Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün301
Bu ay8745
Toplam702879
'Yerli ve milliyiz' dediler; yerli ve milli olan ne varsa yok ettiler. PDF Yazdır E-posta

 

25.02.2018 10:06 BİRGÜN PAZAR

 

Bu kadarını Kissinger bile hayal edememiştir. ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger, “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz” diyerek kapitalist tarım politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğini ortaya koymuştu

 

TW Adnan Çobanoğlu - Üzüm Sen Genel Başkanı

 

“Algı yönetimi” yapmakta oldukça marifetli olan AKP hükümetinin ülke tarımına ve üreticilere verdiği zararlar saymakla bitmez, şimdi de bir yandan “havza bazlı üretimi hızlandırmak için” çiftçiye kullandığı mazotun %50’sini devletin ödemesi hazırlığını ve ülkedeki koyun miktarını artırmak (!) için “300 koyun projesi” adı altında koyun ithal edip bu koyunları “sözleşmeli üretim modeli” ile (TİGEM aracılığıyla ) köylülere satmayı “köylülere destek” olarak kamuoyuna sunarken diğer yandan şeker fabrikalarının satışı için düğmeye bastı.

 

‘Mazot desteği’nin aslı
Dünyanın en pahalı mazotunu ülkemizin çiftçileri kullanmaktadır. AKP hükümeti 1 Temmuz 2003 tarihinde çıkarttığı 2003/5868 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren yük ve yolcu taşıyan gemilerden, ticari yatlardan, hizmet ve balıkçı gemilerinden mazotta ÖTV’yi kaldırmıştır. (Bkz. http://www.resmigazete.gov.tr ile Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı web sitesi http://www.ubak.gov.tr ) Köylü/çiftçi dünyanın en pahalı mazotunu traktöründe kullanırken yat sahipleri ÖTV’siz mazotu doya doya kullanmışlardır. Bu çarpıklığı ÇİFTÇİ-SEN de dahil birçok örgüt ve kişi dile getirmiş, çiftçilerin kullandığı mazottan ÖTV alınmamasına dönük kampanyalar yürütülmüştür. Yani hükümetin şimdi ‘müjde!’ diye sunduğu, “çiftçinin kullandığı mazotun %50'sini devlet ödeyecek” iddiası aslında aldığı ÖTV'nin bir kısmının geriye iadesidir. Dedik ya; “AKP Algı Yönetimi yapmakta oldukça marifetli” diye, işte bu konuda da algı yönetimi yapıyor. Bu mazot desteği (siz onu çiftçinin kullandığı mazottan alınan ÖTV’nin bir kısmının iadesi olarak anlayın) herkese de değildir; “Milli Tarım Projesi” kapsamında havza bazlı destek içine alınan bölge ve ürünlere ilişkindir. Ne demişlerdi “Milli Tarım Projesi”nde her ürün her bölgede desteklenmeyecek. Örneğin ülkemizde mısır, buğday, arpa, mercimek, nohut, kuru fasulye hemen her havza da yetişebiliyorken sadece hükümetin belirlediği havzada üretim yapanlar desteklenecek, sertifikalı tohum (şirketlerin sattığı tohumu) kullanmayan çiftçi desteklenmeyecek kısacası “çiftçiye mazotun yarısı devletten” diye sunulan şey aslında tohum, kimyasal ilaç, enerji ve gıda şirketlerinin önerdiği politikaları hayata geçirme projesidir. Ülkemizdeki ürün desenini yok etme, üreticilerin dışa ve şirketlere bağımlılığını artırmaya dönük destektir. Aslında söylenen şudur; “devletten mazot, gübre, kredi vb. destekler almak istiyorsan atalık tohumunu kullanmayacaksın, sertifikalı şirket tohumu kullanacaksın, sulama suyundan yararlanmak istiyorsan belirlediğimiz ürün desenine uygun dikim yapacaksın, baraj ve göletlerdeki suyu bizim belirlediğimiz ürünün ihtiyacı olacağı zamanlar salacağız senin ektiğin ürünün su ihtiyacının olduğu dönemlerle bizim belirlediğimiz ürünün su ihtiyacı olduğu dönemler çakışmayabilir bu durumda ürününü sulayamazsın. Kısacası sen hiçbir şeyi düşünme ailenin, toprağının, gıdanın kaderini bize ve şirketlere bırak.” Başbakan Binali Yıldırım çiftçilere mazot müjdesi (!) verirken bunun nedenini şu şekilde özetlemiştir: “Havza bazlı üretime geçişin hızlandırılması, hemen üretime geçilmesini sağlamak amacıyla mazot desteği verilecek.” Yani aslında müjde tohum şirketlerinedir; “bir an önce sertifikalı tohumun kullanılmasında artış sağlayacağız” denmek istenmektedir.

 

300 koyun projesi
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba’nın açıkladığına göre bu projeden “daha önce hayvancılık yapan, ancak üretimi sürdüremediği için ağılını, toprağını bırakıp kente göç edenlerden tekrar köye dönmek isteyenler” yararlanabilecek. Yani Bakan Fakıbaba diyor ki, hangi nedenle olursa olsun; ister “kirli savaş” nedeniyle köylerini terk zorunda kalmış olsunlar, isterlerse OHAL’ler nedeniyle otlak, mera ve yaylaklara hayvan otlatmaya çıkartamadıklarından dolayı sürülerini satıp kentlere göç etmek zorunda kalmış olsunlar veya para kazanamadıklarından dolayı borçlarını ödeyememiş bundan dolayı da sürülerini satıp kentlere göç etmiş olsunlar, eğer köylerine dönerlerse bu projeden yararlanabilecekler ama hâlâ köyde yaşayan ve halen koyun yetiştiriciliği yapanlar bu proje desteğinden yararlanamayacaklar. Bu kişilerin kentten köylerine dönüyor olmaları da yetmez, bu projeden yararlanabilmeleri için bu kadar borçlanmaya yetecek gayri menkullerinin de olması gerekir ki ipotek verebilsinler, devlet alacağını garantiye alsın. Verdiği koyunların parasını, yem ve bakım için verdiği avansları geri alabilsin. Kısacası hükümet “küçük hayvan yetiştiricilerine destek! Et fiyatları düşecek” vb. söylemlerle kamuoyunda yeni bir “algı yönetimi” ne girişmiştir.

AKP hükümetinin 2012 Kasım’ında çıkarttığı “Bütünşehir/Büyükşehir Belediye Kanunu” ile köy tüzel kişilikleri ortadan kaldırılmış, köylerin otlak ve meraları ellerinden alınmış, merkezi idareye devredilerek ve özelleştirmenin önü açılmıştı. 2017 yılı Kasım’ında çıkartılan “torba yasa” ile meralara “endüstri bölgeleri, organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, serbest bölgeler ile sanayi siteleri” yapılması kolaylaştırıldı. Belki de “300 koyun projesi” aynı zamanda bu tür yatırımlar için uygun olmayan meraların hayvan yetiştirmek isteyenlere satmayı veya kiralamayı da hedeflemektedir. AKP hükümeti önümüzdeki günlerde Büyük Şehir sayısını çoğaltma hazırlığı içinde. Bu da var olan köylerin de otlak ve meralarının da el konulması demektir. 

Peki hayvanlarının besin ihtiyacını karşılayacak otlak ve merayı bulamayan köylü ne yapacaktır? Piyasadan yem almak zorunda kalacaktır. Aynen ithal yemlere muhtaç yetiştiricilik yapmak zorunda bırakılan büyükbaş hayvan yetiştiricileri gibi küçükbaş hayvan yetiştiricileri de ithal yeme muhtaç ve bağımlı hale geleceklerdir. Gıdada dışa bağımlı hale gelmeye başlamamız yetmezmiş gibi hayvan gıdasında da dışa bağımlı hale geliriz, ki bu kadarını Kissinger bile hayal edememiştir. ABD Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger, 70'lerde “petrolü kontrol ederseniz ülkeleri, gıdayı kontrol ederseniz insanları yönetirsiniz” diyerek kapitalist tarım politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğini ortaya koymuştu (Bkz. http://r-komplex.org Kissinger’ın Hayaliydi Gerçek oldu! Türkiye Gıda’da Dışarıya Muhtaç-Adnan Çobanoğlu).

 

Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi…
Bunun için yakın tarihe kısaca göz atmakta fayda var. Cargill gibi küresel gıda şirketlerinin isteği ve IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün bu isteğe uygun dayatmalarıyla Dünya Bankası’nın çalışanı Kemal Derviş, 2001’de DSP, MHP, ANAP koalisyon hükümeti tarafından Türkiye’ye çağrıldı (“Türkiye’ye atandı” demek daha doğru olur). Atanan Dünya Bankası çalışanı, koalisyon hükümetinin Ekonomiden Sorumlu Bakanı oldu. İlk yaptığı icraatlardan birisi Dünya Bankası ile “Tarım Reformu Uygulama Projesi Anlaşması” (ARIP) imzalamak oldu. Dünya Bankası da bunun karşılığında Türkiye’ye 500 milyon dolar kredi verdi. DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti bu anlaşmanın gereği olarak ekonomiyi düzene sokmak için “15 günde 15 yasa” çıkarttı. Aslında bu yasalar IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün uzun süredir dayattığı ve beklediği yasalardı. Bu yasaların bazısı “Tütün Yasası, Şeker Yasası,” gibi doğrudan doğruya tarımsal üretimi ve küçük üreticileri ilgilendiren ve onların batışını hazırlayan yasal düzenlemeleri içeriyordu. Şeker Yasası ile şekerpancarında taban fiyatı kaldırıldı, fiyat belirleme fabrikaların keyfine bırakıldı. Pancar üretimine kota dönemi başladı. Şeker Pancarı ekimi sınırlandı, köylü pancar ekemez hale getirildi. Mısırdan üretilen “Nişasta bazlı şeker (NBŞ)” in ithalat kotası artırılarak Türkiye, Cargill’in nişasta bazlı şekerinin işgaline uğradı. O günden bu yana hazır yiyeceklerde pancar şekeri yerine NBŞ kullanımı her geçen gün arttı. Bu yasa ile şeker sanayii özelleştirme kapsamına alınarak şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin de yolu açıldı. AKP hükümetinin “yerli ve milli” dediği tarım politikaları IMF, Dünya Bankası ve DTÖ’nün dayattığı, Kemal Derviş’in uygulamaya koyduğu programın devamıdır. Şimdi Cargill gibi küresel gıda şirketlerinin isteklerinin son aşamalarını yerine getirmek için hamle yapılıyor. ABD ile kısmi olarak bozulan ilişkiler, Türkşeker özelleştirilerek düzeltilmek isteniyor. 

Şeker fabrikalarının özelleştirildiğini de sanmayın ki bu fabrikalar üreticilerden şeker pancarı almaya ve şeker pancarından şeker üretmeye devam edeceklerdir. Tam aksine büyük ölçüde ya kapanacak ya da küresel gıda şirketleri vasıtasıyla ABD, Arjantin vb. ülkelerde üretilen GDO’lu mısırlar ithal edilerek NBŞ üretimine geçilecektir. (GDO’nun doğaya ve insana verdiği zararlar kanıtlanmışken, nişasta bazlı şekerin zararları bilinirken) bu özelleştirmelerle sadece milli ve yerli olan tarımsal ürünün üretimi bitirilip üreticiler iflasa sürüklenmeyecek aynı zamanda tüketiciler de tükettikleri NBŞ’ler nedeniyle yaşamsal zararlar göreceklerdir (Son yıllardaki kanser vakalarındaki artışın bir nedeninin de yediğimiz, içtiğimiz sağlıksız gıdalardan olduğunu bilim insanları sürekli dillendirmektedir). Bu hamleler küresel ilaç, tohum ve gıda şirketlerinin gıda egemenliğimizi yok etme, gıdayı kontrol etme girişimlerine hükümet eliyle destek verme girişimidir. 

Bizde özelleştirmenin, eşittir kapatma olduğu yaşanarak kanıtlanmıştır. Türkiye’nin en büyük (Ankara’daki) Et ve Balık Kurumu’nun (EBK) yerinde özelleştirmenin hemen akabinde yatay ve dikey biçimde bir alışveriş merkezi konduruldu. İstanbul Yenibosna’daki en büyük Türkiye Süt Endüstrisi Kurumu (TSEK) yerine alışveriş merkezi çöreklendi. (Bkz. Türkşeker’in özelleştirilmesine ilişkin Çiftçi-Sen’in yapmış olduğu Basın Açıklaması https://www.karasaban.net/ciftci-sen-turkiye-seker-fabrikalari-ozellestiriliyor/)

Şeker Yasası öncesi şekerpancarı üreten aile sayısı 490 bindi. Şimdi 105 bine gerilemiştir. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle birlikte bu sayının daha da düşeceği ve sosyal problemlere yol açacağını söylemek için kahin olmaya gerek yoktur. Şeker fabrikalarının olduğu bölgeler aynı zamanda hayvan yetiştiriciliği yapmanın da olanağını sunmaktadır. Çünkü pancarı küspesi aynı zamanda hayvan yemi olarak kullanılabilmekte ve zengin besin değeri içermektedir. Bu nedenle şeker fabrikalarının özelleştirilmesinden bu bölgedeki hayvan yetiştiricileri de olumsuz olarak etkilenecek, yemde dışa bağımlılık daha da artacaktır.

Sonuç olarak; “yerli ve milli” denilen tarım politikaları aslında dış kaynaklı, enerji, kimyasal ilaç, tohum ve gıda şirketlerinin IMF, Dünya Bankası ve DTÖ aracılığıyla dayattıkları politikalardır. Bu politikalardan üreticiler kadar tüketiciler de zarar görmektedirler, tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimini de engellenmektedir. Eğer sağlıklı gıdaya erişmek, şirketlerin gıdayı kontrol etmelerini engellemek istiyorsak gıda egemenliğimizi sahip çıkmak zorundayız.

 

‘Gıda egemenliği’ nedir?
Gıda Egemenliği insanların geçimini yok eden, dolayısıyla onları göçe zorlayan sermayenin ve metaların serbest dolaşımını değil; halkların özgür hareketini istemektir. Üreticiler ve tüketiciler arasında rekabet ve çatışma yerine işbirliğini ve dayanışmayı geliştirmektir. Tüm insanların, gıda sistemlerini nasıl örgütleyeceğini kolektif olarak karar vererek, kamu yararını ilgilendiren tüm konularda ve kamu politikalarında karar alma süreçlerinde katılımcı olabilmesini sağlamak ve bunun için mücadele etmek demektir.

 

Gıda egemenliği, tarım ve gıda politikalarının; gıdaya erişim hakkına dayanmasını, açlık ve yoksulluğun giderilmesini, temel insani ihtiyaçların karşılanmasını, cinsiyetler arası eşitsizliğin kaldırılmasını savunmak ve bunun için mücadele etmek demektir. 

Gıda Egemenliği “Ortak varlıklarımızın yönetiminin kolektif ve demokratik olmasını, toplumsal denetim süreçlerine dayanmasını” amaçlayan yeni bir toplumsal düzen istemek ve bu toplumsal düzen için mücadele etmek demektir.” (Bkz. Gıda Egemenliği Hemen Şimdi!.. A.Çobanoğlu www.uzumsen.org)

 

 
Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede

Şuanda 1 misafir bağlı