Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün351
Bu ay6990
Toplam601009
Gıda Egemenliği Hemen Şimdi !.. PDF Yazdır E-posta

Adnan ÇOBANOĞLU                                     3 EKİM 2016

Avrupa La Via Campesina’nın (Çiftçi Yolu) örgütleyicilerinden olduğu  “Gıda Egemenliği için 2. Nyeleni Avrupa Forumu” Romanya’da  Ekim ayında (26-30 Ekim 2016) gerçekleştirilecek . 5 gün sürecek  bu  foruma Avrupa’daki ülkelerin üretici örgütlerinden, tüketici örgütlerinden, gıda iş kolunda çalışan işçi örgütlerinden, mevsimlik çalışan tarım işçilerinden, balıkçılardan, göçerlerden, çobanlardan, yerli halklardan, kırsal araştırmacılardan, “Dünya Kadın Yürüyüşü”nden  1000’e yakın delege ve gözlemci katılacak.

Avrupa La Campesina’nın (Çiftçi Yolu) kurucu üyelerinden  ÇİFTÇİ-SEN’de   Romanya’da yapılacak olan “Gıda Egemenliği için 2. Nyeleni Avrupa Forumu” na katılımı örgütlemek ve Türkiye’de de bir “Gıda Egemenliği Hareketi” yaratmak için harekete geçti. Türkiye’nin farklı yerlerinden, “Nyelene Gıda Egemenliği Formu”nun disiplinine ve ruhuna uygun bir katılımı gerçekleştirebilmek için çaba sarf etti. Çağrılar çıkarttı, farklı illerde görüşmeler ve toplantılar yaptı. Şimdide belirlenen delege ve gözlemcilerle Romanya’ya gitmeye hazırlanıyor.

 

Peki neyi amaçlıyor bu Forum? 

2011 yılındaki “Avrupa Gıda Egemenliği Forumu”nun sonuç  deklarasyonu bu soruya  net cevap vermekte.    

Biz de kapitalist sistemin tam anlamıyla bir yansıması olan küresel tarım modeline karşı çıkmak için Avrupa sosyal hareketlerinin -yaratıcı ve enerjik- cevabını sunuyoruz. Gıda sistemleri, birkaç tane ulus ötesi gıda şirketi ve az sayıda dev perakendeci  tarafından kontrol edilen endüstriyel tarım modeline indirgendi. Sadece kar elde etmeyi amaçlayan bu model gereklilikleri karşılamamaktadır. Sağlıklı, alım gücüne uygun ve halk için faydalı olan gıda üretimi yerine bu model gitgide agroyakıt, hayvan yemi ya da sanayiye yönelik hammadde üretimine dayanıyor. Bu model, bir yandan, tarım arazileri ve bu arazilerden hayatını kazanan insanlar için büyük bir kayba yol açarken, bir yandan da meyve, sebze ve tahıl yönünden yetersiz ve sağlıksız bir beslenme biçimine sebep oluyor.

Bu endüstriyel üretim modeli, tükenebilir fosil yakıt ve kimyasal girdilere bağımlı, su ve toprak gibi kaynakların sınırlarını dikkate almayan, çok büyük ölçüde biyoçeşitlilik ve toprak verimliliği kaybına neden olan, iklim değişikliğine katkıda bulunan, binlerce insanı en temel hakların dahi tanınmadığı işleri yapmak zorunda bırakan ve hem çiftçilerin hem de, başta göçmen olmak üzere, işçilerin çalışma koşullarının kötüleşmesine yol açan bir modeldir. Bu model bizi doğa ile, saygılı ve sürdürülebilir şekilde kurulan bir ilişkiden uzaklaştırmaktadır”

“Ortak varlıklarımız olan toprağın, geleneksel, çoğaltılabilir köylük tohumların, hayvan ve balık türlerinin, ağaç ve ormanların, su, atmosfer ve bilginin metalaşmasına, patentlenmesine ve sermayeleşmesine karşıyız ve bunlara karşı mücadele veriyoruz.

Bu varlıklara erişim, piyasalar ve sermaye tarafından belirlenmemelidir. Bu ortak kaynakların insan hakları, kadın-erkek eşitliği gözetilerek toplumun tamamını kapsayacak şekilde kullanılmasını sağlamalıyız. Ortak varlıklarımızı sürdürülebilir şekilde kullanma sorumluluğumuzun farkında olmalı ve Toprak Ana’nın haklarına saygı duymalıyız.

Ortak varlıklarımızın yönetimi kolektif, demokratik olmalı ve toplumsal denetim süreçlerine dayanmalıdır. Gıda ve tarımsal üretim sistemlerimizi belirleyen kamu politikalarının değiştirilmesi Mücadelemiz, bir yandan gıda sistemimizi – yerel, ulusal, Avrupa ve küresel ölçekte – belirleyen yönetişim yapılarını ve kamu politikalarını değiştirme, diğer yandan, şirketlerin iktidarının meşruiyetini ortadan kaldırma yönündedir. Kamu politikaları tutarlı, birbirini tamamlayıcı ve aynı zamanda gıda sistem ve kültürlerini koruyacak, teşvik edecek nitelikte olmalıdır.

Tarım ve gıda politikalarının; gıdaya erişim hakkına dayanması, açlık ve yoksulluğu gidermesi, temel insani ihtiyaçları karşılaması, İklim Adaleti’ne – hem Avrupa'da hem de küresel ölçekte – katkıda bulunması gerekmektedir. Gıda üreticileri için sabit ve adil fiyat garantisi verecek, agro-ekolojik tarımı teşvik edecek, dış maliyetleri gıda fiyatlarına yansıtacak ve toprak reformunu gerçekleştirecek nitelikte yasal düzenlemelere ihtiyacımız var. Bu politikalar Avrupa’da çiftçi nüfusunun artmasını sağlamalıdır.” (Deklarasyonun tam metni için.Bkz. http://www.nyelenieurope.net/sites/default/files/2016-06/NYELENI_Declaration_Turkish.pdf  )

Deklarasyondan da anlaşılacağı gibi  “Gıda Egemenliği”  sadece gıda ve tarım sistemlerinde değişime yönelik bir istek değildir,  anti-kapitalist bir içeriğe sahip yeni bir toplumsal düzen hedeflemektedir.

Peki  “Gıda Egemenliği” Nedir?

Gıda Egemenliği  kapitalizmin dayattığı gıda sistemine karşı durmaktır. Yerel tohumlara sahip çıkmak, tohumların patentlenmesine ,GDO’lu tohumlara ve ürünlere karşı  mücadele etmektir.

Gıda Egemenliği  “Küresel İklim Krizi”ne gerçekçi çözüm sunmaktır. Daha az su,ilaç ve enerji kullanımı gerektiren ve dünyayı  soğutacak bir üretim sistemi olan küçük aile tarımına sahip çıkmaktır.Öncelikli olarak yerelde üretip,yerelde tüketen  ve mevsiminde üretip mevsiminde tüketen bir  anlayışı hakim kılmaktır.

Gıda Egemenliği  doğanın ve tüm canlıların kimyasal ilaçlarla zehirlenmesine karşı çıkmak, kimyasal ilaç üreten şirketlere karşı mücadele etmek, ekolojik dengeyi  korunmak  demektir.(Bu kimyasal ilaçları üreten şirketler in kimyasal silahları üreten şirketler de olduğunu düşündüğümüz  de  Gıda Egemenliği aynı zamanda  Barış mücadelesinin de bir parçasıdır.)

Gıda Egemenliği  tüm canlıların suya erişim hakkını savunmayı, suların ve su kaynaklarının özelleştirilmesine karşı mücadele etmeyi de içinde barındırır.

Gıda Egemenliği  toprağa sahip çıkmak, tarım arazilerinin şirketler tarafından   enerji ve maden yatırımları, otoyollar, konut ve fabrikalar için gasp edilmesine karşı mücadele etmek demektir.

Gıda Egemenliği  insanların geçimini yok eden, dolayısıyla onları göçe zorlayan sermayenin ve metaların serbest dolaşımını değil; halkların özgür hareketini istemektir. Üreticiler ve tüketiciler arasında  rekabet  ve çatışma yerine  işbirliğini ve dayanışmayı  geliştirmektir. Tüm insanların, gıda sistemlerini  nasıl örgütleyeceğini kolektif olarak karar vererek, kamu yararını ilgilendiren tüm konularda ve kamu politikalarında karar alma süreçlerinde katılımcı olabilmesini sağlamak ve bunun  için mücadele etmek  demektir.

Gıda Egemenliği  Tarım ve gıda politikalarının; gıdaya erişim hakkına dayanmasını, açlık ve yoksulluğun giderilmesini, temel insani ihtiyaçların karşılamasını, cinsiyetler arası eşitsizliğin kaldırılmasını  savunmak ve bunun için mücadele etmek demektir.

Gıda Egemenliği  Ortak varlıklarımızın yönetiminin kolektif ve demokratik olmasını, toplumsal denetim süreçlerine dayanmasını” amaçlayan yeni bir toplumsal düzen istemek ve bu toplumsal düzen için mücadele etmek demektir.

Öyleyse şimdi; “Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!” deme zamanıdır.
 
 
< Önceki   Sonraki >
"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği" Forumu Yapıldı. Alaşehir’de 18 Ekim’de, Alaşehir’de Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) olarak “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği” Forumu yaptık. Forumu yapma nedenimiz  üzüm üreticilerinin yaşadıkları sorunları kendilerinin dillendirmesi, önerilerinin ortaklaştırılması ve Üzüm-SEN’in bundan sonra yapacağı çalışma programına Üzüm-Sen’e üye olan, olmayan tüm üzüm üreticilerinin katkı koymasıydı. Bu amaca uygun olarak Üzüm-Sen üyeleri; Türkiye’de sofralık üzüm üretiminin merkezi sayılan Sarıgöl,Alaşehir ve Salihli’de köy köy dolaşıp üreticileri kahvehanelerde , açık alanlarda mini söyleşi ve forumlar yaparak üreticileri söyleşi ve foruma davet ettiler.“Foruma Davet” afişlerini ve jeotermal elektrik santrallerinin zararlarını anlatan afişleri işyerlerine, duraklara, duvarlara v.b astılar.

"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği." Foruma Davet !Sorunlarımızı Tartışıyoruz "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği."DÜZENLEYEN: ÜZÜM ÜRETİCİLERİ SENDİKASI (ÜZÜM-SEN)Tarih: 18 EKİM 2016 – SALISAAT:12.00 - 16.00 ArasıYer: Yıldırım Kapalı Düğün Salonu- Çarşı içiALAŞEHİR 



ÇİFTÇİ-SEN ve STK temsilcilerinin FAO “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı"ndaki konuşmaları.            Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Avrupa ve Orta Asya  Bölgesel Konferansı 4-5 Mayıs 2016 da Antalya’da yapıldı. Bölgesel Toplantı 2 yılda bir yapılmakta ve 53 ülke Bakan ve delege düzeyinde temsil edilmekte.               FAO Bölgesel Konferansı öncesi  çiftçi/köylü örgütleri,gıda  işkolunda çalışan işçi örgütleri,küçük üreticilerle dayanışma içinde çalışan tüketici örgütleri, yerli halklar ve küçük balıkçı örgütlerinin katıldığı 2 günlük “Sivil Toplum Konsültasyonu”(STK)  toplantısı yapıldı.Bu toplantıdan seçilen 4 delege  “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantısı”na  katılıp tartışma konuları hakkında görüş bildirdiler. Bu FAO Bölgesel Toplantıları için bir ilkdi. Bundan önceki “Bakanlar Yuvarlak Masa Toplantıları”nda  sivil toplum konsültasyonu adına toplantıya katılınıyor, deklerasyon okunuyor ancak gündemdeki konular hakkında söz alıp  görüş bildirilemiyordu. Sivil Toplum Konsültasyonu delegelerinin görüşülen farklı konulara ilişkin söz alıp yapmış oldukları konuşmaları aşağıda bulabilirsiniz. Normal 0 21 false false false TR X-NONE X-NONE /* Style Definitions */ table.MsoNormalTable {mso-style-name:"Normal Tablo"; mso-tstyle-rowband-size:0; mso-tstyle-colband-size:0; mso-style-noshow:yes; mso-style-priority:99; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:""; mso-padding-alt:0cm 5.4pt 0cm 5.4pt; mso-para-margin:0cm; mso-para-margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:"Cambria","serif"; mso-ascii-font-family:Cambria; mso-ascii-theme-font:minor-latin; mso-hansi-font-family:Cambria; mso-hansi-theme-font:minor-latin;}

Anketler

Kimler Sitede