAO Bölgesel Ofislerine aşağıdaki önerileri ve taleplerimizi sunuyoruz:

·         Toprak, su, tohumlar, balık rezervleri ve ormanlarla ilişkili önemli problemleri tanımlarken ve bunların çözümü için atılan adımları izlerken kırılgan ve dışlanmış toplulukların, özellikle bölgedeki farklı topluluklardan oluşan küçük ölçekli gıda üreticilerinin mülkiyet haklarına özel olarak dikkat edilmeli.

  • Ormancılık ve Arazi Mülkiyeti Yönetimi Rehberi’nin bölgede tam olarak uygulanması konusunda bir kararlık sergilenmeli. Şunun iyi anlaşılması gerekmektedir ki Ormancılık ve Arazi Mülkiyeti Yönetimi Rehberi arazi tescili için bir araç olmaktan ziyade doğal varlıklara erişim ve bunların kontrolündeki temel eşitsizliklere işaret etmeli.
  • Aynı şekilde, benzer vurgu Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sağlanması için Gönüllü Rehber’in uygulanması ve kullanılması için de yapılmalı ve küçük ölçekli balıkçıların (hem iç su hem de kıyı balıkçılığı) katkıları tanınmalı ve eş zamanlı savunulan insan hakları ve ekosistem odaklı yaklaşımlara sahip çıkılmalı.
  • Bölgedeki sivil toplumların (ve sadece büyük bağışçılar değil) Ormancılık ve Arazi Mülkiyeti Yönetimi Rehberi’nin bölgede uygulanması sırasında ve doğal varlıklarla ilişkili acil konuların belirlenmesi için oluşturulan diyalogda esas ve aktif katılımcılar olduğu tanınmalı.
  • FAO ve hükümetler gıda tedarikinin en önemli alanını uluslararası ticaretin değil yerel ve bölgesel pazarların oluşturduğunu kabul etmelidir ve yukarıda da belirtildiği gibi küçük üreticileri pazara bağlayan iş akışını anlamalı, desteklemeli ve takip etmek zorundadır.

Madde 7: SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA HEDEFLERİ ve BUNLARIN TARIM VE KIRSAL KALKINMA İÇİN                        

           Svetlana BOINCEAN- IUF- Sivil Toplum Konsültasyonu (STK)  adına

          Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SKH) vazgeçilmez bir biçimde tanınmasını ve kalkınmış ülkeleri de kapsayacak şekilde tüm ülkeler tarafından ve içinde ilgili şekilde uygulanmasını önemli buluyoruz.              

        FAO ve devletleri sürdürülebilir olmayan gıda sistemlerinin yapısal nedenlerine, özellikle gaz salımlarını azaltmak ve agroekolojiyi desteklemek için sürdürülebilir üretim ve iklim değişikliği ile ilgili olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (SKH) 12 ve 13’e  işaret etmeye çağırıyoruz.                      

        Her ne kadar SKH 14 ve SKH 15’in FAO tarafından Hedef 2’ye ulaşmada önemli katkı sunduğu tanınsa da, balıkçı toplulukları ve balıkçılık çalışanları ve Yerel Halklar da bu kaynakların yönetiminde katılımcı olarak tanınmalıdır

         Herkes için tam ve üretken istihdam ve insan onuruna yaraşır iş üzerine olan SKH 8’in tanınmasını önemli buluyoruz.Yine de, FAO önceliklerinin tarım ve gıda işçilerin insan onuruna yaraşır işe ulaşmada sağladıkları katkının tamamen tanınmasında başarısız olmakta ve bundan kaygı duyuyoruz.Ücretli çalışanlar çalıştıkları toprağa sahip olamıyor ya da kiralayamıyorlar ve bu şekilde küçük ölçekli üreticilerden farklılar.Ekonomik büyüme ve çalışanlar için artan gelir ücretli işçilerin yaşamlarını sürdürebilmek için ihtiyaç olan kazançlara dair bir sonuç yaratmıyor.                                 

           FAO ve hükümetler gıda zincirinde değerin daha eşit dağıtımı ve kırsal alandaki fakirliği azaltmak için temel ve sektör bazlı ILO Anlaşmalarının uygulanmasını sağlamalıdır.      

       Sevgili Hükümetler, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri topluluklarımızın yaşadığı ekolojik ve sosyal dönüşüme katkıda bulunmak için gençlere alan açmalı. Gençlik ailelerinden, yaşlılardan ve atalarından öğrendikleri kolektif bilgiyi geleceğe taşıma sorumluluğuna sahiptir. Politikaların gençlerin bilgiye, eğitime, insan onuruna yaraşır işe, kaynaklara ve gelire erişimini içerecek biçimde kendi yaşamlarını kurmaya başlamaları için koşulları oluşturması ve alan açması fazlasıyla önemlidir.                            

      Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri için sadece bağışçıların projeleriyle ilgili değil doğru politikalar ve bunların uygulanmasıyla da sizinle birlikte çalışma konusunda kararlıyız..      

      Hollanda’nın önerdiği izleme sürecinin oluşturulmasını destekliyoruz.

Madde 8. AVRUPA ve ORTA ASYA’DA DENGELİ BESLENME VE SAĞLIKLI GIDA SİSTEMİ İÇİN BAKLİYATLAR-2016 ULUSLARARASI  BAKLİYAT  YILI                   

   Adnan  ÇOBANOĞLU- ÇİFTÇİ-SEN- LA VİA CAMPESİNA- Sivil Toplum Konsültasyonu (STK)   adına

             Birleşmiş Milletler 68. Genel Kurulu’nun 2016 yılını Uluslararası Bakliyat Yılı ilan etmesini değerli buluyoruz.Bakliyatların besin değerini ve sağlık açısından ve aynı zamanda ekolojik açıdan faydalarını biliyoruz.Toplumsal farkındalığı arttırmak önemlidir, fakat yeterli değildir. FAO, bakliyat politikalarının devlet politikalarına entegre edilmesi konusunda çalışmalıdır, çünkü:                                                                                             • Bakliyatlar, insan sağlığı açısından özellikle de yoksul kesimler için önemlidir, temel gıda ve protein kaynağıdır. Bakliyatlar sadece ekonomik değer oluşturmaz, insanlar ve hayvanlar için de bir yaşam kaynağıdır.                • Bakliyatlar, havadaki nitrojeni toprağa ve bitkilere bağlar. Toprağı zenginleştirir, korur. Her yıl binlerce dekar tarım toprağı, kimyasallarla ve erozyonla yokoluyor, baklagiller aynı zamanda bu alanların korunmasını sağlar. Fakat, bakliyat üretimlerinde kimyasallar, tarım ilaçları ya da ekolojik olarak zarar verici üretim yöntemleri kullanılırsa, bakliyatların faydalı rolleri ekolojik olarak yıkıcı hale gelir. Küresel iklim değişikliğini destekler.                                                                                                                                                                             • Bakliyatlar, agroekolojik yöntemlerle üretildiğinde iklim değişikliğine de çözüm sunar.                                       • Biyoçeşitliliğin korunabilmesi için tohumların tektipleştirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenle Gıda güvenliği ve gıda egemenliği üzerindeki zararlı etkileri sebebiyle, GDO teknolojisinin ve aynı zamanda bakliyat da dahil olmak üzere yeni bitki ve hayvan türlerinin geliştirilmesinde kullanılan biyoçeşitliliği yokedici mutasyon ıslahı ve yeni ıslah teknolojilerinin kullanılmasına şiddetle karşı çıkıyoruz. Biz, yerel bilgiye dayanan, daha güvenli ve sosyal olarak daha kapsayıcı olan geleneksel ve katılımcı ıslah yöntemlerini destekliyoruz.Biyo çeşitliliğin korunabilmesi için tohumların tektipleştirilmemesine inanıyoruz. Devlet desteğinin, kimyasal kullanılarak yapılan  bakliyat üretimine değil, bakliyat üretimini  ekolojik yöntemlerle yapan  küçük köylülere verilmesini talep ediyoruz.Image

  Madde 9. MERKEZİLEŞMEMİŞ  OFİSLER  AĞI

     Svetlana BOINCEAN- IUF- Sivil Toplum Konsültasyonu (STK)  adına                               

       FAO’nun Sivil Toplum ile Ortaklık Stratejisi’ni ve bağımsız sivil toplumun görüşlerinin FAO   tarafından düzenlenen politikalara, normatif ve teknik tartışmalara sunduğu katkının yeniden tanınmasından memnunuz            Bölgede, FAO ve sivil toplum arasındaki ilişkinin daha da güçlenmesi için ve sivil toplumun özellikle bölgeyi ilgilendiren politika oluşturma süreçlerine ve politikaların uygulanmasının izlenmesine daha çok dahil edilmesi için geliştirilen öneriyi kabul ediyoruz. Bu süreçte yapıcı bir şekilde katkı vermesi için Sivil Toplum Kolaylaştırıcı Komitesinin kurulmasına verilen desteği önemli buluyoruz.                                                                      Yetkili komitenin bu çalışmalara kendini adayacağının garantisini veriyoruz ve FAO Bölgesel Ofisi, FAO Alt-Bölge Ofisleri, hükümetler ve sivil toplum arasındaki yapıcı diyaloğun oluşturulmasını sabırsızlıkla bekliyoruz.                                                                                                                                                                  Beraber çalışmanın iyi bir örneği İsviçre’deki çoklu bileşenlerden oluşan FAO komitesi.FAO’nun işi aynı zamanda en iyi çözümleri bulmak.Ve biliyorsunuz ki bizlerde en mükemmel çözümleri sunacak fikirlere sahibiz.                                                                                                                                                                     Hollanda temsilcisinin dün söylediği gibi, bu – güven, şeffaflık ve hedef –ile ilgili.

 Madde 10-BÖLGESEL GİRİŞİMLER

   Adnan  ÇOBANOĞLU- ÇİFTÇİ-SEN- LA VİA CAMPESİNA- Sivil Toplum Konsültasyonu (STK)   adına

            Adnan Çobanoğlu, Çiftçi-Sen,La Via Campesina Türkiye ve Sivil Toplum Konsültasyonu’nda yeralan küçük çiftçileri temsilen burada bulunuyorum

·                      FAO bölgesel girişimleriyle ilgili olarak, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, tarımsal kalkınma politikaları ve gıda güvenliği açısından  Sivil Toplum Konsültasyonu tarafından belirlenen önceliklerin birkez daha altını çizmek  istiyorum

·                     İlk önceliğimiz agro-ekolojinin geliştirilmesi. Bildiğinizgibi FAO şu ana kadar Latin Amerika’da, Asya’da ve Afrika’da Agroekoloji Sempozyumları düzenledi. Bu yıl içerisinde Avrupa’da da FAO Agroekoloji Sempozyumu gerçekleştirilecek. Agroekolojinin desteklenmesine yönelik çabaların bölgesel girişimlerinde  de sürdürülmesini talep ediyoruz.

·             FAO’nun bizim agroekolojiye dair bilgi ve pratiklerimizi göz önünde bulundurmasını takdir ediyoruz. Bu bilgi ve pratikler, kırsal yoksulluğu azaltmak, açlık ve besin eksikliğini ortadan kaldırmak, sürdürülebilir tarım ve kalkınmayı sağlamak, iklim değişikliğine karşı mücadele etmek, gençlik için düzgün iş olanakları yaratabilmek, dışardan alınan tarım kimyasallarına olan bağımlılığı azaltmak, yerel toplulukların ve yerli halkların özellikle yerel ölçekte toprak, su ve biyoçeşitliliğin korunmasına katılmasını sağlamak ve kadınların tohum koruma ve takası konusundaki bilgisini korumak gibi çok çeşitli hedeflere ulaşabilmek için çok önemli.

·                    Ikinci temel önceliğimiz; küçük çiftçilerin yerel ve bölgesel pazarlarının   bölgesel ölçekte desteklenmesi

·          Dünyada ve bölgede tüketilen gıdanın çoğunluğu bizler, yani küçük gıda üreticileri ve aile çiftçileri tarafından üretilir. Bu gıdaların büyük bir kısmı bizlerin yerel ve bölgesel pazarlarından dağıtılır. Bu pazarlar gıda güvenliği ve beslenmenin en önemli ayağıdır.

·                   Pazarlarımız belli bölgelere yerleşmiş olmakla birlikte bu bölgeler ile de tanınır. Bu anlamda, bu pazarlar yereldir. Köy düzeyinde ulusal ve bölgesel düzeye kadar yayılmış olan bu pazarlar aynı zamanda sınır aşırıdır. Kırsal, yarı kentsel ve kentsel alanlarda yer alır.

·                 Bizlerin yerel ve geleneksel bilgisi üzerine inşa edilmiş olan bu pazarların ilgili bölgelerde birçok işlevi vardır. Çeşitlenmiş ve besleyici gıdaların tedariği ile başlayan ama bunlarla sınırlı olamayan bu işlevler bölge ekonomilerine ve istihdama katkı sunmakla beraber biyoçeşitliliği ve  bölgedeki ekosistemi de korur.İnsanları sosyalleştirir.

·                      Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin gerçekleştirilmesi için bu yerel ve bölgesel pazarlar merkezi bir rol oynar. Fazlasıyla içerici bir yapıya sahip olan bu pazarlar küçük ölçekli gıda üreticilerini ve diğer gıda güvencesi olmayan insanların erişimine açık olmakla birlikte tüketiciye kaliteli gıda sunar.

·              Uygun kamu politikaları ile bu pazarların tanınmasını ve desteklenmesini istiyor, bu pazarları daha görünür hale getirmek için veri toplanması konusunda destek talep ediyoruz.

·                       Kamu gıda tedarik ederken aynı zamanda yerel düzeydeki küçük ölçekli gıda üreticilerinden gıda temin edilmesini öncelik olarak belirlemelidir.

·                     Kamu politikaları, gıda standartları ve gıda güvenliği mevzuatları; küçük ölçekli gıda üreticilerinin yerel ve bölgesel pazarlara erişimi arasında bir tezatlık oluşturmamalıdır.

 

       Madde  11. FAO’NUN AVRUPA ve ORTA ASYA’DAKİ ÇALIŞMA                                                                         Aslak  HOLMBERG, Yerel Halklar Gençlik Konseyi –Sivil Toplum Konsültasyonu adına         

          Ben Aslak Holmberg.Kuzey Avrupa Sápmi bölgesinden yerel Sami halkındanım. (Laponlar).Balıkçıyım ve öğretmenim.Sivil Toplum Örgütleri adına konuşuyorum. FAO Konferansı öncesinde küçük çiftçiler, tarım ve gıda işçileri, balıkçılar ve balıkçı toplulukları, kır toplulukları, Yerli Halklar, tüketiciler, STK’lar, kadınlar ve gençler, 56 kişi bir araya geldik. Bir deklerasyon yaptık  ve  sizleri bunu uygulamaya davet ediyoruz.

Avrupa ve Orta Asya Sivil Toplum Konsültasyonu’nun öncelikleri şunlardır:               

       1.İlk önceliğimiz agroekolojinin teşvik edilmesi. Kırsal fakirliği azaltma, açlığı bitirme, iklim değişikliği ile savaşma, gençler için insan onuruna yaraşır iş yaratma. Agroekoloki dışardan alının agro-kimyasallara bağımlılığı azaltır, yerel toplulukların ve Yerel Halkların katılımını artırır, özellikle toprak, su ve biyoçeşitlilik koruması ve kadınların tohum saklama ve değiş tokuşuı bilgisi konularında.                                                                  Fakat, agroekoloji, FAO ve üye ülkeler tarafından, sürdürülebilirliği olmayan gıda sistemlerine karşı yegane alternatif olarak tanınmaktan hala çok uzak. Hükümetlerimiz bugüne kadar, iklim değişikliğine ciddi ölçüde etkisi olduğu bir sürü kanıtla desteklenmesine rağmen, yıkıcı endüstriyel modeli desteklemek suretiyle, çelişkili bir tutum sergiledi. Ayrıca hükümetlerimiz, toprağın, suyun, balık rezervlerinin ve diğer doğal varlıkların ve ayrıca bileşenlerimizin geçim kaynaklarının şirketler ve bağımsız fonlar tarafından gasp ve yok edilmesine göz yumdu.                                 

         2.  İkinci Önceliğimiz ise Toprağa, suya, tohumlara, balıklara ve ormanlara erişim. Dünyanın her tarafında, halkın, geçim ve yaşam tarzları için bağımlı olduğu Müştereklere erişimi ulusötesi sermaye ve devletin saldırganlığıyla çitlerle çevriliyor ve engelleniyor. Bu durum, toprak ve su gaspının, tohum ve genetik kaynaklar hakkında gerici kanunların, ormansızlaşmanın, biyoçeşitliliğin yok oluşunun, balık rezervlerinin beceriksiz yönetiminin bölgenin küçük ölçekli gıda üreticileri, balıkçıları ve kır halkı için olumsuz koşullar yarattığı Avrupa ve Orta Asya bölgesi için de aynen geçerli. FAO Ulusal Gıda Güvencesi Bağlamında Balıkçılık, Ormancılık ve Arazi Mülkiyeti Yönetimi Rehberi’nin (VGGT) ve FAO Sürdürülebilir Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sağlanması için Gönüllü Rehbere (VGSSF) bölgedeki küçük ölçekli gıda üreticilerinin ve aile çiftçilerin mülkiyet haklarının korunması ve balık ve balık stoklarına erişimin güvencesi için önemli araçlar.                                               3. Üçüncü Önceliğimiz Yerel ve Bölgesel pazarlar. Mevcut uluslararası ticaret politikaları berbat bir biçimde başarısız olmakta.İnsan hakları ihlallerine, süregiden gıda ve besin güvencesizliği ve gezegen üzerinde yarattıkları felaketlere rağmen yine de gıda politikalarımızı şekillendirmeye devam ediyorlar.Bunu çözmenin tek yolu, insan hakları ve gıda egemenliği temelli yeni bir politika çerçevesi oluşturmaktır.Mevcut gıda sistemimiz, toplumsal, ekolojik ve ekonomik olarak sürdürülemez.Bölgemizdeki bütün ülkelerdeki insanlar ve doğa için sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için gıda sistemlerimizde acil ve etkili dönüşümlere ihtiyacımız var.                                         

         4. Dördüncü Önceliğimiz insan onuruna yaraşır iş. Özellikle 2008 küresel finans ve ekonomik krizin ertesinde, uluslararası politika yapıcıları arasında sosyal güvenlik ve haklara saygı çerçeveşinde sürdürülebilir, katılımıc ekonomik büyüme ve fakirliği azaltmak için kaliteli iş yaratımına yönelik artan bir baskı var. Tarım ve ücretili işçiler ve küçük gıda üreticileri için insan onuruna yaraşır iş krizden kurtulmak ve kırsal bölgelerde sürdürülebilir kalkınma için önemli. Bu yüzden FAO’nun bölgedeki çalışmalarının önceliği olmalıdır.

Madde 12.AVRUPA TARIM KOMİSYONU (ECA) TARTIŞMA ÇIKTILARININ RAPORU

   Adnan  ÇOBANOĞLU- ÇİFTÇİ-SEN- LA VİA CAMPESİNA- Sivil Toplum Konsültasyonu  (STK)   adına

              Çiftçiler/köylüler  binyıllardır tohumun ve toprağın bilgisine sahiptir.Kendi geliştirdikleri yöntemlerle ekolojiye uygun tohum ve tarımsal üretimi bin yıllardır yapmaktadırlar. Küresel iklim değişikliği ve onun  tarımsal üretimde  yarattığı problemler sadece bilim insanlarının çalışmalarıyla aşılamaz. Tohumu,toprağı bilen ve  binyılların birikimiyle tarımsal üretimde bulunan  köylülerin geleneksel bilgileri ile bilim insanlarının bilgilerini buluşturmak önemlidir.

            FAO ve hükümetler  bu konuda da çalışma yapmalı köylüden köylüye bilgi aktarımını sağlayacak yol ve yöntemler bulunmalıdır. Çünkü köylüler yerel tohumların, toprağın ve iklimin bilgisine sahiptirler. Küresel iklim krizine ve bu krizin yarattığı problemlere gerçekçi çözümler üretilmek isteniyorsa küçük aile tarımı desteklenmeli ve köylüden köylüye bilgi aktarımı sağlanmalıdır.

           FAO ve hükümetler  bizim agroekolojiye dair bilgi ve pratiklerimizi göz önünde bulundurmalıdır. Bu bilgi ve deneyimler  bitkisel  üretimde kimyasallara bağımlılığı azaltmak, toprağın,suyun ve biyo çeşitliliğin korunmasını  sağlamak açısından da önemlidir.Yerel bilgiye dayanan, daha güvenli ve sosyal olarak daha kapsayıcı olan geleneksel ve katılımcı ıslah yöntemleri desteklenmelidir.

 Madde 13. AVRUPA İÇSU BALIKÇILIĞI VE SU ÜRÜNLERİ TAVSİYE KOMİSYONU 28.OTURUMU ÖZET RAPORU  (EIFAAC)

      Aslak  HOLMBERG, Yerel Halklar Gençlik Konseyi –Sivil Toplum Konsültasyonu adına

        Ben Aslak Holmbergç Burada Sivil toplum kuruluşları konsültasyonu adına buradayım ve şimdi yerel halklar, gençler ve balıkçıklar adına konuşacağım.Deatnu diye bilinin Avrupa’daki vahşi Atlantik somon nehrinde somon balıkçısıyım.                                                                

        Küçük balıkçılar yerel olarak tüketilen balıkların büyük kısmını sağlamakta ve bu şekilde sürdürülebilir ve saplıklı beslenmeyi desteklemekte.  Bu madde başlığı ile iligli raporda, ‘EIFAAC amatör balıkçılık ve iç sular su ürünlerinin ekonomik değerinin hesaplanması gerektiğini belirtiyor.’ Amatör balıkçılığın ekonomik değerinin farkındayoz ama fiyat etiketi olan birşery ile olmayan birşey arasında karşılaştırma yapmanın zor olacağını düşünüyoruz.                                                                

          EIFAAC raporunda ‘Balıkçıların ve Su ürünlerinin sosyal-ekonomik boyutlarına yapılan vurgunun artmasını tanıması’ önemli.Size kendi hayatımdan çok somut bir örnek verebilirim.Eğer baba ile beraber balıkçılık yapmasaydım şu anda Sami dilini yüksek seviyede öğretmem mümkün olmayacaktı.Ben burada dili öğrendim, doğayı öğrendim, kendi ailem ve topluluğum için sağlıklı ve lezzetli gıda sunabilmekten memnun olmayı öğrendim.Bunu bir fiyat etiketi koymamız mümkün değil.

         Bu yüzden vurgu bunun korunmasını sağlayacak araçların kullanılmasına yapılmalı.Bu araç da Sürdürülebilir Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sağlanması için Gönüllü Rehber. FAO ve hükümetler şunları sağlamak için politikalar adapte etmeli: 

·         Bölgedeki küçük ölçekli gıda üreticilerinin ve aile çiftçilerin mülkiyet haklarının korunması ve balık ve balık stoklarına erişimin güvencesi olmalıdır.

·         Geleneksel sürdürülebilir balıkçıların bilgileri ve uygulamaları merkezi bir yapılanma içinden değil topluluk odaklı şekilde tanınmalı ve bunların eş zamanlı yönetimi teşvik edilmeli. Balıkçılar veri toplama ve analizi süreçlerine dahil olmalıdır.

  • Hem profesyonel hem de amatör balıkçılar iç su balıkçılığının yönetiminden eşit şekilde faydalanmalı. Yönetim profesyonel balıkçıların sürdürülebilir şekilde avlanması ve insan onuruna yaraşır bir biçimde hayatlarını kazanması ve yerel topluluklara sağlıklı proteinler sunmak için balık hasatını optimize etmeye odaklanmalı. Amatör balıkçıların ihtiyaçları da rekabeti hedef almayan yollarla karşılanabilir.
  • Değer zinciri boyunca küçük ölçekli balıkçılık işçilerinin rolleri tanınmalı ve özellikle iş gücünün en az %50’sini oluşturan kadınların rollerine saygı gösterilmelidir. Kadınlar genelde hasat öncesi ve sonrasında çalışırlar ve daha çok destekçi rolünü oynadıkları için yaptıkları çalışmalar genelde tanınmıyor ve olması gerekenin altında bir ödemeyle karşılanıyor.

      Sürdürülebilir Küçük Ölçekli Balıkçılığın Sağlanması için Gönüllü Rehber’in uygulanmasının sağlıklı, doğayla dost gıda üretimini sağlayacağına inanıyoruz.

 Madde 14 – 38.AVRUPA ORMAN KOMİSYONU (EFC) ve 73. UNECE ORMAN VE ORMAN  ENDÜSTRİSİ  KOMİTESİ BİRLEŞİK  OTURUMUNDAKİ  TARTIŞMANIN  SONUÇ RAPORU

    Adnan  ÇOBANOĞLU- ÇİFTÇİ-SEN- LA VİA CAMPESİNA- Sivil Toplum Konsültasyonu (STK)   adına

         Raporda dikkat çekmek istediğimiz eksik bir nokta var. Ormanlar, enerji, madencilik ve otoyollarla tahrip ediliyor. Bu anlamda Hükümetlerin bu konuda farkındalığının oluşabilmesi için FAO nun etkin çalışmalar yürütmesini istiyoruz.Bu orman alanları enerji yol ve madenler için yok edilmemeli, kontrolü iyi yapılmalı.

          Sadece Biyoçeşitlilik değil yaban hayatı da önemli ormanların varlığı için. Yaban hayatının yok edilmemesi için de ormanların korunması gerekiyor. Yine raporda insan unsuruna fazla yer verilmemiş. Orman köylülerinin durumu, yerli halkların durumu, ormancılıkta çalışan işçilerin sosyal güvencesi ve durumu hiçbir şekilde raporda yer almamış. Bu yönüyle, ormanların ekosisteme yararlı bir şekilde devamlılığını sağlanması,  aynı zamanda yerli halkların, orman köylülerinin ve ormanda çalışan işçilerin sağlıklı sosyal güvencelerinin olmasıyla doğrudan ilişkili. Ormanların yok olması, bu bölgelerde yaşayan insanların gelirlerinin de yok olmasına sebep olmakta. Bu nedenle özellikle Orman köylüleri ve yerli halkların söz haklarına dönük gerekli oluşumlara gidilmesi gerekiyor. Orman köylüleri, yerli haklar bu konuda söz söyleyebilmeli, hükümetler de o bölgelerde ormanlara dönük yapılabilecek ticari faaliyetleri buralardan gelen öneriler üzerinden şekillendirebilmeli, engelleyebilmelidir.Ancak raporda bu şekilde bir katılım, ilişki kurulmamıştır. Bu nedenle bu konunun rapora eklenmesi ve orman köylüleri ile yerli halkların geleceklerine dönük bir çalışmanın yürütülmesi gerektiğini sivil toplum olarak öneriyoruz.

 Madde 17- DİĞER KONULAR  – 20 MAYIS DÜNYA  ARI  GÜNÜ

      Judith  HITCHMAN -URGENCI-  Sivil Toplum Konsültasyonu  (STK)  adına

       Bu çok önemli bir girişim ve sivil toplum olarak destekliyoruz.İlaçlar arılarımızı mahvediyor.Ve arılar agroekolojinin, gıda sistemimizin önemli bir parçalı ve biyoçeşitliliği destekliyor.Birçok küçük üreticimiz ekinleri polenlemek için aynı zamanda arıcılık yapıyorç Arılar olmazsa gıdamız da olmaz.

 

·   

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede