Menu Content/Inhalt
Anasayfa

Giriş Formu






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Sayaç

Bugün232
Bu ay7625
Toplam713801
TOHUM VE YAŞAM ÇALIŞTAYI PDF Yazdır E-posta

(Aşağıdaki broşür Çalıştayın Çerçevesini belirtmek üzere hazırlanmıştır.)

ImageTOHUM VE YAŞAM FORMU   21-22 NİSAN 2007 İSTANBUL

     Köylüler, 10 bin yıldır  (kuşaklar boyu) değişik iklim koşullarında, kültürlerine uygun bitki çeşitlerini doğayla işbirliği içerisinde yetiştirdi ve geliştirdi…O günden bu güne gıda arzının temelini bu zengin çeşitlilik oluşturdu. şimdilerde bu zengin çeşitlilik gen erozyonu ve gen korsanlığının tehdidi altında…

Yerel pazarlar ve yerel kültürler tarlalarımızda ürün çeşitliliğinin artmasına olanak tanımıştı Çiftçilerin çeşitli türler geliştirmesine, tohum ve bitki çeşitlerini korumalarına yardımcı olmuştu. Küresel pazarlar yerel pazarların yerini aldıkça, çeşitlilik yerini mono kültüre terk ediyor.Tohum ve bitkilerin varlığını güvence altına almanın en iyi yolu onları üreterek, korumaktır. Ancak ulus aşırı şirketler piyasa koşullarının gereğini yerine getirmek,açlığa ve kıtlığa çare olmak gibi çeşitli bahanelerle hangi bitki türlerinin yaşayacağına, hangilerinin yok olacağına etkide bulunuyorlar/ karar veriyorlar…Ulus aşırı tarım ve gıda şirketlerinin çıkarı sürdürülebilir köylü tarımı yerine endüstriyel tarım modelindedir. Endüstriyel tarım modeli de mono kültürü esas alır. Çünkü, büyük tarım ve gıda şirketlerinin gıda üretimini ve dağıtımını merkezi olarak kontrol edebilmesi ancak böyle mümkündür. Bu anlamda, mono kültüre dayalı üretim tarzı ile büyük tarım ve gıda şirketleri güçlenir… Ayrıca ulus aşırı tohum şirketleri çıkarına araştırmalar yapan, Uluslararası Tarım Araştırmaları Danışma Grubu'nun (The Consultative Group on International Agricultural Research-CGIAR) araştırma ve bilimsellik kimliğinin kendilerine sağladığı saygınlıkla/prestijle yerel hükümetlere telkinde bulunuyorlar. CGIAR, tohumculuğun üzerinde ulus aşırı şirketlerin egemenliğini güçlendirmeye hizmet ediyor. CGIAR'ın yanı sıra, DTÖ, TRIPs (Fikri Mülkiyet Haklar›) anlaşmasını üye ülkelere kabul ettirmeye  çalışarak dünya ölçeğinde şirketler için tohumculuğun kanununu yazmaya çalışıyor. Çeşitli uluslar arası kuruluş ve anlaşmalar, tarım ve gıdada ulus aşırı şirketlerin egemenliğini güçlendiriyor, çiftçilerin ve köylülerin aleyhine uygulamalara yol açıyor. Ulus aşırı tohum şirketlerinin elde ettiği her kazanım/mevzi sonucunda çiftçiler mesleğine her geçen gün daha fazla yabancılaşıyor, tarım  şirketleşiyor. Bunun sonucu olarak da çiftçiler mesleğinden, köylüler kültüründen oluyor.

1. ATÖLYE: Patentler, fikri mülkiyet hakları ve tohum

Çiftçiler tohum ekerken "bu tohum daim olsun"diye dilekte bulunurlar. Tohum şirketleri ise aksine "tohum sonlasın ki bizim kârımız ve çiftçiler üstündeki egemenliğimiz sürsün" diyorlar. Beslenmenin ve kültürel kimliğin en önemli kaynağı olan tohum; yenilenen yaşamın kaynağı ve sürekliliğinin/ doğurganlığın kendisidir. Bunun için tohum her kültürde kutsal kabul edilir. Ulus aşırı şirketlerse kârı kutsal kabul edip tohumu patentliyor, yoksul ülkelerin biyoçeşitliliği ve kaynakları üzerinde "fikri mülkiyet hakkı" iddia ediyorlar. Bu uygulamalarla, yoksul insanların küresel Pazar koşullarının karşısında tutunabilmelerini sağlayan bu son kaynaklarını da ellerinden almaya çalışıyorlar. Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT), ticaretle ilgili fikri mülkiyet haklar› (TRIPs) konusunda 1999'dan beri tek tip bir patent yasası dayatmakta, yaşamın kutsal sayıldığı ve patentlerin dışında tutulduğu azgelişmiş yoksul ülkelerin ahlak ve değer sistemlerinin farklarını yok sayıyorlar. ABD yasalarında, şirketlerin dünyanın dört bir yanından bitki çeşitleri, halk tıbbı, yerel ilaç vb. yerel kültür ürünlerini patent altına alma sürecini kolaylaştıran çeşitli çarpıtmalara yer veriliyor. ABD yasaları ve Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) "fikri mülkiyet hakları"nı zor yoluyla küreselleştiren anlaşmalarıyla biyokorsanlık teşvik ediliyor, yerel çeşitlerin, bilgilerin küresel pazarın ihtiyaçları için talan edilmesinin önü açılıyor. Tohumlar kısırlaştırılıyor. Tohumların kısırlık özelliği tohum veren bitkilere aşamalı olarak yayılıyor. Bu olumsuz gidişat, insanlar dahil, yaşam biçimlerini yeryüzünden silecek bir felakete doğru ilerliyor.Hükümetler ve çiftçiler bu gen kontrol teknolojilerini reddetmelidir. Afrika'da çok uluslu şirketlerden birinin "Haydi Hasat Başlasın" reklâm kampanyasına karşı çiftçilerin; "Bırakın Hasat Devam Etsin!" başlıklı bildirilerle verdikleri yanıt son derece yerinde. Ulus aşırı tohum şirketleri, karşılıklı iyi ilişkilere, yardımlaşmaya, süreklilik ve bitip tükenmez bir doğurganlığa dayanan tohum kültürünü korsanlık,avcılık, doğurganlığın/ sürekliliğin yok edilmesi ve kısırlık mühendisliği yapılması temelinde yeniden tanımlamaya çalışıyor.

Niçin mücadele ediyoruz?

        Dünyadaki gıdanın büyük bölümü yerel topluluklar,çiftçiler tarafından, yerel bilgiler ışığında, yerel teknolojiler yardımıyla ve yerel kaynaklardan yararlanılarak üretilmekte ve toplanmaktadır. Ulus aşırı tarım ve gıda şirketleri tohumdan başlayarak yerel kaynakları patentliyor bu yolla gıdanın egemenliğini ele geçiriyor. Köylüler arasında yerel tohumlar ve bitki çeşitleri takas edilerek değerlendirilebiliyorken, günümüzde buna yasaklar getiriliyor. Tohumda şirketlerin egemenliği kuruluyor. şirketler de egemenlik kurdukları tohumların genleriyle oynayarak onları kısırlaştırıyor, çiftçiyi en önemli girdisi olan tohumda kendisine bağımlı kılıyor. Tohum egemenliği üzerinden çiftçileri sömürmeyi otomatiğe bağlıyor. Tohumların genetiği ile oynama biyoçeşitlilik için tehlike arz eder. Biyoçeşitlilikten anladığımız; bitkiler,tohumlar,hayvanlar ve aynı zamanda ormanlar ve sulardır. Biyoçeşitlilik ve doğal kaynaklar derken kastedilen; tarım, hayvancılık, balıkçılık, meralar ve doğal kaynakların idaresi, köylü yaşamının biçimleri de dahil olmak üzere bunlar hakkında biriktirilmiş kültür ve bilginin tamamıdır. Bütün bu çeşitlilik, gündelik hayat temelinde direnişi ve alternatifleri açığa çıkarır.Toplumlarımız, buralardan çıkarılan yerel deneyimler ve pratiklerle birlikte var olur, dünya ve toplum korunabilir.

               Sorular
o GDO'ya karşı mücadele ve eylemler her kıtada sürüyor. Bölge ve ülkeler arasında GDO'lar› destekleyen yeni politikalara karşı geliştirilen mücadeleler arasında bağ kurulabilir mi, kurulmalı mı?
o Patent ve fikri mülkiyete karşı mücadele edilmeli mi? Nasıl?
o Uluslararası şirketlerin güçlerini ve etki alanlarını azaltmak için mücadele etmek gerekir mi? Nasıl?
o CGIAR vb. uluslararası kuruluşlara karşı mücadele edilmeli mi? Nasıl?
o Zararlı teknolojileri destekleyen ve geliştiren belirli şirketleri, kurumları enstitüleri hedef alan uluslararası kampanyalar nelerdir? Etkileri nasıl kırılabilir?
o Tohumculuk Kanunu ile nasıl mücadele edilebilir? Somut öneriler nelerdir?

             Neler yapılabilir?
        Yerel tohum kullanma, geliştirme, şirketlere karşı yerel bilgi ve kontrolü güçlendirme…Ulusal ve uluslararası kampanyalar düzenleme,var olan kampanyaları sürdürme, değerlendirme ve  yenilerini yaratma…Yerel tohumu, yerel bilgiyi güçlendirecek ve yanlış teknolojileri karşısına alacak örgütler/ yapılar oluşturulabilir. Bunların ortak davranmaları sağlanabilir… şirketlerin tohum üzerinde kurdukları ve kuracakları egemenlik sonucunda çiftçiler her sene tohum şirketlerinden tohum satın almaya mecbur olacaktır. Bu yöntem çiftçilerin bağımsızlığını ve gıda güvencesini tehdit eder.Çiftçinin en temel görevlerinden biri; tohumu saklamak ve onu meslektaşlarıyla değiş tokuş etmektir. Ulus aşırı tohum şirketlerinin dünyanın her yanında ulusal hükümetlere dayattığı tohum yasalarıysa, çiftçilerin bu yükümlülüğünü neredeyse bir suç haline getiriyor. Yasalar, çiftçileri zaman içerisinde yalnızca "kayıtlı" tohum kullanmaya  yönlendirecek uygulamalar içeriyor. Örneğin, sertifikalı tohum kullananlara hükümetlerce destek verip, sertifikasız tohum kullananlara destek vermemek gibi… Bu tür tercihli, tohum şirketlerinden yana politikalar sonucu çiftçiler yavaş yavaş tohum endüstrisine bağımlı hale getiriliyor.Oysa, yerel halkların geliştirdiği yenilikler, dünya hükümetleri tarafından 1992'de Rio Dünya Zirvesi'nde imzalanan Biyoçeşitlilik Sözleşmesi (CBD) tarafından tanınmakta ve korunmaktadır. Bu sözleşme biyoçeşitliliğin korunmasını hedeflemekte, ülkelerin kendi biyolojik zenginlikleri üzerinde egemenliklerini tanımakta ve biyolojik kaynakların kullanımında sürdürebilirlilik ve adaleti desteklemektedir.CBD'yi imzalayan ülkeler; biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı açısından gerekli olduğu durumlarda, yerel toplulukların bilgi, yenilik ve uygulamalarının yaygın kullanımının saygıyla karşılanmasını, korunmasını, sürdürülmesini ve teşvik edilmesini sağlamakla yükümlüdür.Ulusaşırı şirketlerin patent ve benzer egemenlik kurma mekanizmalarına karşı mücadele etmenin etkili yolu çiftçi haklarının tanınması ve yasal olarak korunmasıdır. Ekolojik-geleneksel tarımsal üretim metotlarının endüstriyel metotlardan çok daha verimli ve sürdürülebilir olduğu her geçen gün daha fazla fark edilmektedir.Bu durum; yerel tohumlar kullanma, yerel tohumla yerel üretim ve bu üretimin de öncelikli olarak yerel pazarlara sunumunun güçlendirilmesi anlamına gelmektedir.
            Niçin mücadele ediyoruz?
        Bütün diğer doğal kaynaklar gibi doğanın parçası olan tohumları kullanma ve yetiştirme özgürlüğü için çaba gösterme. iklim ve toprak özelliklerine göre ıslah edilmiş,saklanmış tohumların, sadece üretimi sağlayan değil,üretime destek de temin eden zengin tarımsal biyoçeşitliliğin ve tekniklerin korunması. Temiz hava, sağlıklı su ve yaşlanabilir çevreye katkı koyma,ekosistemin fonksiyonlarını güçlendirme…Tohum dünyanın köylü üreticilerinin büyük çoğunluğu için temel dayanaktır. Ürününden tohumluğunu ayıramayan çiftçi mesleğine yabancılaşır,terk etmek zorunda kalır. Çiftçilik mesleğinin, sürdürülebilir köylü tarımının devamı sağlanmalıdır…
        Sorular
o Dünyada yerel tohum çeşitlerinin, bilginin, yerel kontrolün yeniden kazanılması amacıyla, tohum kullanımı ve değiş-tokuşana yönelik pek çok yerel bölgesel ağ ve girişim bulunmaktadır. Türkiye'de de benzer girişimlerde bulunabilir miyiz? Dünyadaki diğer ağlarla buluşabilir miyiz? Bu konuda nasıl güçlenebiliriz?
o Yerel bilgi iyi midir? Nasıl geliştirilebilir? Kullanımını nasıl artırabiliriz?
o Tohumun şirketlerin eline geçmesiyle yoksunlaşan ve güçten düşenler en başta kadınlardır. Kadınlar, aynı zamanda ve çoğunlukla tohumların saklayıcısıdır. En başta kadınların, halkların ve  toplulukların toprak, tohum, hayvan türleri, su ve diğer üretken kaynaklara erişim ve kontrol hakları nasıl korunabilir?
o Tohum konusunda çalışma yapan, yerel çeşitlerin ve bilginin saklanması ve geliştirilmesine katkıda bulunabilecek bilim insanlarıyla, akademisyenlerle,
bilim kuruluşlarıyla nasıl işbirliği yapılabilir? Bu  konudaki bilgi ve deneyimin çiftçilere aktarılması  nasıl sağlanabilir?
o Tohumculuk Kanunu ile nasıl mücadele edilebilir?  Somut öneriler nelerdir?
o Basın, İnternet, demokratik kitle örgütleri ve yerel yönetimlerle ne tür işbirlikleri yapılabilir?
          Neler yapılabilir?
          Çiftçilerin tarımsal bitki çeşitliliğini korumaya yönelik çalışmalar yapması, yerel tohum çeşitlerini tercih etmesi mutlaka sağlanmalıdır.Tohum ve yerel tarımsal bilgi konusundaki bilinç çiftçi/köylü tarafından yeniden ele geçirilmeli,
yükseltilmelidir. Çalışma ve çabalar önce tohum sistemlerinin yeniden inşasında ilerleme kaydetme  üzerine odaklanacaktır. Yani;
o Yerel değiş-tokuşlar,
o Yerel tohum çoğaltma,
o Yeni yerel tohum çeşitleri geliştirme,
o Tohumun yaşamımızdaki yeri ve önemi konusundaki bilinci yeniden inşa etmek, tohum konusundaki etik ve politik düşünce ve görüş alışverişini sağlayabilecek etkinlikleri koordine ve teşvik etme,
o Bu süreçlerde kadınların rolü ve katkısına dikkat çekme,
o Steril tohumlara karşı ve gıda egemenliği için mücadeleyi güçlendirecek olan politik eğitim için  çaba harcama,
o Bütün diğer doğal kaynaklar gibi doğanın bir parçası olan tohumları kullanma ve yetiştirme özgürlüğü için çaba gösterme,
o Aşağıda belirtilen çiftçi/köylü haklarının tanınması ve yasal güvenceye  kavuşturulması için çalışma. Köylü kadınların, erkeklerin ve onların ailelerinin:
o Yetiştirmek istedikleri bitki çeşitlerini belirleme hakları,
o iktisadi, ekolojik ve kültürel açıdan tehlike arz  eden bitki çeşitlerini reddetme hakları,
o Yapmak istedikleri çiftçiliğin şekil ve istemine karar verme hakları,
o Tarımdaki yerel bilgilerini koruma ve geliştirme hakları,
o Tarım tesislerini kullanma hakları,
o Kendi ürünlerini, çeşitlerini, miktarını, niteliğini ve yetiştirme şeklini demokratik bir şekilde, bireysel  veya kolektif olarak seçme hakları,
o Kendi teknolojileri veya insan sağlığını ve çevreyi koruma esasına dayalı olmasını gözeterek kendi seçtikleri teknolojiyle çiftçilik ve yetiştiricilik yapma
hakları,
o Kendi yerel çeşitlerini yetiştirme ve geliştirme  hakları vardır


3. ATÖLYE: Tohum, tohumun ticareti ve tüketiciler

              Tazelik, yerel tedarik, düşük maliyet, düşük çevresel etki, yüksek besin değeri gıdanın olumlu özellikleridir. Bayatlık, uzun mesafeli tedarik, yüksek maliyet, yüksek çevresel etki ve aşırı işlemeden kaynaklanan düşük besin değeri ise gıdanın olumsuz özellikleridir. Tohumun çiftçiden şirketlerin eline geçmesiyle gıdanın olumsuz özellikleri, olumlu  özelliklerinin yerine geçer. Bu durum çiftçilerin haklarından yoksunlaştırılmasının yanı sıra tüketicilerin de  mağduriyetine neden olur. Sağlıklı gıda, sağlıklı tohumdan elde edilir. Genetiği değiştirilmiş tohumlardan elde edilen gıdaların sağlıklılığı  tüm dünyada tartışma konusudur. Gıda ile tüketici arasındaki mesafenin kısaltılması, hem üretici hem de tüketicinin yararınadır. Köylüler tarafından üretilen gıdaların yerel pazarlarda tüketiciye  sunulması halinde tüketici ile gıda kısa mesafede,  taze olarak buluşturulmuş olur. Ürünün tüketiciyle direkt olarak, aracısız buluşturulması, tüketicinin hem güvenli/kaliteli hem de ucuz gıdaya ulaşması  sağlanmış olur.
          Ancak, günümüzde uluslararası ticaret, ulus aşırı şirketler tarafından kontrol ediliyor ve sürdürülemez  üretim sistemleri temelinde işliyor, işletiliyor. Bu şirketler güçlerini yerel (ulusal) gıda sistemlerini ele geçirmek için kullanıyor, insanları kendilerinin denetle(yebil)dikleri gıdaları almaya mecbur ediyorlar. Ulusaşırı şirketler, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)tarafından dayatılan ikili ve bölgesel serbest ticaret  antlaşmaları aracılığıyla, küresel pazarlardaki gıdayı  ve tarımsal malları denetimleri altına alıyor, kendilerine fayda sağlıyorlar. Ulusaşırı şirketler, yerel ve geçimlik ekonomileri tahrip ediyor, halkların yeterli, güvenli, sağlıklı ve ekolojik olarak sürdürülebilir bir şekilde üretilmiş gıdaya ulaşmalarını engelliyorlar.      
            Niçin mücadele ediyoruz?
          DTÖ'yü tarım alanından çıkarmak ve üreticilerle tüketiciler arasındaki mesafeyi kısaltmak için savaşıyoruz. Üretici-tüketici mesafesini kısaltmak, tüketicilerin g›da üretim sistemleri hakkındaki bilgisini artırır ve "gıda mesafeleri"ni azaltır. Bu aynı zamanda küçük çiftçilerin, köylülerin, hayvan yetiştiricilerinin, balıkçıların, yerel pazarlardaki denetimini sağlar, yerel kooperatiflerin kurulmasını teşvik eder.  Bu süreç küçük çiftçilerin, köylülerin, hayvan yetiştiricilerinin, doğal yaşam savunucularının, balıkçıların, yerel halkların ve diğer tüm küçük üreticilerin ürünlerini yerel ve ulusal pazarlarda satarak geçimlerini sağlamalarını olanaklı kılar. Bunun sürdürülebilinmesi için de; gıdanın yerel olarak pazarlanmasını teşvik edecek, ulusal ve bölgesel pazarların istikrarını destekleyecek kalkınma politikalarına ihtiyaç var. Çiftçiler/köylüler uluslararası düzeyde gıda ve tarımı yöneten kurallara karşı yerel ve ulusal pazarlara yönelik üretimde yoğunlaşmalıdır. Çiftçiler ve balıkçılara zarar veren neoliberal iktisadi kalkınma modelini temel alan DTÖ'nün, ikili ve bölgesel anlaşmalar yoluyla dayattığı politikalara karşı radikal bir değişim için savaşıyoruz. Çünkü neoliberal/serbest  piyasa modeli, gıda egemenliği ile uyuşmaz, çelişir.Tüketicilerin çıkarı da çiftçiler/köylülerin çıkarıyla  aynıdır. Bu nedenle üreticiler ve tüketiciler diğer neoliberal politika mağdurlarıyla ortak bir mücadelede  hattında birleşmelidirler. Ulusaşırı şirketlerin uluslararası ticarete tahakkümüne karşı savaşıyoruz. Ulusal hükümetler ve bölgesel bloklar, özellikle AB ve ABD/NAFTA,ticaret politikalarını müzakere ederken ulusaşırı şirketlerin çıkarları ve lobileri tarafından etki altına  alınıyor. Bu çıkarlar uluslararası ticaret politikalarının tanımlandığı farklı alanlarda açık seçik ortaya çıkıyor: DTÖ, serbest ticaret ve ekonomik ortaklık antlaşmaları, AB ortak tarım politikası, ABD tarım  yasası ve ulusaşırı şirketlerin dayattığı diğer tarımsal pratikler (damping, pazarların denetimini ele almak,tekelleşmiş üretim ve dağıtım sistemlerini dayatmak vb.) bunlara örnektir.
           Sorular
o Ortak mücadeleye güç vermek için yerel pazarları geliştirmek, devamlılığını sağlamak veya yeniden  inşa etmekle ilgili paylaşabileceğimiz tecrübe ve
deneyler var mıdır? Öncelik vermek istediğimiz ticaret tipine ilişkin net ölçütler veya ilkeler önerebilir miyiz?
o Gıda egemenliği kavramı yalnızca gelişmekte  olan ülkeler için mi gereklidir? Gıda egemenliğinin bazı savunucuları, diğer piyasaları dampingle tahrip etmeseler bile zengin ülkelerin gıda üretiminde koruma ve destek uygulaması yapmalarına izin  verilmemesi gerektiğini ileri sürüyor. Onlara göre;zengin ülkeler, pazarlarını kendi küçük çiftçilerine zarar verecek olsa dahi gelişmekte olan ülkelere açmalıdırlar. Bu görüşe  katılır mısınız, katılmaz mısınız? Neden?
o Başka bir kesim de mücadeleyi Kuzey-Güney ticareti meselesinin ötesinde, birbirleriyle taban  tabana zıt gıda sistemleri ve arz zincirleri meselesi olarak görüyor. Bunlardan biri şirket/endüstri tarımı ve gıda mallarının ticaretine dayalıyken, diğeri yerel tüketim için (birincil olarak) küçük çiftçi, köylü,ailelere ve küçük balıkçılığa dayalı küçük ölçekli gıda üretimini temel alıyor. Katılıyor musunuz?
o Uluslararası ticaret ve verili güncel politikalar bağlamında çabalarımızı neye odaklamalıyız? Savaştığımız güçler nelerdir? Bunlar belirli bazı hükümet ve şirketler midir? DTÖ'ye, bölgesel ve ikili anlaşmalara ve uluslararası ve bölgesel diğer boyutlara ne kadar önem vermeliyiz?
o Uluslararası gıda ticaretinin yıkıcı dinamiklerini durdurmak için ortak önceliğimiz ne olmalıdır? Damping uygulayan ülkeler ve şirketlere karşı her ülkede ithalatı kontrol altına alma mücadelesi  yürütülebilir mi?
o Pazarların yerelleşmesini ne ölçüye kadar talep etmeliyiz? Bu talebimiz elde edeceğimiz kazanımları ne kadar kalıcı kılar, gıda egemenliği mücadelesini
başarıya ulaştırmamızı ne kadar sağlayabilir?
o Örgütlerimizi güçlendirmek ve bu alanda işbirliğimizi artırmak için neye/nelere ihtiyacımız var?
o Tüketicilerin bilinçlendirilmesi, kentlilerle daha güçlü iletişimin kurulması, çiftçi-kentli yakınlaşmasının  sağlanması için neler yapılabilir?
o Tohumculuk Kanunu ile nasıl mücadele edilebilir? Somut öneriler nelerdir?
 
Tohum ve Yaşam Forumu
21-22 Nisan 2007 - İstanbul
Yer: İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası
Kurtuluş Caddesi, No: 152, Kurtuluş - Şişli - İstanbul
Saat: 10.00 - 16.00

ÇİFTÇİ SENDİKALARI
KONFEDERASYONLAŞMA PLATFORMU
GDO'YA HAYIR PLATFORMU
TMMOB  ZİRAAT MÜHENDİSLERİ ODASI

 
< Önceki   Sonraki >
Üzüm-Sen "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu TBMMye sundu ÜZÜM-SEN 11 Nisan'da TBMM inde Manisa Milletvekili Tur Yıldız Biçer ile birlikte Basın Toplantısı yaptı.Üzüm-Sen 4 üzüm bölgesinde üreticilerin katılımıyla "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları" örgütlemiş ve TBMM Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu üyeleriyle Bölge milletvekillerini de bu forumlara davet etmişti. Hazırladığı raporu forumların  yapıldığı bölgelerden gelen Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları temsilcileriyle birlikte, Araştırma Komisyonuna, Partilerin Gurup Başkan Vekilleri'ne sunmak üzere Ankara’ya gitti. Manisa CHP Milletvekili Tur Yıldız Biçer’le birlikte TBMM'nde bir "Basın Toplantısı" düzenleyerek "Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Çözüm Önerileri Raporu"nu Basınla ve kamuoyuyla paylaştı.  Manisa Milletvekili  Tur Yıldız Biçer, üzüm üreticilerinin sorunlarına ilişkin bir sunuş yaptı, Üzüm-Sen Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu, sendika olarak yaptıkları faaliyetleri , üzüm üreticilerinin sorunlarını, çözüm önerilerini ve taleplerini dile getirdi.  Üzüm üreticileri;  Hüseyin Zengin, Hüseyin Yıldırım, Niyazi Zengin ve Funda Akçura sırayla söz alarak sorunlarını ve taleplerini ilettiler.

Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları’nın ilki Yeleğen ‘de yapıldı “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları”nın ilki 17 Mart’ta Yeleğen Kasabası-Eşme’de gerçekleşti.TBMM de “ Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” kuruldu. Üreticiler için çözüm üretmesi gereken Bakanlığın, Tarımsal devlet kurumlarının ve siyasilerin sorumluluklarını göz ardı eden, üstün körü bir rapor hazırlamasını yol vermemek “Araştırma Komisyonu”nun gerçekçi ve doğru bir rapor hazırlayabilmesine yardımcı olmak için Üzüm Üreticileri Sendikası (ÜZÜM-SEN) üzüm üreticilerinin katılıp konuşacağı bir dizi “Üzüm üreticilerinin sorunları ve Gıda Egemenliği Forumları” düzenliyor. ÜZÜM-SEN üzüm üreticilerinin bir araya geleceği bu Forumlara TBMM “Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu” üyesi Milletvekilleri’ ni ve Forumların yapılacağı illerdeki milletvekillerini davet ederek gelip üzüm üreticilerinin sorunlarını aracısız bir şekilde doğrudan doğruya kendilerinden dinlemelerini ve üreticilerin önerilerini dikkate almalarını istedi. ÜZÜM-SEN Forumlardan ilkini Eşme’nin Yeleğen Kasabası’nda gerçekleştirdi. Forumun kolaylaştırıcı heyeti öncelikli konuşma hakkının üzüm üreticilerinde olduğunu, sendika yöneticilerine ve gelen misafirlere de üreticilerin konuşmalarından sonra yer vereceklerini söyleyerek forumun açılışını yaptılar.Forumda ilk sözü kadın üreticilerden Yurdagül Kaya aldı. Kaya “üzüm maliyetlerinin çok yüksek olduğunu, bağlarda kullanılan kimyasal zehrin, gübrenin ve mazotun fiyatlarının sürekli arttığını üzüm fiyatlarının ise düşük olduğunu bu fiyatlarla üretimlerini sürdürmelerinin mümkün olmadığını belirtti.Üreticilerden Ercan Aksoy ise kullandıkları tarım ilaçlarının (zehirlerinin) çok pahalı olduğunu, bağlarındaki üzümlerini korumak için kullanılan örtülerin fiyatlarının yüksekliği yüzünden ürünlerini örtü altına alamadıklarını, dört dörtlük para kazanmayı bırak maliyetlerini bile kurtaramadıklarını bu nedenle üretimi terk etmek zorunda kaldıklarını söyledi, ve TBMM den çözüm istedi.Üretici Mehmet Erik konuşmasında , “Üzüm para etmiyor. Pazar sorunumuz çözülemiyor, birde bazı tüccarlar aldıkları malın parasını ödemeden kaçıyorlar, dolandırılıyoruz. Çoluk çocuk bizim elimize bakıyor. Tarımsal üretimde kullandığımız elektrik fiyatları da pahalı,bunun düşürülmesi gerekir. Başarılı olmak, kazanmak istiyorsak sendikaya üye olmamız, örgütlenmemiz de şarttır” dedi.Eşi ile birlikte bağcılık yaparken şimdi de borçlarını ödemek için aynı zamanda eşi ile birlikte tavuk işletmelerinde çalışmak zorunda kalan Gülümser Kılıç da konuşmasında “ eşimle birlikte geçinmek, çocuklarımızı büyütmek için bağcılık yapıyorduk, üzüm para etmeyip kazancımız yetmeyince hem üzüm üretmek hem de acaba sorunumuza çare olur mu? diyerek devlet desteğinden de yararlanarak ve borçlanarak koyun yetiştiriciliğine de başladık. Ancak yem fiyatlarının pahalılığı yüzünden koyun besiciliğinden de para kazanamadık. Borçlarımız çoğaldı bunun üzerine eşimde bende işletmelerde çalışmak zorunda kaldık.Bir yandan işletmelerde çalışıyoruz diğer yandan çiftçilik yapmaya çalışıyoruz. Ürünümüz para etse neden başka yerde çalışalım? Köyde kadınlar şirketlerin üzüm işletmelerinde v.b asgari ücretle çalışmak için sıraya giriyor. Çünkü üreticilikten kazandıkları gelirle geçinemiyorlar” dedi.Üreticilerin konuşmalarından sonra söz alan ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: “TBMM sinde Bağcılık ve Üzüm Araştırma Komisyonu kuruldu, Tariş temsilcisini dinlediler,Ziraat Odaları temsilcisini dinlediler, İhracatcı Birliklerinin temsilcisini dinlediler, Şarap Fabrikalarının temsilcilerini dinlediler, Toprak Mahsulleri Ofisinin temsilcisini dinlediler peki TMO temsilcisi üreticiden 3,85 TL aldığı üzümü dışarıda yeni Pazar aramadığını 4,18 TL den Tariş’e devrettiğini yani Tüccarlık yaptığını söyledi mi? Tariş üreticiden üzüm alma yerine TMO dan üzüm aldığından dolayı alımı kapatmak zorunda kaldığını söyledi mi? Araştırma komisyonu üyesi bütün milletvekillerini düzenlediğimiz forumlara çağırdık, ’gelin üzüm üreticilerinin sorunlarını kendi ağızlarından dinleyin’ dedik.Evet üreticilerin pazar sorunu var, üzüm ihracatçılarının da pazar sorunu var, Irak, Suriye ve Ortadoğu daki karışıklıklar nedeniyle Tırlarımız Arap ülkelerine gidemiyor biz üzümlerimizi bu ülkelere ihraç ediyorduk, sonra Rusya önemli bir ihracat bölgesi oldu ama yaşanan uçak krizi bu kapıyı da kapattı, fiyatlar düştü demek ki komşularla iyi geçinilmesi üreticilerin yararına, savaşa karşı olmamız bizim için elzem. Üzümlerin korunması için örtü masrafından bahsedildi. Eskiden örtüye ihtiyaç yoktu, ama 2006 dan bu yana Haziran ayından itibaren Sarıgöl ovasında bağlar örtü altına alınıyor. Kışladağ altın madeni faaliyete geçtiği andan itibaren siyanür havuzlarından ortaya çıkan gazlar ilk yağmurlarla birlikte bağları bozuyor,insanlar ürünlerini koruyabilmek için örtü altına almak zorunda kalıyorlar bu aşırı bir maliyete yol açıyor.O zaman çözüm bu tür maden faaliyetlerinin durdurulmasıdır. Dolandırıcı tüccarlara karşı TBMM’nin yasa çıkartması gerekir, biz bunun için yıllardır talepte bulunuyoruz, sözleşmeler üreticilerin örgütleriyle yapılmalı ki üreticilerin hakları korunabilsin,dolandırıcılığa ağır cezalar verilsin diyoruz. Bu forumlarda sizlerin dile getirdiği öneri ve talepleri meclisteki araştırma komisyonuna iletmek için elimizden geleni yapacağız, bu talepleri komisyonda savunan milletvekillerine de elimizden gelen desteği sunacağız, yeter ki onlar dik dursunlar biz onlara güç vermeye hazırız. Şirketler Gıda Egemenliğimizi elimizden almaya gıdayı tekellerine almaya çalışıyorlar.Biz gıda egemenliğinin sadece üreticilerle sahip çıkılamayacağını biliyoruz.Üreticisiyle tüketicisiyle birlikte dayanışarak mücadele yürütmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.ÇİFTÇİ-SEN Genel Sekreteri aynı zamanda TÜTÜN-SEN Genel Başkanı olan Ali Bülent ERDEM’ de söz alarak çıkartılan Tütün yasası ile tütün üreticilerini yok ettiklerini, bir çok üreticinin üretimi bırakarak başka arayışlara girdiğinden söz ederek “Eşme önemli bir tütün üretim bölgesi ancak bir çok üretici üretimi bırakmak zorunda kaldı, bazı üreticiler tütün diktikleri tarlalarında üzüm bağları yetiştirdiler, ama şimdi duyuyorum üzüm para etmediğinden dolayı bağlarını söküp yerine ceviz dikiyorlarmış, yarın ckeviz para etmediğinde de bu sefer ceviz ağaçlarını kesmez zorunda kalacaklar.Bu duruma dur demek lazım.Tarım politikalarının değişmesi gerekiyor. Soma da ölen 301 madencinin çoğunun ailesi tütün üretiyordu.Tütün para etmiş ve bu aileler tütün üretmeye devam etmiş olsaydı bu insanlar üretici olacaklar, madende çalışmak zorunda kalmayacaklardı. Tekelin özelleştirilmesi de tütün üreticilerine büyük darbeler vurdu.Şimdi de şeker fabrikalarını özelleştirmeye çalışıyorlar bu fabrikaların özelleştirilmesi demek şeker pancarı üretmeye devam eden üreticilerin büyük bir kısmının daha iflas etmesi demektir. Kamusal KİT’ler özelleştirilmemeli aksine yeniden inşa edilmelidir.” dedi.Forumlara davetli olan Araştırma Komisyonu üyesi milletvekillerinden CHP Milletvekili Orhan Sarıbal aynı tarihte Hopa Çay kooperatifinin düzenlediği çay çalıştayında olacağından dolayı, CHP Milletvekili Kamil Okyay Sındır Tarım Komisyonu toplantısına önergeler hazırlamak zorunda olduğundan dolayı, AKP İzmir Milletvekili Necip Kalkan AKP’nin İzmir kongreleri devam ettiğinden dolayı Yeleğen’deki ÜZÜM-SEN’in örgütlediği Forum’a katılamayacakları bilgisini vererek katılamamaktan dolayı üzüm üreticilerinden özür dilediler. Diğer 12 milletvekili ise “Üzüm Üreticilerinin Sorunları ve Gıda Egemenliği Forumu’ na neden katılmadıkları konusunda suskun kalmayı yeğlediler.Yeleğen’deki Forum’a CHP Uşak milletvekili Özkan Yalım, CHP Eşme ilçe Başkanı,ADD Başkanı, İYİ parti ilçe başkanı, ÖDP Uşak il başkanı da katılarak üreticilerin taleplerini dinlediler, desteklerini sundular.



ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: 'Milli ve yerli' tarım IMF güdümünde.          16 Şubat 2018 tarihinde BirGün gazetesi Ekonomi sayfasında ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu ile yapılmış bir röportaj yayınlandı. BirGün  sayfa editörü büyük bir ihtimalle röportajın uzun olması v.b nedenler yüzünden bazı bölümlerini yayınlamamış halbuki yayınlanmayan bölümler üzüm üreticilerinin ÜZÜM-SEN'in politikaları ve yapmak istedikleri açısından önemliydi, örneğin aşağıdaki son paragraf "Tarımda Adalet" arayışında olanlara doğrudan bir çağrıydı. Yayınlanan yazının tüm eksikliklerine rağmen BirGün'e teşekkür ederiz. Biz gazeteci değiliz, biz iş yapmak, örgütlenmek ve yukarıdan dayatılan tarım politikalarına aşağıdan yukarıya doğru müdahale etmek istiyoruz. Yöneticilerimizde yazı yazarken, röportaj verirken bu anlayışla hareket eder. Bu nedenle röportajın BirGün'de yayınlanmayan bölümlerini de ilave ederek internet sitemizde yayınlama ihtiyacı hissettik, bu bölümler italikle yazılmıştır.    www.uzumsen.org   ÜZÜM-SEN Genel Başkanı Adnan Çobanoğlu: ‘Milli ve yerli’ tarım IMF güdümünde.                                                                                                                                                                                                         16.02.2018 BirGün – Ekonomi        MUSTAFA MERT BİLDİRCİN m.mertbildircin@gmail.com “Uluslararası emperyalist kurumlar ve şirketler, gıda egemenliğimizi elimizden almak için  yıllardır her türlü dayatmayı yapmakta,AKP de buna uygun tarım politikası izlemektedir.” AKP’nin seçim bildirgesinde, “Büyük hayalleri vardı, bu hayaller iktidarımız sayesinde gerçek oldu” dediği tarım üreticilerinin yaşadığı sorunlar her geçen yıl katlanarak arttı. AKP hükümetleri döneminde çiftçilere verilen destek oldukça yetersiz kalırken, üreticilerin ürünlerine sürekli maliyetlerin altında fiyatlar belirlendi. Üreticiler, girdi temin eden yabancı şirketlerin egemenliğine bırakılarak tarımda sömürü sürdürüldü. Tüketiciler ise tüccarlar eliyle yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm edildi.

Anketler

Kimler Sitede