Menu Content/Inhalt
Anasayfa arrow Makaleler arrow Makaleler arrow Kissinger'in Hayaliydi Gerçek Oldu ! Türkiye Gıda'da Dışarıya Muhtaç.
Kissinger'in Hayaliydi Gerçek Oldu ! Türkiye Gıda'da Dışarıya Muhtaç. PDF Yazdır E-posta

      (Bu söyleşi r-komplex.org için yapıldı ve orada yayınlandı)

Çiftçi-Sen Genel Örgütlenme  Sekreteri Adnan Çobanoğlu ile Türkiye'nın gıdada dışa bağımlılığını konuştuk.

 20-01-2017

 Türkiye'nin, AB'den 90 ton buğday almak için ihaleye gireceği açıklandı. Türkiye, 'kendi kendine yetebilen, tarım ürünleri zenginliğine ve çeşitliliğine sahip' bir ülke olarak tanımlandı yıllarca. İlk öğretim Coğrafya kitaplarında dahi böyle başlardı cümleler. Ne oldu da buğdayı dışarıdan alacak hale geldik. Şu anda neden buğday sorunu var Türkiye'nin?

Sadece buğdayın değil , birçok bakliyatın  anavatanı da Türkiye’dir. Ve Türkiye’nin temel beslenme alışkanlığı hububat ve bakliyat ürünlerinin tüketilmesine dönüktür. Geçmişte ilkokul kitaplarında bile öğretilen 'kendi kendine yetebilen, tarım ürünleri zenginliğine ve çeşitliliğine sahip' bir ülke tarifi doğru bir tariftir. ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger 1970 yılların başında “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz” diyerek kapitalist tarım politikalarının şekilleneceği biçimi ortaya koymuştur. Ve o yıllar neoliberalist politikaların Dünya’ya hakim olmaya başladığı yıllardır.

 

Uluslar arası gıda şirketleri “Gıda Egemenliği”ni ele geçirme hamlelerini hızlandırmışlardır. Örneğin 1990’ların başında ABD ve Kanada Türkiye’den aldıkları mercimek ve nohut tohumları ile üretime başlamışlardır. Bu gün ülkemizde yetişen ve anavatanı Anadolu olan buğday mercimek, nohut gibi ürünlerin üretimi iç tüketimi yetemez hale gelmiş, ithalatına başlanmıştır. Bugün gelinen noktada Türkiye olarak, mercimek, nohut, fasulye çeşitlerini ithal ettiğimiz ülkelerin başında, Kanada ve ABD gelmektedir. Çünkü 1980 de Türkiye’de yapılan 12 Eylül Darbesi’nin temel amacı neoliberal ekonomi politikalarını hızla uygulamak, “Yeni Dünya Düzeni”nde Türkiye’ye düşen rolü benimsemek olmuştur.12 Eylül’den sonra işbaşına gelen hükümetler de bu politikaların harfiyen uygulayıcısı ve eksik kalan yanlarını tamamlayıcıları olmuşlardır. Kısacası 80’lerden bu yana uygulanan neoliberal Tarım politikaları bizi gıdada da dışa bağımlı hale getirmiştir.
AB'den 'buğday ithal” ediyoruz. Avrupa ülkelerinin buğday konusunda üretim kapasiteleri, verimlilikleri noktasında Türkiye'den nasıl bir farkı var? Daha mı çok üretebiliyorlar?
Sorunu “verimlilik” çerçevesinde bakmamak gerekiyor. Çünkü uygulanan tarım politikaları nedeniyle çiftçiler tarımsal üretimden vazgeçmeye başlamıştır. TUİK verilerine göre 2002 yılında tarımda istihdam edilen nüfus sayısı 7 milyon 458 bin kişi yani çalışan  nüfusun % 35 iken  2015 yılında tarımda istihdam edilen kişi sayısı 4 milyon 842 bin kişiye yani çalışan  nüfusun %19 una düşürülmüştür.13 yılda 2 milyon 616 bin kişi tarımsal üretimi bırakmak zorunda kalmıştır.
Gene TUİK verilerine  göre  2002 yılında 265 milyon 790 bin dekar olan tarım toprağı 2015 yılında 239  milyon 488 bin dekara düşmüştür. 2002 yılında bu toprakların 93 milyon dekarında buğday ekimi yapılırken,2015 yılında 78 milyon 668 bin dekarında buğday ekilmiş toplam hububat ekim alanları 2002  yılında toplam 137 milyon 836 bin dekar iken 2015 yılında 117 milyon 132 bin dekara düşmüştür. Yani sorun uygulanan politikaların köylüleri/çiftçileri  tarımsal üretimi bırakmaya zorlamasıdır.
Örneğin  2001 yılında çıkartılan “Şeker Yasası” ile pancar üretimi sınırlanmaya başlandı, şeker üretimine kota kondu. Şeker fabrikalarının  kotaya uygun üretim yapıp yapmadığını  yasayla kurulan “Şeker Piyasası Düzenleme ve Denetleme Kurulu” denetledi. Trakya’da pancar ekimi yasaklandığından dolayı Kırklareli ilinde kurulan Türkiye’nin ilk şeker fabrikası olan Akpullu şeker fabrikası çürümeye terk edilmiştir. 2015 yılına gelindiğinde ise Türkiye’nin  şeker üretimi ihtiyacımıza yetmediğinden dolayı  yaklaşık 170 bin ton şeker ithal ettik. 2016 yılında da gene şeker pancarı üretimi ülkenin “pancar şekeri” ihtiyacı  için yetersizdir. Hükümet bunu fırsat bilip sıfır gümrük tarifeleri uygulayarak şirketlerin ithalat yapmasını teşvik etmiştir. Bakanlar Kurulu’nun Kararı’yla Avrupa Birliği’nden ithal edilecek pancar şekerine sıfır gümrük vergisi alınacağı Nisan ayında Resmi Gazete’de yayınlandı. Yani hükümet hala daha kendi üreticilerine teşvikler vererek pancar üretimini arttırma yerine var olan pancar üreticilerinin  de zarar ederek üretimi  bırakmalarını zorlamaktadır. 
   Numan Kurtulmuş, geçtiğimiz aylarda 'gıda krizi yaşayabiliriz' demişti. Gıda krizi riskiyle yüz yüze kalmış bir ülke olarak, Türkiye'nin tarımına, üretimine ne yaptılar ki bu noktaya geldik?
Sanırım ilk iki soruya verilen cevap bu sorunun da cevabını içinde barındırıyor. Ama gene de  birkaç ilave daha yapmak istiyorum.2006 yılında AKP hükümeti “Tohumculuk Kanunu” diye bilinen, köylülerin binlerce yılda kolektif bir birikimin ürünü olarak ıslah ettikleri ve bugüne taşıdıkları tohumları şirketlerin gasp etmesinin ve patentlenmesinin önünü açan kanunla , köylülerin tohum üretmesi, çoğaltması ve satması da yasaklandı. Bu yasa aynı zamanda tohum çeşitliliğini ortadan kaldıran ve köylüleri/çiftçileri tohum şirketlerine bağımlı kılan yasa anlamını taşıyordu.
Sonuç olarak küresel gıda ve tohum şirketlerinin dayatmalarına teslim olur, onların istedikleri “Tarım ,Su, Enerji v.b. Politikaları”nı uygularsan sonunda “Gıda Krizi” ile karşılaşır, Kissinger’in hedeflediği bir Dünya’nın yaratılmasına katkı koymuş olursun.

 

 
Sonraki >