Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün169
Bu ay5708
Toplam654948
Kissinger'in Hayaliydi Gerçek Oldu ! Türkiye Gıda'da Dışarıya Muhtaç. PDF Yazdır E-posta

      (Bu söyleşi r-komplex.org için yapıldı ve orada yayınlandı)

Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme  Sekreteri Adnan Çobanoğlu ile Türkiye'nın gıdada dışa bağımlılığını konuştuk.

 20-01-2017

 Türkiye'nin, AB'den 90 ton buğday almak için ihaleye gireceği açıklandı. Türkiye, 'kendi kendine yetebilen, tarım ürünleri zenginliğine ve çeşitliliğine sahip' bir ülke olarak tanımlandı yıllarca. İlk öğretim Coğrafya kitaplarında dahi böyle başlardı cümleler. Ne oldu da buğdayı dışarıdan alacak hale geldik. Şu anda neden buğday sorunu var Türkiye'nin?

Sadece buğdayın değil , birçok bakliyatın  anavatanı da Türkiye’dir. Ve Türkiye’nin temel beslenme alışkanlığı hububat ve bakliyat ürünlerinin tüketilmesine dönüktür. Geçmişte ilkokul kitaplarında bile öğretilen 'kendi kendine yetebilen, tarım ürünleri zenginliğine ve çeşitliliğine sahip' bir ülke tarifi doğru bir tariftir. ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger 1970 yılların başında “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz” diyerek kapitalist tarım politikalarının şekilleneceği biçimi ortaya koymuştur. Ve o yıllar neoliberalist politikaların Dünya’ya hakim olmaya başladığı yıllardır.

 

Uluslar arası gıda şirketleri “Gıda Egemenliği”ni ele geçirme hamlelerini hızlandırmışlardır. Örneğin 1990’ların başında ABD ve Kanada Türkiye’den aldıkları mercimek ve nohut tohumları ile üretime başlamışlardır. Bu gün ülkemizde yetişen ve anavatanı Anadolu olan buğday mercimek, nohut gibi ürünlerin üretimi iç tüketimi yetemez hale gelmiş, ithalatına başlanmıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye olarak, mercimek, nohut, fasulye çeşitlerini ithal ettiğimiz ülkelerin başında, Kanada ve ABD gelmektedir. Çünkü 1980 de Türkiye’de yapılan 12 Eylül Darbesi’nin temel amacı neoliberal ekonomi politikalarını hızla uygulamak, “Yeni Dünya Düzeni”nde Türkiye’ye düşen rolü benimsemek olmuştur.12 Eylül’den sonra işbaşına gelen hükümetler de bu politikaların harfiyen uygulayıcısı ve eksik kalan yanlarını tamamlayıcıları olmuşlardır. Kısacası 80’lerden bu yana uygulanan neoliberal Tarım politikaları bizi gıdada da dışa bağımlı hale getirmiştir.
AB'den 'buğday ithal” ediyoruz. Avrupa ülkelerinin buğday konusunda üretim kapasiteleri, verimlilikleri noktasında Türkiye'den nasıl bir farkı var? Daha mı çok üretebiliyorlar?
Sorunu “verimlilik” çerçevesinde bakmamak gerekiyor. Çünkü uygulanan tarım politikaları nedeniyle çiftçiler tarımsal üretimden vazgeçmeye başlamıştır. TUİK verilerine göre 2002 yılında tarımda istihdam edilen nüfus sayısı 7 milyon 458 bin kişi yani çalışan  nüfusun % 35 iken  2015 yılında tarımda istihdam edilen kişi sayısı 4 milyon 842 bin kişiye yani çalışan  nüfusun %19 una düşürülmüştür.13 yılda 2 milyon 616 bin kişi tarımsal üretimi bırakmak zorunda kalmıştır.
Gene TUİK verilerine  göre  2002 yılında 265 milyon 790 bin dekar olan tarım toprağı 2015 yılında 239  milyon 488 bin dekara düşmüştür. 2002 yılında bu toprakların 93 milyon dekarında buğday ekimi yapılırken,2015 yılında 78 milyon 668 bin dekarında buğday ekilmiş toplam hububat ekim alanları 2002  yılında toplam 137 milyon 836 bin dekar iken 2015 yılında 117 milyon 132 bin dekara düşmüştür. Yani sorun uygulanan politikaların köylüleri/çiftçileri  tarımsal üretimi bırakmaya zorlamasıdır.
Örneğin  2001 yılında çıkartılan “Şeker Yasası” ile pancar üretimi sınırlanmaya başlandı, şeker üretimine kota kondu. Şeker fabrikalarının  kotaya uygun üretim yapıp yapmadığını  yasayla kurulan “Şeker Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu” denetledi. Trakya’da pancar ekimi yasaklandığından dolayı Kırklareli ilinde kurulan Türkiye’nin ilk şeker fabrikası olan Akpullu şeker fabrikası çürümeye terk edilmiştir. 2015 yılına gelindiğinde ise Türkiye’nin  şeker üretimi ihtiyacımıza yetmediğinden dolayı  yaklaşık 170 bin ton şeker ithal ettik. 2016 yılında da gene şeker pancarı üretimi ülkenin “pancar şekeri” ihtiyacı  için yetersizdir. Hükümet bunu fırsat bilip sıfır gümrük tarifeleri uygulayarak şirketlerin ithalat yapmasını teşvik etmiştir. Bakanlar Kurulu’nun Kararı’yla Avrupa Birliği’nden ithal edilecek pancar şekerine sıfır gümrük vergisi alınacağı Nisan ayında Resmi Gazete’de yayınlandı. Yani hükümet hala daha kendi üreticilerine teşvikler vererek pancar üretimini arttırma yerine var olan pancar üreticilerinin  de zarar ederek üretimi  bırakmalarını zorlamaktadır. 
   Numan Kurtulmuş, geçtiğimiz aylarda 'gıda krizi yaşayabiliriz' demişti. Gıda krizi riskiyle yüz yüze kalmış bir ülke olarak, Türkiye'nin tarımına, üretimine ne yaptılar ki bu noktaya geldik?
Sanırım ilk iki soruya verilen cevap bu sorunun da cevabını içinde barındırıyor. Ama gene de  birkaç ilave daha yapmak istiyorum.2006 yılında AKP hükümeti “Tohumculuk Kanunu” diye bilinen, köylülerin binlerce yılda kolektif bir birikimin ürünü olarak ıslah ettikleri ve bugüne taşıdıkları tohumları şirketlerin gasp etmesinin ve patentlenmesinin önünü açan kanunla , köylülerin tohum üretmesi, çoğaltması ve satması da yasaklandı. Bu yasa aynı zamanda tohum çeşitliliğini ortadan kaldıran ve köylüleri/çiftçileri tohum şirketlerine bağımlı kılan yasa anlamını taşıyordu.
Sonuç olarak küresel gıda ve tohum şirketlerinin dayatmalarına teslim olur, onların istedikleri “Tarım ,Su, Enerji v.b. Politikaları”nı uygularsan sonunda “Gıda Krizi” ile karşılaşır, Kissinger’in hedeflediği bir Dünya’nın yaratılmasına katkı koymuş olursun.

 

 
< Önceki   Sonraki >
ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği" Forumu Yapıldı. Alaşehir’de 18 Ekim’de, Alaşehir’de Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) olarak “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği” Forumu yaptık. Forumu yapma nedenimiz  üzüm üreticilerinin yaşadıkları sorunları kendilerinin dillendirmesi, önerilerinin ortaklaştırılması ve Üzüm-SEN’in bundan sonra yapacağı çalışma programına Üzüm-Sen’e üye olan, olmayan tüm üzüm üreticilerinin katkı koymasıydı. Bu amaca uygun olarak Üzüm-Sen üyeleri; Türkiye’de sofralık üzüm üretiminin merkezi sayılan Sarıgöl,Alaşehir ve Salihli’de köy köy dolaşıp üreticileri kahvehanelerde , açık alanlarda mini söyleşi ve forumlar yaparak üreticileri söyleşi ve foruma davet ettiler.“Foruma Davet” afişlerini ve jeotermal elektrik santrallerinin zararlarını anlatan afişleri işyerlerine, duraklara, duvarlara v.b astılar.



"Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği." Foruma Davet !Sorunlarımızı Tartışıyoruz "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği."DÜZENLEYEN: ÜZÜM ÜRETİCİLERİ SENDİKASI (ÜZÜM-SEN)Tarih: 18 EKİM 2016 – SALISAAT:12.00 - 16.00 ArasıYer: Yıldırım Kapalı Düğün Salonu- Çarşı içiALAŞEHİR 

Anketler

Kimler Sitede